“Dindarlık İddiası Siyasetin Aynasıdır” Tartışması: Bilal Erdoğan’ın Sözlerine Sert Yanıt

Bilal Erdoğan’ın “dindar olan insan iyidir” yargısının toplumsal olarak yeniden güçlendirilmesi gerektiğine dair açıklaması, siyasetin dinle kurduğu ilişkiyi yeniden tartışmaya açarken, ekonomist Serkan Özcan’dan gelen yanıt, iktidarın uzun yıllara yayılan uygulamalarını bu iddianın turnusol kâğıdı olarak işaret etti.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın, dindarlığın toplumsal algısının yeniden inşa edilmesi gerektiğine yönelik sözleri, kamuoyunda geniş yankı uyandırdı. Erdoğan, Müslümanların dini “doğru temsil etmesi”nin yolunun, iyiliğin kaynağının dindar insanlarla özdeşleştirilmesinden geçtiğini savundu. Açıklama, din, ahlak ve siyaset arasındaki sınırların yeniden sorgulanmasına neden oldu.

Bilal Erdoğan’ın bu sözlerine sosyal medya hesabından yanıt veren Serkan Özcan, iktidarın yaklaşık 23 yıldır “ülkedeki bütün Müslümanları temsil ettiği” iddiasıyla siyaset yaptığını hatırlattı. Özcan’a göre bu iddia, sadece söylemleri değil, iktidarın icraatlarını da dini ve ahlaki bir ölçüte tabi kılıyor. “Günah da sevap da bu iddianın içine girer” ifadesiyle, siyasal sorumluluğun kapsamını genişleten bir eleştiri dile getirildi.

Ekonomi, Adalet Ve Vicdan Üzerinden Eleştiri

Özcan, paylaşımında somut örnekler üzerinden “iyiliğin kaynağı” iddiasını sorguladı. Emeklilere yapılan sınırlı zam, sosyal adalet iddiasıyla çelişen bir örnek olarak gösterilirken; sahur vakti yapılan ev baskınları ve uzun tutukluluk uygulamaları, iktidarın adalet ve vicdan anlayışının dini referanslarla bağdaşıp bağdaşmadığı sorusunu gündeme taşıdı. Eleştiriler, dindarlık söylemi ile devlet pratiği arasındaki mesafenin açıldığı iddiası etrafında yoğunlaştı.

Özcan’ın mesajında öne çıkan bir diğer vurgu ise dinin ve dindarlığın “siyasi ve fani hesaplardan” arındırılması temennisi oldu. Bu yaklaşım, iktidarın dini söylemi siyasal meşruiyet aracı olarak kullanmasına yönelik eleştirilerin daha geniş bir toplumsal karşılık bulduğuna işaret ediyor. Tartışma, Türkiye’de dinin kamusal alandaki rolü ve siyasal iktidarla kurduğu ilişkinin sınırları konusunda süregelen gerilimi bir kez daha görünür kıldı.