liste aritmetiği
Biliyorum; burada ve benzeri “ortamlarda” yazdıklarımdan –ya da söylediklerimden- ötürü birçok arkadaş –ve eski arkadaş- kızıyor. Hafiften öfkeleniyor da olabilirler; yok saymak, görmezden gelmeyi yeğlemek: “yolda görünce yolumuzu değiştiriyoruz” derler ya pek de espri değildir aslında; ya da yazılanları bir “sayıklama” olarak değerlendirmek, nitelendirmekte belki de onlar için en iyisi! Aslında çok çok çok az da benim gerçeğime karşı onların eleştiri ya da itirazı fena da olmazdı hani. Diğer taraftan bu şekilde bir varoluşu savunmak için sayısız argümana da sahip olduklarını biliyorum; sıkça dediğim gibi bolca derin teorik abla-abi!
Agresif gibi görünen bir giriş oldu ama aslında bence değil, o halde devam edelim! “Teşbihte hata olmaz” derler; 90’lı yılların ilk yarısından itibaren Fikret Kızılok’un sık olmasa da rutin aralıklarla, hemen hemen iki yılda bir aklıma gelen nakaratı “Süleyman hep başbakan/ başbakan hep Süleyman” olan bir şarkısı vardı. Aynı rutin aralıklarla, iki yılda bir, herhangi bir şekilde önüme düşen hekimlerin ngo’suna dair listeler bana bu şarkıyı anımsattı bir kez daha. Hep Süleyman olan” tek tek kişilerden ziyade bir bütün olarak listedeki isimler; o isimler, o yüzler… (Kuşkusuz arada travmatik dönemlerde olmuyor değil!) Neredeyse 30 yıldır hiç değişmiyor, bu bağlamda değişen sadece yaş ortalaması; altmıştan yukarı doğru gidiş! Önceki sene listenin ikinci sayfasında bu sene birincide, sekiz sene önce ikinci ya da 4. Sayfada olan bu sene ilk sayfada, bir iki dönem “istirahatin” ardından bir bakıyorsun en önemli görevlere adayım dercesine yeniden listede, vesaire; 52’lik destenin hani oyun başlamadan yaparlar ya, karıştırılıp dağıtılması gibi ya da 52 kişilik eş başkanlık sistemi!
Bu listelerde değişmeyen ve neredeyse kurguyu çöküşe götürebilecek bazı sabitlenmelerde var; işte bir ikisi: neredeyse hiç genç hekim yok, herhalde “odaların” böyle bir sorunu yok ya da genç hekimlerin onların varlığından haberi yok ya da genç hekimlere yönelik bir programları yok ya da “ordinaryüs” mertebesine erişmiş ablalar-abiler gençleri istemiyorlar. Ya da genç hekimlerde buralara yönelecek bir program, uyaran, vizyon ya da gereksinim yok. Çokça “ya da” eklenebilir, bu görüntü değişmiyor ne yazık ki… Bir diğer mevzu aile hekimlerinin ve pratisyen hekimlerin listelerde sayılarıyla ters orantılı temsil edilmesi ya da kendilerine yer verilmemesi. Bu haliyle bir “özel hekimler” derneği görüntüsünün iyiden iyiye hâkim olması; aslında oda ile mesafeli ilişki kuran hekimlerde otuz ya da yirmi yıl öncede var olan bir düşünceydi bu “özel” sorunu; pratisyen hekimlerde odaları tarafından hep göz ardı edildiklerine dair bir düşünce hep vardı. Diğer taraftan; “sağlıkta sömürünün örneği olarak tanımladıkları özel muayene-özel hastane hekimlerinin listelerde güçlü bir şekilde yer alması… “ekmek parası” argümanı her daim meşru kılıcı! Bir diğeri: kuşkusuz “o vakte kadar” odanın/TTB’nin önünden bile geçmemiş isimlere ait popülerlik gelecek oyların artmasını sağlayabilir gibi düşünülüyor mu ne; bu yaklaşım sonradan öngörülemeyen “şeylere” neden olsa da; CV / başkanlık heveslilerini, narsisizmden mustarip küstürmek gibi!
Tam bu satırları yazarken, emin olun karma dedikleri bu olsa gerek, önüme benzer logo ile bir liste daha düştü. Belki de bir şaka ya da gecikmiş bir sosyal medya gönderisi? Değil! Aynı seçime benzer şekilde hazırlanmış bir liste daha; başkanlık hevesleri devam ediyor olsa gerek. Ne olacak şimdi; günlerce süren “derin” pazarlıklar “ortak liste” için; pazarlığa katılım önemli, önceki paragrafta sıfatlandırılan abiler ablalar 70’lerden arta kalan 90’larda revize edilen kimi aidiyetlerini temsil etme çabasında yoğun bir süreç! Pazarlık ve sonucunda oluşan ortak liste; bir sorun olarak pazarlık son yılların başlıca hareketi; aslında ister NGO ister STÖ adına ne derseniz deyin bir bitiyor olma halinin ifadesi değil mi?
Oy verenler ise tüm bu süreçlerden bihaber, sanki “onların” gözünde sadece kitle ya da kelleden ibaret! Kazanılan ise bir şekilde listede yer almak, kazanan ise sadece ve sadece –ne yazık ki- ego! Şimdi de Ortaçgil’den Oyuna Devam…
Belki de asıl sorulması gereken soru şudur; meslek örgütleri son kırk yıllık tarihlerinde hekimlerin özlük hakları, ekonomik sosyal güvenceleri vs. konularda herhangi bir olumlu gelişmeye başarıya katkı sağlamışlar mıdır? Yoksa mesele sadece gelenek dedikleri aidiyetleri temsil etme ya da “orada” var olma mücadelesi ve başarısı mıdır?
*
Bir anı; yıllar yıllar öncesinde, şimdilerde “mücadelesine” başka mecralarda devam eden bir oda yöneticisi hekimlerim maaşında bugünün değeriyle 500TL’lik bir artışı büyük bir başarı olarak pazarlıyordu…
endikasyon sorunu-sorusu
Geçtiğimiz ay eklem sorunum ve yumuşak doku enfeksiyonu tedavisi amacıyla bir aile hekimine başvurduğumda bana “antienflamatuar ve antibiyotik ne yazık ki yazamayacağını” büyük bir pişkinlik ya da etik olgunlukla ifade etti. Bana “paracetamol ile idare edin” diyordu “geçmiş olsun” ardından!
Nedeni bildiğiniz gibi; mevzuata göre “bazı” ilaçlarda “hekim il ortalamasının” üstünde reçetelendiği takdirde maaştan kesinti olmasıydı; “başka” aile hekimlerine sorarak öğrendiğim kadarıyla üç-dört bin TL kadar! Bu “mevzuat” açıklandığında anımsıyorum hekimlerin mebzul miktardaki örgütleri, sendikaları (bir not: sadece aile hekimlerinin üye olduğu olabileceği damıtılmış sendikalar var; evet sendika ve sendika kavramı nasıl yozlaştırılır diye sorarsanız yanıt “böyle”) “ayağa kalkmıştı”. Neden olarak hekimlerin reçetesine yapılan maliye otoritesinin bir müdahalesi gösteriliyordu. Hekimlerin mesleki özgürlüğü kısıtlanıyordu. Retorik!
Daha sonra, gereksizde olsa bir meraklılık hali; çok sayıda eczaneye üşenmeyip durumu sordum; gözlemsel bir araştırma! Eczacıların yanıtı “ilgili ilaçların reçetelenmesinde ciddi bir azalma var” şeklinde oldu. O halde birkaç aşamalı bir soru: hekimler maaşları azalacağı düşüncesiyle endikasyon olduğu halde bazı ilaçları reçetelemiyorlar mı ya da bu mevzuat çıkmadan öncesine göre reçeteleme oranında ciddi bir azalma söz konusuysa önceden endikasyon olmadan bu ilaçlara reçetelerinde yer veriyorlar mıydı ya da endikasyonlara göre tedavi planlarında bir değişikliğe mi gittiler, gereksizce ya da herhangi bir nedenle? Aklıma ilaç firmaları hekim ilişkisine dair anılar geldi…
estetik sorunu
Bu bir tekrar olacak; ne yazık ki gittikçe büyümekte olan bir sorun, tekrarlamakta sakınca yok… Meslek hayatımın son birkaç yılı genç aile hekimlerinin katıldığı eğitim toplantılarıyla geçti ve bu dönemde yüzlerce –ve belki de bir iki bin- genç hekimi gözlemleme fırsatım oldu. Açılışın ardından yapılan tanışma toplantısın da kendilerine “nasıl bir gelecek planladıkları” sorulur. Bir kısmı “uzmanlık düşündüğünü” bir kısmı “yurt dışına kaçmayı” planladığını söyler. Aile hekimliğinde devam edeceğini söyleyenler arasındaki önemli bir kısmı ise “bir güzellik kursuna” gidip, belgelendirildikten sonra –bunu sertifika olarak adlandırıyorlar- bu alanda çalışacağını ya da ayrılıp bu alanda özel çalışacağını ifade ediyordu; “orada sıkı para var”. Vah ki vah altı+ yıllık tıp eğitimine! Sadece genç hekimler mi; hayır. Süreklilik kazanmış yüzlerce bin lira karşılığı verilen “sertifikalar” aracılığı ile her yaştan çok sayıda hekim -binlerce ve binlerce- bu kursların müdavimi; aile hekimliği odalarında (birim!) artık bu işlerde yapılıyor. Özel ya da merdiven altı! Kanıta dayalı tıp ya da etik yerini kanaate ve getiriye bağlı müdahale teknisyenliğine dönüştürülmüş durumda; ne yazık ki mesleki varoluşa dair bir sorgulama yok. Bir eğitim sorunu! Ve görünen o ki bu mekânların ve bu “teknisyenlerin” jargonuyla “botox dürtme” ya da “saç kondu” işi büyüyerek devam edecek.
- Sağlıkta Çöküşün Öteki Öyküleri 8 - 7 Mart 2026
- DİPNOTLAR 7 - 15 Ocak 2026
- Dipnotlar 6 - 20 Kasım 2025

















