Berlin doğumlu, Hamburg’u vatan edinen İlker Çatak, “Altın Ayı” ödüllü yeni filmi “Gelbe Briefe” (Sarı Mektuplar) ile sinemalarda. Sanatı ve politik duruşu ustaca harmanlayan yönetmen, “Öğretmenler Odası”nın Oscar adaylığının ardından gelen uluslararası başarıyı tevazu ile karşılıyor. Çatak, sanat özgürlüğünün sınırlarını ve çift kültürlü kimliğin getirdiği sorumluluğu sorgularken, yeni projesiyle 2028’i hedefliyor.
Berlinale’den Sinemalara: “Gelbe Briefe”
Şubat ayında düzenlenen Berlin Uluslararası Film Festivali’nde (Berlinale) “Altın Ayı” heykelciğini kucaklayan İlker Çatak’ın yeni filmi “Gelbe Briefe” (Sarı Mektuplar), görkemli bir galayla Hamburg’da izleyiciyle buluştu. 2024’te “Das Lehrerzimmer” (Öğretmenler Odası) ile Oscar’a aday gösterilen 42 yaşındaki yönetmen, bu kez kamerasını politik baskının birey ve aile üzerindeki yıkıcı etkisine çeviriyor. Film, bir tiyatro oyuncusu ve yazar-profesör olan Türk kökenli bir çiftin, eleştirel düşünceleri nedeniyle giderek artan bir politik baskı altında kalmasını konu alıyor. Hamburg’un silüeti, Elbe Nehri ve Elbphilharmoni konser binası, Çatak’ın sinemasının vazgeçilmez fonu olmaya devam ediyor.
Fatih Akın ve “Kanaken” Söylemi: Çifte Kültürün Zenginliği
Almanya’nın iki büyük kültür kenti arasında bir kariyer inşa eden Çatak için Hamburg’un yeri ayrı. İstanbul’da liseyi bitirdikten sonra doğduğu şehir Berlin’e dönmek yerine Hamburg’a yerleşen yönetmen, sinema sektöründe çeşitli işlerde çalışarak “birçok kapı aşındırdığını ve gururunu yuttuğunu” söylüyor. Ona göre dönüm noktası, Hamburg Medya Okulu’ndan (Hamburg Media School) gelen davetti. “Bu okul bana hem sağlam bir eğitim hem de çok değerli bir ağ kazandırdı,” diyor.
Bu yıllarda büyük rol modeli ise hemşehrisi ünlü yönetmen Fatih Akın’dı. Akın’ın, Çatak’ın Altın Ayı zaferi üzerine sosyal medyada paylaştığı “Känäks do better” (Kanaken daha iyisini yapar) sözü ise iki yönetmen arasında ince bir çizgiyi ortaya koyuyor. Çatak, bu söyleme mesafeli durarak, “İki kültürde büyümüş olmanın ve her ikisinden de beslenebilmenin harika olduğunu düşünüyorum. Başarının sırrı bence bu,” ifadelerini kullanıyor.
Sanat Özgürlüğü Kıskacında: Ne Tam Destek Ne Tam Sansür
Mütevazı kişiliği ve derinlikli bakışıyla dikkat çeken Çatak, filmlerinde olduğu gibi röportajlarında da kolay cevaplar vermekten kaçınıyor. “Gelbe Briefe”nin gösterime girdiği dönemde, Berlinale’deki politik açıklamalar etrafında koparılan fırtınanın kendisini sarstığını belirtiyor. Festivalde, aralarında kendisinin de bulunduğu bir grup yönetmenin imzaladığı bildirgede “Sanat özgürlüğü, her bir görüşe katılmak değil, o görüşleri ifade etme hakkını savunmaktır” vurgusu yapılmıştı.
Çatak, içinde bulunduğu açmazı şu sözlerle dile getiriyor: “Bu konular hakkında konuşmak giderek zorlaşıyor. Bir yanda kara listelere alınma korkusu, diğer yanda eğer bir şeyleri açıkça söylemezseniz, ismiyle anmazsanız sol kesimden tepki çekme korkusu.” Yönetmen, günümüzde kendini tam anlamıyla özgür hissetmediğini itiraf ediyor. İşte tam da bu noktada “Gelbe Briefe” devreye giriyor: Politikanın en mahrem alanlara, çiftlerin arasına nasıl sızdığını, uyum ile direniş arasındaki ince çizgide insanın nerede durması gerektiğini sorguluyor.
Kedilerden Esinlenen Yönetmenlik ve Yeni Projeler
Sosyal medyayı iki yıl önce tamamen terk eden Çatak için önemli olan, birkaç cümlelik paylaşımlar değil, derinlemesine bakmak ve anlatmak. Setlerinde de “an’a odaklanma” prensibiyle hareket ediyor. Usta yönetmen Michael Haneke’den devraldığı bu felsefeyi ilginç bir metaforla açıklıyor: “Birkaç yıldır iki kedim var. Kediler sizi daha iyi bir yönetmen yapar. Çünkü kedi köpek gibi değildir; kediyi okumak zorundasınız. O an sevilmek istemiyorsa sevilmez. Tıpkı bir film setinde oyunculara yaklaşmak gibi.”
Oscar adaylığının ardından uluslararası kapıların kendisine sonuna kadar açıldığını belirten Çatak, şu anda iki yeni proje üzerinde çalışıyor. Londra’dan gelen teklif, onu oldukça heyecanlandırmış. Kasım ayında Booker Ödülü’nü kazanan David Szalay’ın romanı Was nicht gesagt werden kann‘i (What Cannot Be Said) beyazperdeye uyarlayacak. “İlk elli sayfayı okur okumaz ekibime e-posta yazdım: ‘Arkadaşlar, uzun zamandır okuduğum en iyi şey bu, hemen bir araya gelmeliyiz!'” diyen yönetmen, filmin 2028’de izleyiciyle buluşmasını planlıyor.
- NHY / NDR Kultur

















