Türkiye’de son dönemde açıklanan resmi veriler, çocukların suça sürüklenmesi olgusunun yalnızca adli bir mesele değil; sosyal politika, eğitim, yoksulluk ve güvenlik mimarisiyle doğrudan ilişkili çok katmanlı bir sorun alanı haline geldiğini gösteriyor. İçişleri ve adalet kurumlarının paylaştığı veriler, özellikle ergenlik çağındaki çocukların suç istatistiklerinde ağırlık kazandığını ortaya koyarken, politika yapıcıların “cezai sorumluluk” ve “rehabilitasyon” ekseninde yeni düzenlemeleri tartıştığı görülüyor.
Yaş Dağılımı Ve Şiddet Suçlarında Görünürlük
İçişleri Bakanlığı verilerine göre 2025 yılında “suça sürüklenen çocuklar”ın yüzde 71’i 15–17 yaş grubunda, yüzde 29’u ise 12–14 yaş aralığında yer aldı. Aynı raporda, 2025’te gerçekleşen 1.764 kasten öldürme olayının 266’sında çocukların bulunduğu ve cinayet olaylarına karışan çocuk sayısının 478 olduğu bilgisi paylaşıldı. 2020–2025 döneminde ise çocukların karıştığı cinayet olaylarının toplamın ortalama yüzde 15’ini oluşturduğu belirtildi.
Bu tablo, çocuk suçluluğunun ağırlık merkezinin erken çocukluktan çok ergenlik dönemine kaydığını ve şiddet içeren suçlarda görünürlüğün arttığını gösteriyor. Uzmanlara göre bu yaş aralığı, eğitimden kopuş, kayıt dışı çalışma ve akran grupları üzerinden örgütlü yapılarla temasın en yoğun olduğu dönem olarak öne çıkıyor.
Suç Türlerinde Artış Ve Organize Yapıların Rolü
Resmi değerlendirmelerde çocukların karıştığı suç türlerinde dikkat çekici artışlar yer alıyor: kasten yaralamada yüzde 68, cinsel suçlarda yüzde 64 ve uyuşturucu bağlantılı suçlarda yüzde 144,8 artış bildirildi. Organize suçlarda çocukların kullanılmasına ilişkin vakaların ise yüzde 236,4 yükseldiği ifade edildi.
Güvenlik birimlerinin analizlerinde, suç örgütlerinin çocukları özellikle “düşük riskli” görülen alanlarda –örneğin kurşunlama veya uyuşturucu dağıtımı– araçsallaştırdığı vurgulanıyor. Mevcut yasal düzenlemelerin caydırıcılık kapasitesinin sınırlı kalmasının, çocukların örgütler açısından operasyonel bir unsur haline gelmesine yol açtığı değerlendirmesi yapılıyor.
Hukuki Çerçeve Tartışması: Ceza Ehliyeti Mi, Sosyal Politika Mı?
Raporda, bazı ağır suçlara karışan 15–18 yaş grubundaki çocuklar için “suçun yetişkin bilinciyle işlendiğinin” tıbbi değerlendirmeyle tespit edilmesi halinde ceza indiriminin uygulanmaması gibi öneriler yer aldı. Ayrıca çocukları uyuşturucu satışında kullananlara en az 15 yıl hapis cezası verilmesi ve kapalı kurumlarda kalan çocukların rehabilitasyon süreçlerinin sıkı izlenmesi gibi başlıklar da politika seçenekleri arasında sayıldı.
Bu yaklaşım, çocuk adalet sisteminde iki eğilimin aynı anda güç kazandığını gösteriyor: Bir yanda cezai sorumluluk yaşına ve yaptırımlara odaklanan güvenlik eksenli perspektif, diğer yanda ise rehabilitasyon ve sosyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesini savunan çocuk hakları yaklaşımı. TBMM’de yürütülen çalışmalar kapsamında risk faktörlerini belirlemeye dönük saha araştırmaları ve kapsamlı bir “çocuk paketi” hazırlanması planlanıyor.
Sosyoekonomik Zemin: Yoksulluk, Eğitimden Kopuş Ve Kent Çeperleri
Adalet ve güvenlik kurumlarının verileri, çocukların suça sürüklenmesinin çoğu zaman bireysel tercihten çok yapısal risk faktörleriyle ilişkili olduğunu ortaya koyuyor. Eğitimden erken kopuş, hane gelirindeki düşüş, düzensiz göç ve kent periferilerinde yoğunlaşan güvencesiz yaşam koşulları, çocukların suç ağlarıyla temas olasılığını artıran başlıca etkenler arasında gösteriliyor.
Bu nedenle birçok uzman, yalnızca ceza hukuku araçlarının genişletilmesinin sorunu çözmekte yetersiz kalacağını; okulda kalma oranlarını artıran politikalar, aile destek programları, gençlik istihdamı ve mahalle temelli sosyal hizmetlerin eş zamanlı güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor.
Politika Tercihlerinin Eşiğinde Bir Alan
Mevcut veriler, Türkiye’de çocukların suça sürüklenmesi meselesinin giderek daha fazla güvenlik politikalarının konusu haline geldiğini, ancak sorunun kök nedenlerinin sosyal politika alanında biriktiğini gösteriyor. Cezai sorumluluğu genişletmeye dönük öneriler kısa vadede caydırıcılık hedeflerken, uzun vadede kalıcı düşüşün ancak eğitim, refah ve eşitsizlikle mücadele başlıklarında atılacak adımlarla mümkün olabileceği yönünde geniş bir literatür oluşmuş durumda.
Bu çerçevede Türkiye’nin önünde duran temel tartışma, çocuk adalet sisteminin ağırlık merkezinin güvenlik mi yoksa sosyal onarım ve önleyici politika mı olacağı sorusunda düğümleniyor. Resmi veriler, her iki yaklaşımın da eş zamanlı fakat farklı önceliklerle gündemde tutulduğunu ortaya koyuyor.
Kaynaklar:
İçişleri Bakanlığı raporuna dayanan haber ve derlemeler; Türkiye’de çocukların suça sürüklenmesine ilişkin güvenlik ve adalet kurumlarının paylaştığı istatistikleri aktaran ulusal basın ve politika analizleri.












