Kızına yönelik cinsel istismar iddiasıyla yürüttüğü hukuk mücadelesiyle tanınan Fatma Nur Çelik ve 8 yaşındaki kızı Hifa İkra’nın Zeytinburnu’nda ölü bulunmasının ardından 8 Mart Kadın Platformu, “Bu bir şüpheli ölüm değil, adım adım örülmüş bir cinayettir” diyerek kamu makamlarını ve tarikat ilişkilerini hedef alan sert sorular yöneltti; olay, Türkiye’de kadın ve çocukların korunmasına ilişkin sistemsel zaafları yeniden gündeme taşıdı.
8 Mart Kadın Platformu, anne ve kızın cansız bedenlerinin bulunduğu İstanbul’un Zeytinburnu ilçesinde yürüyüş ve basın açıklaması düzenledi. Platform, aylardır kamuoyuna yaptığı çağrılarda can güvenliği tehdidi altında olduğunu söyleyen Fatma Nur Çelik’in korunmadığını savunarak, ilgili bakanlıklar ve yargı makamlarına “ihmal” ve “koruma zafiyeti” suçlamasında bulundu.
Tehdit İddiaları Ve Koruma Mekanizmaları
Platformun açıklamasında, Fatma Nur Çelik’in daha önce adliye önünde nöbet tuttuğu, kızına yönelik istismar iddialarına ilişkin raporlarla başvurduğu ve çok sayıda tehdit aldığını kamuoyuna duyurduğu vurgulandı. Çelik’in “Beni öldürecekler” diyerek açık çağrıda bulunduğu belirtilirken, bu beyanlara rağmen etkin bir koruma tedbirinin sağlanıp sağlanmadığı sorusu gündeme taşındı.
Türkiye’de 6284 sayılı Kanun kapsamında şiddet tehdidi altındaki kadınlara koruma kararı, uzaklaştırma ve güvenlik tedbirleri uygulanabiliyor. Ancak kadın örgütleri ve baroların raporları, uygulamada ciddi eksiklikler bulunduğunu ortaya koyuyor. Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu verilerine göre, öldürülen kadınların önemli bir bölümü daha önce resmi makamlara başvurmuş kişilerden oluşuyor.
Tarikat İddiaları Ve Kamu Sorumluluğu
Basın açıklamasında, istismar iddialarının bir vakıf ve dini yapılanma bağlantılı olduğu ileri sürüldü; söz konusu yapıların “sivil toplum” görünümü altında korunduğu iddia edildi. Platform, “faili koruyan nüfuzlu eller” ifadesiyle kamu görevlilerinin olası ihmallerini sorguladı.
İddialar arasında adı geçen kişi ve vakıf hakkında yargı sürecinin hangi aşamada olduğu, tutuklama ya da adli kontrol tedbirlerinin uygulanıp uygulanmadığına dair resmi makamlarca yapılmış ayrıntılı bir kamu bilgilendirmesi henüz bulunmuyor.
Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın davaya müdahil olup olmadığı ve çocuğa yönelik koruma mekanizmalarının işletilip işletilmediği de yanıt bekleyen başlıklar arasında.
Uluslararası insan hakları kuruluşları, Türkiye’de çocuk istismarı ve kadınlara yönelik şiddet vakalarında etkili soruşturma yükümlülüğünün altını çiziyor. Amnesty International ve Human Rights Watch raporlarında, özellikle dini yapılar ve kapalı topluluklarda yaşanan istismar iddialarında şeffaflık ve hesap verilebilirlik eksikliğine dikkat çekiliyor.
“İntihar” Tartışması Ve Etkin Soruşturma Talebi
Platform, olayın “intihar” olarak kapatılabileceği yönündeki olası ihtimale karşı açık uyarıda bulundu ve bağımsız, şeffaf ve çok yönlü bir soruşturma yürütülmesini talep etti. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadına göre, yaşam hakkı ihlali şüphesi bulunan vakalarda devletin yalnızca failleri değil, olası ihmal ve koruma zafiyetlerini de soruşturma yükümlülüğü bulunuyor.
Anne ve kızın ölümüne ilişkin adli süreç devam ederken, olayın adli tıp raporları ve kriminal inceleme sonuçları belirleyici olacak. Ancak kadın örgütleri, geçmiş örneklerde soruşturmaların gecikmesi veya etkisiz yürütülmesi nedeniyle kamu güveninin zedelendiğini hatırlatıyor.
8 Mart Eşiğinde Toplumsal Mesaj
Eylemin 8 Mart haftasında gerçekleştirilmesi, sembolik açıdan da dikkat çekici. Kadın hareketi, son yıllarda artan kadın cinayetleri ve çocuk istismarı vakaları karşısında devletin yükümlülüklerini yerine getirmediğini savunuyor.
Türkiye’nin 2021’de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi sonrası, kadın örgütleri koruma mekanizmalarının zayıfladığı görüşünde. Hükümet ise mevcut ulusal mevzuatın yeterli olduğunu ve şiddetle mücadelede kararlı olduklarını ifade ediyor.
Zeytinburnu’ndaki eylem, yalnızca iki can kaybının yasını değil; devletin koruma sorumluluğu, dini yapılarla kurduğu ilişki ve kadın-çocuk güvenliği konusundaki yapısal sorunları yeniden gündeme taşıdı.
Sistemsel Bir Soru
Fatma Nur Çelik’in aylar öncesinden dile getirdiği tehdit beyanları doğruysa, mesele münferit bir adli vakayı aşarak kurumsal sorumluluk alanına giriyor. Koruma başvurularının nasıl değerlendirildiği, hangi kurumların devreye girdiği, risk analizinin yapılıp yapılmadığı ve fail hakkında hangi tedbirlerin uygulandığı soruları yanıt bekliyor.
Zeytinburnu’nda yükselen “Kimi koruyorsunuz?” sorusu, yalnızca bir davaya değil; Türkiye’de kadınların ve çocukların yaşam hakkının ne ölçüde güvence altında olduğuna dair daha geniş bir tartışmanın ifadesi.
- NHY / 8 Mart Kadın Platformu Basın Açıklaması (Zeytinburnu)















