Hindistan ile İsrail arasındaki stratejik yakınlaşma artık yalnızca savunma sanayii ve istihbarat paylaşımıyla sınırlı değil; teknoloji, enerji, tarım ve siber güvenlik alanlarına yayılan çok katmanlı bir ortaklığa dönüşmüş durumda. Bu yakınlaşma, Hindistan’ın Avrupa Birliği (AB) ile hızlandırdığı kapsamlı ticaret anlaşması müzakereleriyle birlikte düşünüldüğünde, Ortadoğu ve Doğu Akdeniz jeopolitiğinde yeni bir eksen oluştuğunu gösteriyor. Bu eksen, Türkiye için hem ekonomik hem de siyasi anlamda dışlanma ve yalnızlaşma riskini barındırıyor.
Hindistan–İsrail Hattı: Güvenlikten Teknolojiye Uzanan Derinleşme
Hindistan ile İsrail arasındaki ilişkiler, 2017’de Başbakan Narendra Modi’nin İsrail ziyaretiyle sembolik bir eşik aşmıştı. O tarihten bu yana iki ülke arasında savunma sistemleri, insansız hava araçları, füze teknolojileri ve siber güvenlik alanlarında işbirliği hızlandı. İsrail, Hindistan’ın en büyük savunma tedarikçilerinden biri haline geldi.
Bu yakınlaşma, yalnızca ikili düzlemde değil; ABD’nin teşvik ettiği yeni bölgesel ekonomik ve lojistik koridor projeleriyle de örtüşüyor. Körfez ülkeleri üzerinden Avrupa’ya uzanan alternatif ticaret ve enerji güzergâhları, Türkiye’nin geleneksel transit avantajını zayıflatabilecek nitelikte.
AB–Hindistan Ticaret Hamlesi: Yeni Bir Ekonomik Blok Mu?
Avrupa Birliği ile Hindistan arasında yıllardır askıda kalan Serbest Ticaret Anlaşması müzakereleri son dönemde ivme kazandı. Brüksel, Çin’e olan ekonomik bağımlılığı azaltma stratejisi kapsamında Hindistan’ı kritik bir ortak olarak konumlandırıyor. Hindistan ise AB pazarına daha derin erişim sağlayarak üretim ve teknoloji kapasitesini küresel zincirlere daha güçlü entegre etmeyi hedefliyor.
Bu gelişme, İsrail’in yüksek teknoloji ve savunma sanayii kapasitesiyle Hindistan’ın demografik ve üretim ölçeğini birleştiren bir ekonomik-siyasi hattın Avrupa ile kurumsal bağlarını güçlendirebilir. Ortaya çıkabilecek bu üçlü (Hindistan–İsrail–AB) etkileşim, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu’da yeni bir güç dağılımı anlamına geliyor.
Ortadoğu Dengeleri Ve Türkiye’nin Konumu
Türkiye, son yıllarda dış politikada keskin zikzaklar, AB ile donmuş üyelik süreci ve Batı ile gerilimli ilişkiler nedeniyle jeopolitik ağırlığını sınırlayan bir tabloyla karşı karşıya. Türkiye’nin hem AB ile Gümrük Birliği’nin güncellenememesi hem de demokratik gerileme eleştirileri nedeniyle Brüksel’le siyasi mesafenin açılması, ekonomik entegrasyon kapasitesini zayıflatıyor.
Bu ortamda Hindistan’ın AB ile daha entegre hale gelmesi ve İsrail’le güvenlik-temelli stratejik ortaklığını derinleştirmesi, Türkiye’nin bölgesel denklemde “vazgeçilmez aktör” olma iddiasını aşındırabilir. Özellikle Doğu Akdeniz enerji projeleri ve lojistik koridor tartışmalarında Türkiye’nin dışlandığı alternatif hatların güç kazanması, ekonomik maliyet doğurabilir.
Ekonomik Ve Siyasi Yalnızlık Riski
Türkiye’nin son yıllarda Rusya ile Batı arasında denge siyaseti yürütme çabası, kısa vadede manevra alanı sağlasa da uzun vadede güven sorunu yaratıyor. AB ile üyelik perspektifinin fiilen donmuş olması ve ABD ile dönemsel krizler, Ankara’nın Batı ittifakı içindeki konumunu tartışmalı hale getiriyor.
Hindistan–İsrail–AB hattının kurumsallaşması halinde Türkiye, hem yatırım akışlarında hem de teknoloji transferinde görece geri planda kalabilir. Bu yalnızca ekonomik değil; diplomatik ve güvenlik boyutları olan bir yalnızlaşma riskidir. Zira yeni ittifaklar, sadece ticaret değil, normlar ve değerler etrafında da şekilleniyor.
Stratejik Çıkış Mümkün Mü?
Türkiye’nin bu tabloyu tersine çevirebilmesi, AB ile yapısal reformlara dayalı yeni bir güven inşası sürecine girmesine, hukukun üstünlüğü ve öngörülebilir ekonomi politikalarına dönmesine bağlı. Aksi halde Hindistan’ın yükselen ekonomik ağırlığı ve İsrail’in teknoloji-güvenlik kapasitesiyle kurduğu yeni ortaklıklar, Türkiye’yi bölgesel güç olma iddiasından daha dar bir jeopolitik alana sıkıştırabilir.
Ortadoğu’da yeni eksenler oluşurken, mesele yalnızca kimin kiminle yakınlaştığı değil; kimin hangi değerler ve kurumsal çerçeve içinde yer aldığıdır. Türkiye için asıl soru, bu yeni denklemde dışarıda kalmayı mı, yoksa yeniden merkezde konumlanmayı mı tercih edeceğidir.















