back to top
Ana Sayfa Haber Ekonomi Türkiye’de neoliberal popülizm, otoriterleşme ve kriz

Türkiye’de neoliberal popülizm, otoriterleşme ve kriz

Sonuç

Bu çalışmanın temel motivasyonlarından biri, sert bir neoliberal ekonomik programı uygulayan bir partinin aynı zamanda uzun süre iktidarda kalabilmesini sağlayan koşulların neler olabileceği sorusuna yanıt verecek bir araştırma çerçevesi önerebilmekti. İlgili literatürde Türkiye özelinde ve AKP deneyimi bağlamında bu soruya verilen yanıtlar ya kültürel ve ideolojik yönü ağır basan açıklamalara ya da söz konusu dönemde yeni kurulan sosyal yardım sisteminin iktidar partisine sağladığı avantajlara odaklanır. Neoliberal popülizm kavramı çerçevesinde yapılan analizler, genellikle ikinci kategoride yer alır. Yukarıda ana hatlarıyla önerdiğim çerçeve ise, yeni kurulan kısıtlı refah rejimi ile sağlanan sosyal içerilme yanında yoksulların finansal sistem tarafından içerilmesinin etkili bir telafi mekanizması oluşturduğunu ortaya koyuyor. On yedi yıla yaklaşan iktidar ömrü içinde AKP, ideolojik ve kültürel öğelerin yanında, bu iki telafi mekanizması sayesinde de, sert bir neoliberal programların yaratabileceği hoşnutsuzlukları maddi olarak törpüleyebilmiştir.

Ancak bu siyasi-iktisadi sistemin aksamadan işleyişi, başka pek çokları gibi, canlı bir ekonomik büyüme temposunun sürekliliğine bağlıdır. Tam da bu nedenle, 2013 sonrasında küresel krizin üçüncü aşamasının, aralarında Türkiye’nin de olduğu yükselen piyasa ekonomilerinde ekonomik yavaşlama olarak belirginleşmesi, neoliberal popülizmin işleyişi için gerekli olan maddi zemini erozyona uğratmıştır. Tesadüfi olmayan bir şekilde, 2013 sonrasındaki giderek sıklaşan ekonomik darboğazlar 2018’de başlayan bir krizle sonuçlanmış; yine aynı tarihten sonra yoğunlaşan siyasi krizler ise parlamenter sistemin sonu ile neticelenmiştir. Bu gelişmeler bize, Türkiye’deki neoliberal popülist deneyin bir yol ayrımına girdiğini gösteriyor. Popülizm tarafı törpülenmiş bir neoliberalizm (olası bir yeni IMF programı) ile neolibealizmden uzaklaşmayı göze alan bir yeni-kalkınmacı program, seçenekler arasında olabilir. Ancak yollardan hangisine sapılacağı, iktidar bloğundaki güç dengeleri kadar 2018-2019 krizinin nasıl seyredeceği ile ilgili olacaktır. Ancak her iki seçeneğin de Türkiye’deki otoriterleşme sürecini tersine çevirmeye olanak sağlayacak dinamikleri üretmesi beklenmemelidir.

(*) Doç. Dr., Berlin School of Economics and Law, e-mail: uemit.akcay@hwr-berlin.de

TOPLUM VE BİLİM 147 • 2019


[1] Bu tip bir uygulamanın Latin Amerika bağlamındaki analizi için Yalman’a (1985), Türkiye bağlamındaki tartışması için Boratav (1983) ve Keyder’e (2014) bakılabilir.

[2] OECD tanımlı sosyal harcamaların içeriği ve alt kalemleri şurada listelenmiştir: https://stats. oecd.org/Index.aspx?DataSetCode=SOCX_AGG

[3] Grafik 1 ve 2, Türkiye Bankalar Birliği (TBB), Tüketici Kredileri ve Konut Kredileri Yıllık Konsolide Raporları’nda yer alan verilerden hazırlanmıştır. Veride, kredi kullananların gelir durumunu gösteren bir tasnif de yer alır. Kredi alanların gelir durumuna göre yapılan tasnifteki gelir aralıklarının reel mi nominal mi olduğu, veride açıklanmamıştır. Makale yazım sürecinde ulaştığım TBB yetkililerinden aldığım bilgiye göre veri nominaldir, bir deflatörle uyarlama yapılmamıştır. Bu verinin ileride, özellikle 2018’de görüldüğü gibi enflasyonun yüksek seyrettiği yıllara göre uyarlanması, daha isabetli sonuçlara ulaşılmasına yardımcı olacaktır. Ancak veri bu haliyle de, Türkiye’de konut ve tüketici kredisi kullananların önemli bir kesiminin alt gelir grubunda yer aldığını gösterir. Makalede yer verdiğim grafikler, TBB’nin verilerinin herhangi bir uyarlama yapılmadan kullanılmasıyla hazırlanmıştır.

[4] Bilindiği gibi Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2016 yılında GSYH’nin hesaplanma yöntemini değiştirmiştir. Bu değişiklik ile ilgili kurum tarafından halen yanıtlanmamış pek çok soruyu bir kenara koysak dahi, değişikliğin 2009’den beri ilk kez ekonomik daralma yaşanan aylarda açıklanması ve eski seri ile yeni seri arasında dramatik farkların bulunması, Türkiye’deki verilerin güvenilirliğini zedeleyen bir uygulama olmuştur. Korkut Boratav, Tuncer Bulutay, A. Yavuz Ege, Oktar Türel, Rahmi Aşkın Türeli ve Ercan Uygur’un yazdıkları “Yeni Ulusal Gelir Serileri Üzerine Gözlem ve Değerlendirmeler” başlıklı çalışmada TÜİK’in GSYH revizyonundaki sorunlar detaylı olarak sıralanmıştır (Boratav vd. 2017). Eski seriye göre Türkiye ekonomisi 2013 sonrasında belirgin bir şekilde yavaşlıyor. Buna karşın yeni seride bu yavaşlama yine gözlenebilmesine rağmen eski seriye göre çok daha yüksek bir ortalama büyüme ortaya çıkıyor. Konu ile ilgili ayrıca Yeldan’ın (2016) ve Duman’ın (2017) çalışmalarına bakılabilir.

Ümit AKÇAY