Çin, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırısını resmen kınarken sahada etkisiz kalmayı tercih ederek dış politikasının pragmatik, çıkar odaklı ve çatışmalardan uzak durma önceliğini bir kez daha teyit etti.
Strateji: Beklemek ve Dengede Kalmak
Çin yönetimi, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri harekâtının duyulduğu ilk gün saatlerce resmi bir açıklama yapmayarak bekle‑gör tavrını sürdürdü. Sonunda yaptığı açıklamada “yüksek derecede endişe duyduğunu” söyleyip askeri operasyonların derhal durdurulması ve müzakerelerin yeniden başlaması çağrısı yaptı; ertesi gün dışişleri bakanı Wang Yi saldırıları “kabul edilemez” olarak nitelendirerek benzer temennileri yineledi. Ancak sahada hiçbir askeri ya da caydırıcı rol oynamadı. Pekin’in bu temkinli yaklaşımı, Çin’in son dönemdeki uluslararası krizlerde benimsediği çizgiyle örtüşüyor: güç kullanımı kınanır, fakat doğrudan müdahil olunmaz. Bu dış politika çizgisi, ülkenin yakın dönem hedefleri ve öncelikleriyle de uyumlu.
Çıkarlar: ABD İlişkileri, Ekonomi ve Jeopolitik
Çin, genişleyen askeri kapasitesine rağmen –örneğin İran ile ortak tatbikatlar ve 2017’den bu yana Cibuti’de üs bulundurma gibi adımlar– askeri gücünü kendi yakın çevresi dışına etkin şekilde yansıtmayı tercih etmiyor. Asya’daki çıkarlarını; özellikle Tayvan, Güney Çin Denizi ve ticaret yollarını önceliyor. Orta Doğu’da diplomasiye dahil olduğu alanlarda söz sahibi olmaya çalışsa da (örneğin 2023’te İran‑Suudi Arabistan arasında arabuluculuk) Washington’un Afganistan ve Irak’ta uzun süren savaşlarını birer uyarı olarak görüyor. Bu yüzden Pekin, bölgesel çatışmalarda güvenlik sağlayıcı konumuna sıcak bakmıyor.
Bu temkinli politika, Çin’in küresel jeopolitik etkinliğinin sınırlarını da gözler önüne seriyor. Washington merkezli düşünce kuruluşu uzmanları, Pekin’in sert güç hareketlerine karşı çıkıp söylemde rahatsızlığını dile getirebildiğini ama sahada meydana gelen gelişmeleri belirgin biçimde yönlendirecek kapasiteden uzak olduğunu vurguluyor.
Enerji ve Tedarik: İran’dan Bağımsızlaşma
İran, ham petrol ihracatında Çin için önemli bir kaynak olsa da Pekin’in enerji güvenliği kaygıları çok daha geniş bir çerçevede şekilleniyor. Çin’in İran’dan yaptığı günlük yaklaşık 1,4 milyon varillik petrol ithalatı (%13’lük deniz aşırı tedarik payı) bu krizle doğrudan kesintiye uğrasa da, halihazırda denizde yolda olan petrol sevkiyatları ve Rusya’dan indirimli alım gibi alternatifler Çin’in rafinerilerinin uyum sağlaması için zaman kazandırıyor. Çin’in uzun yıllardır tedarik kaynaklarını çeşitlendirme ve rezervlerini artırma stratejisi, İran’a olan bağımlılığı görece azaltmış durumda. Öte yandan Hürmüz Boğazı’nın kapanması gibi bölgesel enerji altyapısına yönelik tehditler Pekin’in asıl endişe duyduğu unsurlar arasında yer alıyor.
Askerî Yardım: Temkinli Mesafe
Analistler, Çin’in İran’a hızlı askeri destek verecek silah sevkiyatı veya benzeri somut bir yardıma yeltenmesinin beklenmediğini belirtiyor. Olası destek daha ziyade mevcut uzun vadeli savunma ticareti anlaşmalarıyla sınırlı kalabilir; çünkü Pekin, Washington ve müttefikleriyle doğrudan bir çatışma riskini göze almak istemiyor. Çin’in Ukrayna’ya yönelik ABD silah tedarikini eleştirmesi, ülkenin genel olarak silah sevkiyatının çatışmaları uzattığına dair söylemini güçlendirse de, İran’a doğrudan savunma teknolojisi transferi yönünde adım atma ihtimali düşük görülüyor.
NHY / Associated Press
















