Aydın’daki Söke Ovası, yoğun yağışların ardından geniş alanları su altında kalırken, uzmanlar taşkınların yalnızca iklim değişikliğiyle değil, nehir yataklarına yönelik insan müdahaleleri ve sulak alan tahribatıyla da bağlantılı olduğuna dikkat çekti.
Batı Anadolu’nun en büyük akarsuyu olan Büyük Menderes Nehri, tarih boyunca taşıdığı alüvyonlarla verimli tarım alanları oluştururken, dönemsel taşkınlarla da yerleşim ve üretim alanlarını tehdit etti. Son günlerde etkili olan yağışların ardından Söke Ovası’nın özellikle güney kesimlerinde geniş tarım arazileri suyla kaplandı; bölge, antik dönemlerdeki kıyı görünümünü andıran bir manzaraya büründü.
Ekolojik Araştırmalar Derneği (EKODOSD) tarafından yapılan açıklamada, yaşanan taşkının yalnızca aşırı yağışlarla açıklanamayacağı vurgulandı.
Taşkınların Nedeni: İklim Mi, İhmal Mi?
Uzmanlara göre değişen iklim rejimi yağış karakterini etkiliyor; ancak taşkın riskini artıran temel faktörler arasında insan kaynaklı müdahaleler öne çıkıyor.
Nehir ve dere yataklarında yapılan hatalı düzenlemeler, kurak dönemlerde alınması gereken önlemlerin ertelenmesi, devrilmiş ağaç kütükleri ve biriken malzemelerin temizlenmemesi, havza boyunca taşınan atıkların köprü ayaklarını tıkaması gibi unsurlar suyun doğal akışını engelliyor. Bu durum, taşkın anında suyun geniş alanlara yayılmasına yol açıyor.
Bölgedeki gözlemler, Akçakaya, Burunköy ve Bağarası ovalarında tarım arazilerinin tamamen su altında kaldığını gösteriyor.
Azmaklar: Doğal Tampon Alanlar
Büyük Menderes Nehri’nin tarih boyunca yatak değiştirmesi sonucu oluşan eski nehir kıvrımları, yerel adıyla “azmaklar”, taşkın dönemlerinde doğal rezervuar işlevi görüyor.
Bu alanlar aşırı yağışlarda fazla suyu bünyesinde toplayarak taşkının etkisini azaltıyor; kurak dönemlerde ise bölge için bir “yaşam sigortası” görevi üstleniyor. İçlerinde biriken su, yalnızca tarımsal üretim için değil, zengin biyoçeşitlilik açısından da hayati önem taşıyor.
Azmaklar, göçmen kuşların konaklama ve üreme alanı olmasının yanı sıra su samuru gibi memelilere ve çok sayıda sucul canlıya ev sahipliği yapıyor. Kargı ve kamış topluluklarıyla çevrili bu sulak alanlar, ekosistemin dengesini sağlayan kritik habitatlar arasında yer alıyor.
Tahribat Ve Sanayi Baskısı
EKODOSD’ye göre bazı azmak alanlarının doldurulduğu, organize sanayi tesislerinden kaynaklanan atıklarla kirliliğe maruz kaldığı ve sulak alanların geri dönüşsüz şekilde zarar gördüğü belirtiliyor.
Uzmanlar, yoğun yağışların her yıl tekrarlanmayabileceğine işaret ederek, kurak dönemlerde su tutma kapasitesi yüksek bu doğal alanların korunmasının hem tarımsal sürdürülebilirlik hem de ekolojik denge açısından zorunlu olduğunu vurguluyor.
Taşkın günlerinde fazla suyu depolayan, kurak günlerde yaşamı ayakta tutan azmakların korunmasının, yalnızca doğa koruma değil aynı zamanda ekonomik bir gereklilik olduğu ifade ediliyor.
Antik Coğrafyaya Dönüş
Tarihsel kaynaklara göre Söke Ovası ve çevresi antik dönemde denizle daha iç içe bir coğrafyaya sahipti. Nehrin taşıdığı alüvyonlar zamanla deltayı genişleterek bugünkü verimli tarım alanlarını oluşturdu. Son taşkınlar, ovanın bu tarihsel geçmişini hatırlatan bir tablo ortaya koydu.
Uzmanlara göre mesele yalnızca bir doğa olayı değil; su yönetimi politikalarının, havza planlamasının ve sulak alan koruma stratejilerinin yeniden ele alınmasını gerektiren yapısal bir sorun.
- NHY / EKODOSD (Kuşadası Ekosistemi Koruma ve Doğa Sevenler Derneği) açıklaması

















