back to top
Ana Sayfa Haber Ekonomi Migros Depo Direnişi, Türkiye’nin Sendikal Çıkmazını Çıplaklaştırdı

Migros Depo Direnişi, Türkiye’nin Sendikal Çıkmazını Çıplaklaştırdı

BirGün yazarı ve çalışma yaşamı uzmanı Aziz Çelik’e göre Migros depo işçilerinin direnişi, yalnızca taşeron düzeninin çöküşünü değil; Türkiye’de sendikal barajlar, yetki sistemi ve temsil krizinin artık sürdürülemez hale geldiğini de bütün açıklığıyla ortaya koydu.

Taşeron Düzeni Ve Lojistikte Derin Sömürü

Türkiye genelinde süren işçi direnişleri arasında en öğretici örneklerden birinin Migros depo işçilerinin mücadelesi olduğunu belirten Aziz Çelik, lojistik sektöründeki taşeronlaşmanın ağır çalışma koşulları, düşük ücretler ve sistematik sendikasızlaştırma üzerinden kurulduğunu vurguluyor. Çelik’e göre Migros yönetiminin, depo faaliyetlerinin “asıl işin ayrılmaz parçası” olduğunu kabul etmesine rağmen bu işi çeyrek asır boyunca taşeronlara devretmesi, muvazaalı bir istihdam modelinin açık itirafı niteliğinde.

Çelik, depo işçilerinin kadroya alınmasının ancak fiili direnişle mümkün olabildiğine dikkat çekerek, bu durumun Türkiye’de hak aramanın hâlâ müzakere değil baskı ve çatışma üzerinden şekillendiğini gösterdiğini ifade ediyor.

Kazanım Var, Ama İşten Atmalar Gölge Düşürüyor

Aziz Çelik’e göre direnişin en önemli kazanımı, taşeron sisteminin tasfiye edilmesi ve depo işçilerinin ana şirket bünyesine alınması oldu. Ücretler ve mali haklar konusunda da ilerleme sağlandığını belirten Çelik, buna karşın direniş sürecinde işten çıkarılan 284 işçinin durumunun çözülmemesinin ciddi bir meşruiyet sorunu yarattığını vurguluyor.

Çelik, barışçıl toplu eylem hakkını kullanan işçilere yönelik kolluk müdahalesi ve işten çıkarmaların hem hukuka hem de evrensel çalışma normlarına aykırı olduğuna dikkat çekerek, Migros yönetiminin “yeni bir sayfa” açmak istiyorsa işten atılan tüm işçileri geri alması gerektiğini söylüyor.

Sendikal Yetki Ve Temsil Krizi Yeniden Gündemde

Migros direnişinin, Türkiye’deki sendikal sistemin yapısal krizini görünür kıldığını belirten Çelik, 12 Eylül sonrası inşa edilen işkolu barajları ve yetki mekanizmalarının işçilerin sendika seçme özgürlüğünü fiilen ortadan kaldırdığını savunuyor. Ocak 2026 verilerine göre 247 işçi sendikasından yalnızca 58’inin yüzde 1’lik işkolu barajını aşabilmiş olması, bu sistemin tıkandığının somut göstergesi olarak değerlendiriliyor.

Çelik, depo işçilerinin 16 No’lu işkolundan 10 No’lu işkoluna geçirilmesiyle birlikte yaşanan temsil tartışmasının, sendikalar arası bir rekabetten çok, işverenlerin hukuksuz müdahaleleriyle derinleştiğini belirtiyor. İşverenlerin işçilerin sendikal tercihine müdahalesinin ise Türk Ceza Kanunu’na göre suç olduğunu hatırlatıyor.

Çözüm Önerisi: Referandum Ve Barajların Kaldırılması

Aziz Çelik’e göre çözüm, işçilerin iradesini doğrudan esas alan sendikal referandum mekanizmasının hayata geçirilmesi ve işkolu barajlarının kaldırılması. Referandumun “işçinin kantarı” olduğunu vurgulayan Çelik, sendikal meşruiyetin ancak bu yolla sağlanabileceğini savunuyor.

Migros depo direnişinin, yalnızca lojistik sektöründeki sömürüyü değil; Türkiye’deki sendikal demokrasi krizini de bütün çıplaklığıyla ortaya koyduğunu belirten Çelik, bu deneyimin sendikal sistemde köklü bir reform için önemli bir tarihsel eşik olduğunu ifade ediyor.


Kaynaklar:
– Aziz Çelik, Migros direnişinin öğrettikleri, BirGün Gazetesi
– Türk Ceza Kanunu, Madde 118
– Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı sendika istatistikleri (Ocak 2026)