Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, transatlantik köle ticaretini “insanlığa karşı en ağır suç” olarak tanırken; ABD, Birleşik Krallık ve AB ülkelerinin tazminat ve hukuki sorumluluk tartışmalarında geri durması, tarihsel yüzleşmenin sınırlarını gözler önüne serdi.
Tarihsel Tanıma Ve Küresel Oylama
Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda kabul edilen karar, Afrikalıların köleleştirilmesini ve transatlantik köle ticaretini en ağır insanlık suçlarından biri olarak tanımlayarak uluslararası alanda güçlü bir sembolik eşik oluşturdu. Gana’nın öncülüğünde sunulan karar, 123 ülkenin desteğiyle kabul edilirken; ABD, İsrail ve Arjantin karşı oy kullandı, Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği üyesi ülkeler ise çekimser kaldı.
Karar metni yalnızca tarihsel bir tanıma ile sınırlı kalmayıp, köleliğin günümüze uzanan etkilerine dikkat çekerek ırkçılık, yapısal eşitsizlik ve neo-sömürgecilik tartışmalarını da gündeme taşıdı. Bu yönüyle metin, geçmiş ile bugün arasında doğrudan bir bağ kurarak küresel ölçekte “onarım adaleti” tartışmasını kurumsal bir zemine taşıdı.
Batı’nın Hukuki Çekinceleri Ve Siyasi Mesafesi
Amerika Birleşik Devletleri, karara karşı çıkarak tarihsel suçların günümüz uluslararası hukuku çerçevesinde tazminat yükümlülüğü doğuramayacağını savundu. ABD temsilcileri, ayrıca “insanlığa karşı suçlar arasında hiyerarşi kurulmasına” itiraz ederek metnin kavramsal çerçevesini eleştirdi.
Benzer şekilde Birleşik Krallık ve Avrupa Birliği, köleliğin tarihsel vahşetini kabul etmekle birlikte, metnin hukuki sonuçlar doğurabilecek diline mesafeli yaklaştı. Özellikle geriye dönük tazminat taleplerinin uluslararası hukukta karşılığı olmadığı yönündeki vurgu, Batı’nın tarihsel sorumluluğu tanıma ile maddi ve siyasi yükümlülük üstlenme arasına net bir çizgi çektiğini ortaya koydu.
Gana’nın Adalet Çağrısı Ve Küresel Güney Perspektifi
Kararın mimarlarından Gana ise süreci hukuki teknik tartışmaların ötesinde, tarihsel yüzleşme ve onarım meselesi olarak ele alıyor. Gana Cumhurbaşkanı John Dramani Mahama, kararın “hafızayı koruma ve iyileşme yolunu açma” anlamı taşıdığını vurgularken, Dışişleri Bakanı Samuel Okudzeto Ablakwa tazminat taleplerinin bireysel kazanç değil, yapısal eşitsizliklerin giderilmesine yönelik olduğunu ifade etti.
Bu yaklaşım, köleliğin mirasının yalnızca geçmişte kalmadığını; günümüzde de ekonomik, sosyal ve ırksal eşitsizlikler üzerinden sürdüğünü savunan Küresel Güney perspektifini yansıtıyor. Karar, bu anlamda tarihsel adalet ile güncel eşitsizlikler arasında bağ kuran siyasi bir metin niteliği taşıyor.
Küresel Uzlaşma Ve Derin Ayrışma
Oylama sonucu, köleliğin tarihsel bir suç olduğu konusunda geniş bir uzlaşma bulunduğunu; ancak bu suçun bugünkü karşılığının ne olacağı konusunda derin bir ayrışma yaşandığını ortaya koydu. Birleşmiş Milletler çatısı altında alınan bu karar, bağlayıcı olmasa da küresel normları şekillendirme gücü taşıyor.
Ancak Batı’nın çekinceleri, tarihsel sorumluluğun sembolik düzeyde kabul edilmesi ile somut politik ve ekonomik sonuçlar doğurması arasındaki gerilimi açık biçimde ortaya koyuyor. Bu gerilim, önümüzdeki dönemde “onarım adaleti” tartışmalarının uluslararası siyasetin temel başlıklarından biri olmaya devam edeceğine işaret ediyor.

















