back to top
Ana Sayfa Haber İzmir’de Mülkiyet Krizi: Meslek Fabrikası Üzerinden Yükselen Siyasi Gerilim

İzmir’de Mülkiyet Krizi: Meslek Fabrikası Üzerinden Yükselen Siyasi Gerilim

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin kamusal yatırımla restore ederek eğitim merkezine dönüştürdüğü Meslek Fabrikası’nın mülkiyetine, dava süreci devam ederken el konulmak istenmesi; yerel yönetim ile merkezi idare arasındaki gerilimi yeni bir aşamaya taşıdı.

Mülkiyet Tartışması Ve Hukuki Süreç

İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde faaliyet gösteren Meslek Fabrikası’nın bulunduğu yapı, 1926’da Mustafa Kemal Atatürk’ün imzasıyla belediyeye devredilmiş, 2007 yılında ise vakıf şerhi için gerekli bedel ödenerek mülkiyeti tamamen belediyeye geçmişti.

Belediye tarafından yaklaşık 17 milyon liralık yatırımla restore edilen ve bugüne kadar 145 binden fazla yurttaşa mesleki eğitim sağlayan yapı, 2025 Ekim ayında Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından belediyeye önceden bildirim yapılmaksızın tapuda kendi adına tescil edildi.

Bu gelişme üzerine açılan davada mahkeme ilk etapta ihtiyati tedbir kararı verse de, söz konusu tedbir daha sonra kaldırıldı. Mart 2026 itibarıyla tahliye sürecinin başlatılması, hukuki sürecin devam ettiği bir dosyada fiili durum yaratıldığı eleştirilerini beraberinde getirdi.

Siyasi Gerilim Ve Yerel Yönetimlere Müdahale İddiası

Güldem Atabay başta olmak üzere muhalefet cephesinden gelen tepkiler, sürecin yalnızca bir mülkiyet ihtilafı olarak değerlendirilemeyeceğine işaret ediyor. Açıklamalarda, merkezi yönetimin yerel seçimlerde elde edemediği siyasi sonuçları idari ve hukuki araçlar üzerinden telafi etmeye çalıştığı iddiası öne çıkıyor.

Bu bağlamda Meslek Fabrikası tartışması, son dönemde Cumhuriyet Halk Partisi yönetimindeki belediyelere yönelik artan denetim, soruşturma ve müdahale iddialarının yeni bir halkası olarak yorumlanıyor.

Kamusal Fayda Ve Toplumsal Tepki

Meslek Fabrikası’nın yalnızca bir taşınmaz değil, aynı zamanda sosyal politika aracı olduğu vurgulanıyor. Yüz binlerce yurttaşa mesleki eğitim sağlayan bir kamusal yapının statüsünün tartışmalı biçimde değiştirilmesi, “kamu yararı” ilkesinin zedelendiği eleştirilerine yol açtı.

Sürece karşı çıkan yurttaşlara yönelik güvenlik müdahaleleri ve biber gazı kullanıldığı iddiaları ise gerilimi sahaya taşıdı. Bu durum, mülkiyet tartışmasının ötesine geçerek temel hak ve özgürlükler bağlamında da yeni bir tartışma alanı yarattı.

Hukuk Devleti Tartışması Ve Olası Sonuçlar

Devam eden dava sürecine rağmen tahliye girişiminin başlatılması, “yargı süreci tamamlanmadan idari tasarrufla sonuç alma” eleştirilerini güçlendiriyor. Uzmanlara göre bu tür uygulamalar, hukuk devleti ilkesinin işleyişine dair soru işaretlerini artırırken; merkezi idare ile yerel yönetimler arasındaki kurumsal gerilimi daha da derinleştirme potansiyeli taşıyor.

Önümüzdeki süreçte mahkemelerin vereceği karar, yalnızca bir mülkiyet ihtilafını değil; Türkiye’de yerel yönetimlerin yetki alanı ve merkezi idarenin müdahale sınırları açısından da emsal niteliği taşıyabilir.


  • NHY / ANKA Haber Ajansı, Güldem Atabay’ın kamuya açık açıklamaları