Almanya’da yayımlanan taz gazetesinde yer alan analiz, filozof Eva von Redecker’in “yeni faşizm” kavramsallaştırması üzerinden, günümüz aşırı sağ yükselişini bireyselleşme, mülkiyet algısı ve “sertlik arzusu” ekseninde yeniden tartışmaya açıyor.
Faşizm Mi Otoritarizm mi? Kavramların Sınırında Bir Tartışma
Almanya’da özellikle AfD’nin oy oranındaki artış üzerinden yürüyen tartışmalar, faşizm kavramının yeniden gündeme gelmesine yol açtı. Ancak Eva von Redecker, bu kavramın kullanımının kendiliğinden açıklayıcı olmadığını, hatta kimi zaman meseleyi basitleştirebildiğini vurguluyor. Ona göre asıl mesele, hangi kavramın kime ve neye hizmet ettiğini sorgulamak.
Analizde, seçim sonuçlarının ardından özellikle SPD’nin “işçi sınıfını kaybettiği” yönündeki hızlı yorumların da yüzeysel olduğu belirtiliyor. Bu tür açıklamaların, aşırı sağın yükseliş dinamiklerini derinlemesine tartışmaktan kaçınmanın bir yolu haline geldiği eleştirisi öne çıkıyor.
Yeni Faşizmin Dinamikleri: Bireyselleşme Ve Dijital Yalnızlık
Von Redecker’in dikkat çektiği en önemli dönüşümlerden biri, klasik faşizmin kitlesel hareketlerinden farklı olarak günümüzün daha bireyselleşmiş bir zemin üzerinde yükselmesi. Artık sokaklardaki kalabalıkların yerini, ekran başında yalnızlaşan bireyler alıyor. Bu bireyler, dijital alanlarda aşağılamayı, öfkeyi ve yok etme arzusunu yeniden üretiyor.
Bu süreç, Theodor W. Adorno ve Max Horkheimer’ın erken dönem eleştirilerinde işaret ettiği kapitalist rasyonalite ve kültür endüstrisinin günümüzde ulaştığı boyutlarla birlikte düşünülüyor. Analize göre, artık sadece üretim değil, dikkat, duygu ve hatta bireyin en mahrem alanları dahi piyasa ilişkilerinin nesnesi haline gelmiş durumda.
Phantombesitz: Sahip Olunmayanın Şiddetle Savunusu
Von Redecker’in “yeni faşizm” tanımının merkezinde ise “Phantombesitz” (hayali mülkiyet) kavramı yer alıyor. Bu kavram, bireylerin gerçekte sahip olmadıkları ya da artık sahiplik ilişkisini yitirdikleri şeyleri, aşırı bir sertlikle savunmalarını ifade ediyor.
Bu durum; erkek egemen şiddetten göçmen karşıtlığına kadar geniş bir alanda kendini gösteriyor. Kadınlar üzerinde hak iddia eden erkekler ya da “ülke benim” diyerek dışlayıcı politikaları destekleyen kesimler, bu “hayali sahiplik” duygusunun pratik yansımaları olarak değerlendiriliyor. Von Redecker’e göre bu noktada yıkım, yalnızca dışarıya değil, aynı zamanda bireyin kendi dünyasına da yöneliyor; çünkü sahiplik iddiası, yok etme kapasitesi üzerinden kanıtlanmaya çalışılıyor.
Siyasetin Kör Noktası: Sertlik Arzusunu Aşmak
Analiz, güncel siyasetin bu “sertlik arzusunu” kıracak bir perspektif üretmekte zorlandığını vurguluyor. Özellikle sosyal politikalar üzerinden yürüyen tartışmaların, seçmen davranışlarının arkasındaki psikolojik ve kültürel dinamikleri yeterince açıklayamadığı belirtiliyor.
Bu çerçevede faşizm üzerine düşünmenin yalnızca akademik bir egzersiz olmadığı; aksine, mevcut toplumsal yönelimi anlamak ve alternatif bir gelecek tahayyülü kurmak açısından kritik olduğu ifade ediliyor. “Faşizm hakkında konuşmak”, aynı zamanda onun ötesinde nasıl bir toplum kurulabileceğini düşünmenin de bir yolu olarak öne çıkıyor.
Kaynaklar
- taz, “Über Faschismus reden: Jenseits der frenetischen Verteidigung von Phantombesitz”
- Eva von Redecker, Dieser Drang nach Härte. Über den neuen Faschismus
- Theodor W. Adorno & Max Horkheimer, Eleştirel Teori çalışmaları












