“İnsan, hayatında olanlardan çok artık olmayanlarla yaşar.”
Milan Kundera
Yaş almak çoğu insanın sandığı gibi bir birikim değildir. Biriktirmek gençliğin işidir. Yaş almak ise eksiltir.
Oysa çocukluğumuzdan beri bize başka bir hikâye anlatılır. Yılların insana bir şeyler kattığı, yaşın bilgelik getirdiği, zamanın bizi büyüttüğü söylenir. Belki doğrudur. Ama zaman yalnızca eklemez; aynı zamanda geri alır. İnsan yaş aldıkça daha çok şey bilir, fakat daha az şeye inanır.
Gençlik ekler. Yeni insanlar, yeni heyecanlar, yeni inançlar ekler. Dünya genişliyormuş gibi görünür.
Sanki hayat sürekli büyüyen bir alan gibidir: yeni dostluklar, yeni şehirler, yeni ihtimaller…
Ama yıllar ilerledikçe hayatın hareketi tersine döner.
Artık eklemez. Sessizce çıkarır.
Önce insanlar eksilir.
Bir zamanlar etrafında duran, sesleri hayatın arka planını dolduran insanlar birer birer çekilir. Bazıları aramızdan ayrılır. Bazıları uzaklaşır. Bazıları ise hiçbir dramatik sahne olmadan, sadece hayatın içinden silinir.
Hayat bazen insanları koparmaz; sadece birbirinden uzaklaştırır.
Bir gün eski bir fotoğrafa bakarsın. Oradaki yüzlerin bazıları artık yoktur. Hayatta değillerdir ya da hayatında değillerdir.
Ve insan ilk kez şunu fark eder:
Hayat sandığımız kadar kalabalık değildir.
Sonra duygular eksilir.
Gençliğin o keskin bağlılıkları, o mutlak inançları, o büyük heyecanları zamanla kenara doğru kayar. Bir zamanlar hayatın merkezinde duran şeyler artık aynı ağırlığı taşımaz.
Sanki ruhun bazı telleri gevşer.
Eskiden bir söz günlerce can yakardı. Bir hayal haftalarca seni ayakta tutabilirdi. Bir insan bütün hayatının merkezine yerleşebilirdi.
Şimdi bazen hiçbir şey o kadar merkezi görünmez.
Bu olgunluk mu, yoksa yorgunluk mu? İnsan emin olamaz.
Çünkü yaş almak sadece dünyayı değiştirmez. İnsanın dünyayla kurduğu bağı da değiştirir.
Gençken hayatın içinde yanarak yaşarsın. Her şey daha keskin, daha parlaktır.
Zaman geçtikçe o keskinlik azalır.
Bazı şeyler artık seni eskisi kadar sarsmaz. Ama bunun sessiz bir bedeli vardır: bazı şeyler de artık seni eskisi kadar coşturmaz.
Yaşın asıl sertliği şurada saklıdır:
Bir noktadan sonra kaybettiğin şeyler sadece insanlar değildir.
Kendi eski hislerin de eksilmeye başlar.
Bir zamanlar dünyaya duyduğun o yoğun bağlılık, o keskin merak, o çocukça umut… Hepsi biraz azalır.
İnsan bunun yasını tutar mı?
Belki.
Ama bu yüksek sesli bir yas değildir. Bu sessiz bir yas türüdür.
Kaybolan insanların değil sadece, kaybolan hislerin de yasıdır bu. Bir zamanlar seni harekete geçiren, seni olduğun kişi yapan duyguların yavaşça geri çekilmesinin yası.
Ama yaşın en tuhaf tarafı şudur:
İnsan zamanla sadece başkalarını kaybetmez. Kendi içinden de bir şeyler kaybeder.
Bir gün fark edersin ki artık özlediğin şey yalnızca insanlar değildir.
Bir zamanlar dünyaya daha fazla inanan, daha kolay heyecanlanan, daha çok bağlanan o eski kendindir.
Ve insanın en uzun özlemi bazen bir başkasına değil, kendi geçmişine yönelir.
Çünkü zaman sadece yılları almaz.
İnsanın içinden de birini götürür.
Ve geriye çoğu zaman şu kalır:
Bir zamanlar olduğun kişiyi hatırlayan biri.
- Bir Zamanlar Daha Fazlaydık - 16 Mart 2026
- Ütülü Nezaket - 3 Mart 2026
- Belki de Zamanın Freni Sıkılmaktı - 22 Şubat 2026

















