back to top
Ana Sayfa Yorum Belki de Zamanın Freni Sıkılmaktı

Belki de Zamanın Freni Sıkılmaktı

“Sıkıntı, zamanın saf hâlidir.”
Joseph Brodsky

Ben sıkılmaktan kaçıyorum.

Eskiden bunu fark etmiyordum.
Şimdi fark ediyorum ama yine de kaçıyorum.

Otobüs camından dışarı bakarken zaman uzardı.
Bir sıranın bana gelmesini beklerken.
Evde, salonun ortasında, konuşmaların arasına düşüp sustuğumda.

Canım sıkılırdı.

Şimdi o boşluklar yok.

Su ısıtıcısı kaynayana kadar bile telefona bakıyorum.
Mesajın “yazıyor…” kısmı uzayınca içim daralıyor.
Bir videonun girişini hızlandırıyorum.
İki dakikalık bekleme bile fazla geliyor.

Belki zaman hızlanmadı.
Belki ben boşlukları azalttım.

Çünkü sıkıldığım anlarda bazı şeyler çıkıyordu ortaya.

Ertelenmiş sorular.
Yarım kalmış kararlar.
Ve yorgunluk.

Evet, yorgunluk.

Hafta bitmiyor gibi.
Yapılacaklar listesi hep dolu.
Bir şey yetişiyor, bir şey eksik kalıyor.
Ama durursam sanki her şey üstüme yığılacakmış gibi geliyor.

Sürekli dolu olmak güçlü hissettiriyor.
Ama bazen bu, sadece kendimle kalırsam dağılacağımdan korktuğum için.

Oysa sıkıntı sandığım kadar boş değildi.

Sıkıldığım anlarda zihnim başıboş gibi görünürdü ama aslında çalışırdı.
Birbiriyle ilgisiz görünen şeyler arasında ince bağlar kurardı.
Bir cümle tam o boşlukta gelirdi.
Bir fikir en beklenmedik anda belirirdi.

En iyi düşündüğüm zamanlar, hiçbir şey yapmadığımı sandığım anlardı.

Sıkıntı beni yavaşlatırdı.
Yavaşlayınca zihnim dolaşmaya başlardı.
Dolaştıkça yaratırdı.

Belki de yaratıcı olduğumu sandığım anların çoğu,
aslında cesaret edip içinde kaldığım sıkıntıların meyvesiydi.

Şimdi her boşluğu dolduruyorum.
Ve fark etmeden o dolaşma alanını daraltıyorum.
Belki de bu yüzden bazen ilham gelmiyor değil,
ben ona yer bırakmıyorum.

Acıyı da hızlandırıyorum.

Üzüntüyü kısa kesiyorum.
Yas tutmayı erteliyorum.
Zor bir duygu geldiğinde başka bir şeye geçiyorum.
Sanki uzun sürerse kontrolü kaybedecekmişim gibi.

Oysa belki de yaratıcı olan şey,
tam da o dayanamadığım yerde başlıyordu.

Belki bazı cümleler,
ancak yeterince beklenmiş bir acının içinden çıkabiliyor.

Belki yaratıcılık disiplin kadar boşluğa da,
boşluk kadar dayanılmış bir hüzne ihtiyaç duyar.

Geçenlerde Click filmini düşündüm.
Hayatı ileri sarma fikri cazipti.
Ama ileri sardığında sadece kötü anlar değil, güzel olanlar da kayboluyordu.

Belki ben de küçük küçük ileri sarıyorum.
Ve belki sen de.

Belki de korktuğum şey zamanın hızlanması değil,
zihnimin artık o boşluklarda eskisi kadar dolaşamaması.

Ve eğer ben sıkılmaktan bu kadar kaçıyorsam,
belki mesele zaman değil —
belki mesele, durduğumda kendimle karşılaşacak olmam.

Arzu BURSA
Latest posts by Arzu BURSA (see all)