BirGün yazarı Güldem Atabay, Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi verilerini mercek altına alarak, Türkiye’de 23 yılı bulan AKP iktidarının “yolsuzluğun kurumsallaşması” ile tanımlanabileceğini savundu; 31 puanla yüksek yolsuzluk kategorisine gerileyen Türkiye’nin demokratik ve kurumsal aşınmasının sistematik bir yönetişim tercihi olduğunu ileri sürdü.
Endeks Verileri Ve Sistematik Gerileme
Güldem Atabay, BirGün’de yayımlanan “Yolsuzluğun kurumsallaştığı tescillendi” başlıklı yazısında, Uluslararası Şeffaflık Örgütü’nün (Transparency International) 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi sonuçlarının Türkiye açısından çarpıcı bir tablo ortaya koyduğunu belirtti. Endekste 31 puan alan Türkiye’nin 180 ülke arasında alt sıralarda yer aldığını aktaran Atabay, 50 puanın “ortalama” kabul edildiği ölçekte Türkiye’nin yüksek yolsuzluk kategorisine gerilediğine dikkat çekti.
Atabay’a göre daha kritik olan veri, Türkiye’nin 2012’den bu yana yolsuzluk algısının en sert bozulduğu ülkeler arasında ikinci sırada yer alması. Bu düşüşün münferit olaylarla açıklanamayacağını savunan Atabay, raporda altı çizilen demokratik gerileme, kurumsal kırılganlık ve kökleşmiş yandaşlık ağlarının devlet kapasitesini bilinçli biçimde zayıflattığını ileri sürdü. Yolsuzluğun artık istisnai değil, yönetim pratiğinin parçası haline geldiğini belirtti.
Kamu-Özel İşbirliği Modeli Ve Bütçe Yükü
Atabay, yazısında AKP döneminde yaygınlaştırılan Kamu-Özel İşbirliği (KOİ) projelerini “kurumsallaşmış yolsuzluk düzeninin en somut tezahürü” olarak değerlendirdi. Şehir hastaneleri, köprüler, otoyollar ve tünellerde uygulanan döviz bazlı kira ve araç geçiş garantilerinin kamu bütçesini uzun vadeli yükümlülük altına soktuğunu ifade etti.
Şehir hastanelerinde 25 yıla varan işletme süreleri ve doluluk garantilerinin sağlık hizmetinden çok finansal sözleşmelere hizmet ettiğini savunan Atabay, kullanılmayan kapasite için dahi kamu kaynaklarından ödeme yapıldığını vurguladı. Benzer şekilde ulaştırma projelerinde trafik garantileri nedeniyle gerçekleşmeyen geçişlerin Hazine’den karşılandığını, bu garanti ödemelerinin yıllar içinde yüz milyarlarca liraya ulaştığını kaydetti.
Atabay’a göre bu model, kamu altyapısının toplumsal fayda temelinden uzaklaştırılarak belirli şirketlere uzun vadeli ve güvence altına alınmış gelir aktarım mekanizmasına dönüştürülmesi anlamına geliyor.
İhale Sistemi Ve Denetim Mekanizmalarının Aşınması
Yazıda, Kamu İhale Kanunu’nda yapılan yüzlerce değişikliğin istisnaları kural haline getirdiği ve büyük projelerin şeffaflık dışına çıkarıldığı savunuldu. Atabay, sözleşmelerin “ticari sır” gerekçesiyle kamuoyundan gizlendiğini, Sayıştay raporlarının etkisizleştirildiğini ve denetim kurumlarının işlevsizleştirildiğini ileri sürdü.
Yargının siyasallaşmasının cezasızlık kültürünü kalıcı hale getirdiğini belirten Atabay, bu ortamda yolsuzluğun risk olmaktan çıkıp ödüllendirilen bir davranışa dönüştüğünü ifade etti. Uluslararası endeksin de bu yapısal soruna işaret ettiğini belirten Atabay, Türkiye’de yolsuzluğun artık bireysel suiistimaller değil, devlet kapasitesini aşındıran bir yönetişim modeli olarak değerlendirilmesi gerektiğini savundu.
Sosyal Maliyet Ve Kamu Kaynaklarının Dağılımı
Atabay, yolsuzluk düzeninin soyut bir tartışma olmadığını, doğrudan sosyal sonuçlar ürettiğini belirtti. Emeklilere “kaynak yok” denirken faiz ödemelerine trilyonlar ayrıldığını, çocuklara ücretsiz okul yemeği sağlanamazken garanti ödemelerinin eksiksiz yapıldığını ifade etti. Bu durumun daha az sağlık hizmeti, daha pahalı ulaşım, daha yüksek vergiler ve artan ekonomik kırılganlık anlamına geldiğini savundu.
Kamu kaynaklarının toplumun ihtiyaçlarına değil, “dar ve ayrıcalıklı bir çevrenin çıkarlarına” göre dağıtıldığını belirten Atabay, bunun gelir dağılımı adaletsizliğini ve sosyal kırılganlığı derinleştirdiğini dile getirdi.
Çıkış Yolu: Hukuk Devleti Ve Kurumsal Reform
Atabay, çözümün yalnızca tekil soruşturmalarla mümkün olmayacağını vurguladı. Öncelikle hukukun üstünlüğünün yeniden tesis edilmesi ve cezasızlık rejiminin sona erdirilmesi gerektiğini savundu. Siyasi iktidara yakın aktörlerin fiilen dokunulmaz olduğu bir düzende yolsuzlukla mücadelenin inandırıcı olmayacağını belirtti.
İkinci olarak kamu ihale sisteminde köklü reform çağrısı yapan Atabay, KOİ sözleşmelerinin ve tüm ihale süreçlerinin baştan sona kamuya açık hale getirilmesini önerdi. “Önleyici şeffaflık” yaklaşımının benimsenmesi gerektiğini, denetimin ihale sonrası değil süreç boyunca sağlanmasının önem taşıdığını ifade etti.
Bağımsız denetim kurumlarının güçlendirilmesi, Sayıştay raporlarının bağlayıcı sonuç doğurması ve medya ile sivil toplumun denetim kapasitesinin artırılması da Atabay’ın vurguladığı diğer başlıklar arasında yer aldı. Uluslararası deneyimlerin, yalnızca iktidar değişiminin yeterli olmadığını; güçlü ve geri döndürülemez kurumsal mekanizmalar kurulmadıkça eski düzenin farklı aktörlerle devam edebildiğini gösterdiğini kaydetti.
- NHY / Güldem Atabay, “Yolsuzluğun kurumsallaştığı tescillendi”, BirGün, Uluslararası Şeffaflık Örgütü (Transparency International), 2025 Yolsuzluk Algı Endeksi (Corruption Perceptions Index) verileri










