back to top
Ana Sayfa Forum Felsefe Afrika Felsefesinin Asi Sesi: Sophie Oluwole ve Yoruba’nın Sokratları

Afrika Felsefesinin Asi Sesi: Sophie Oluwole ve Yoruba’nın Sokratları

Felsefe tarihini anlatan klasik kitapları açtığınızda uzun bir listeyle karşılaşırsınız: Antik Yunan’dan başlayan, Avrupa’da dolaşan ve modern Batı’da son bulan bir düşünce haritası. Bu haritada isimler çoğunlukla aynıdır; Sokrates, Platon, Aristoteles, Descartes, Kant, Hegel… Ve bu anlatı, çoğu zaman fark ettirmeden şu mesajı verir: Felsefe, Batı’nın icadıdır.

İşte Nijeryalı filozof Sophie Oluwole tam da bu anlatının karşısına dikilen isimlerden biriydi. Onun mücadelesi yalnızca akademik bir tartışma değildi; felsefenin kime ait olduğu sorusunu kökten değiştiren bir meydan okumaydı.

1935’te Nijerya’da doğan Oluwole, 1984 yılında Ibadan Üniversitesi’nden aldığı doktora ile ülkesinin ilk kadın felsefe doktoru oldu. Ancak onu önemli kılan şey bu unvan değildi. Asıl mesele, Batı merkezli düşünce tarihinin görmezden geldiği bir alanı görünür kılmasıydı: Afrika’nın sözlü felsefi geleneği.

Batı düşüncesi uzun süre şu varsayım üzerine kuruldu: Felsefe yazılı metinlerle ortaya çıkar. Yazı yoksa felsefe de yoktur. Bu yaklaşım, Afrika’yı otomatik olarak “felsefe dışı” bir coğrafyaya dönüştürdü. Hegel’in Afrika’yı “tarihin dışında” bir kıta olarak tanımlayan yaklaşımı, bu bakışın en açık örneklerinden biriydi.

Oluwole ise bu kabule itiraz etti. Ona göre yazı, düşünmenin tek biçimi değildi. İnsanlık, akıl yürütmeyi ve bilgeliği yüzyıllar boyunca sözlü gelenekler aracılığıyla aktarmıştı. Afrika’nın kadim kültürleri de tam olarak bunu yapıyordu.

Bu noktada dikkatini Yoruba halkının bilgelik sistemi olan İfá külliyatına yöneltti. İfá, dışarıdan bakıldığında çoğu zaman yalnızca bir kehanet sistemi gibi görülür. Oysa içinde etik tartışmalar, insan davranışına dair analizler ve kozmolojik düşünceler barındıran devasa bir sözlü metinler dünyasıdır.

Oluwole’ye göre İfá yalnızca bir dini gelenek değildi; aynı zamanda derin bir felsefi düşünce sistemiydi.

Onun en tartışmalı ve en çarpıcı tezi ise Antik Yunan filozofu Sokrates ile Yoruba bilgelik figürü Orunmila arasında kurduğu paralellikti.

Oluwole’nin dikkat çektiği noktalar ilginçti: Sokrates yazılı bir eser bırakmamıştı. Onu tanımamızın nedeni öğrencilerinin aktardıklarıydı. Öğretisi diyalog ve sözlü anlatı yoluyla yayılmıştı.

Orunmila için de aynı durum geçerliydi.

Eğer yazılı eser bırakmamasına rağmen Sokrates felsefenin kurucu isimlerinden biri sayılıyorsa, neden Orunmila bir filozof olarak kabul edilmiyordu?

Bu soru aslında çok daha büyük bir tartışmanın kapısını aralıyordu. Çünkü mesele yalnızca bir Afrika bilgesinin felsefe tarihine eklenmesi değildi. Asıl mesele, felsefenin ne olduğuna dair ölçütlerin sorgulanmasıydı.

Oluwole, Batı mantığının dünyayı çoğu zaman keskin karşıtlıklarla açıkladığını söyler: iyi–kötü, doğru–yanlış, siyah–beyaz. Yoruba düşüncesi ise farklı bir mantık önerir. Ona göre evrende birçok şey karşıt değil, tamamlayıcıdır.

Bu yaklaşım, düşüncenin tek bir mantık sistemine indirgenemeyeceğini gösterir.

Oluwole’nin mücadelesi yalnızca Avrupamerkezci düşünceye karşı değildi. Aynı zamanda erkek egemen bir akademik dünyada var olma mücadelesiydi. Felsefe, dünyanın en erkek ağırlıklı disiplinlerinden biridir. Nijerya’da 1960’larda bir kadının bu alana girmesi bile sıra dışı sayılırdı.

Ama o yalnızca akademide kalmadı. Afrika felsefesi üzerine dersler verdi, öğrenciler yetiştirdi ve yerli bilgi sistemlerinin küçümsenmesine karşı sürekli yazdı.

Bazı çevreler onu küçümsemek için “Mamalawo” diye çağırdı. Yoruba kültüründe bu kelime bilgelikle ilişkilidir ama bazen alaycı bir ton da taşıyabilir. Oluwole ise bu lakabı dert etmedi. Çünkü yaptığı şeyin farkındaydı: Afrika’nın düşünce mirasını görünür kılmak.

Bugün dünya akademisinde “bilginin dekolonizasyonu” diye bir tartışma var. Üniversitelerin müfredatlarının yalnızca Batı düşünürleriyle dolu olması eleştiriliyor. Afrika, Asya ve yerli kültürlerin düşünce sistemleri yeniden inceleniyor.

Bu tartışmaların yükseldiği bir dönemde Sophie Oluwole’nin çalışmaları daha da anlam kazanıyor.

Çünkü onun söylediği şey aslında oldukça basit ama sarsıcıydı: Felsefe tek bir medeniyetin mülkü değildir.

Bilgelik bazen kitaplarda yazılıdır, bazen şiirlerde, bazen atasözlerinde, bazen de kuşaktan kuşağa anlatılan hikâyelerde.

Felsefe yalnızca akademik bir disiplin değil, insanın dünyayı anlamaya çalışmasının farklı yollarından biridir.

Belki de bu yüzden Sophie Oluwole’nin yaptığı şey bir Afrika filozofunu felsefe tarihine eklemekten çok daha büyüktü.

O, felsefenin haritasını yeniden çizdi.