Yaşam Alanları Yaşam Hakkının Vazgeçilmezidir

Çevreyi oluşturan temel unsurlar; hava, su ve toprak arasında doğal koşullarda ekolojik bir denge ile havada, toprakta ve kayaçlarda da çok yönlü karşılıklı bir etkileşimde bulunmaktadır. Ekosistemlerin karşılıklı bağımlılığı ve geçirgenliği nedeni ile bu ortamlarda herhangi birinde meydana gelen kirlenme, diğerlerine de taşınabilmekte ve yaşam alanlarını tehdit etmektedir.. Kısaca kirlenme sınır tanımamakta, sadece kullanıldığı alanda değil, kilometrelerce uzaklıktaki yaşamı da etkileyebilmektedir. Bu nedenle, yaşam alanlarımız üzerinde büyük tehdit oluşturan toprak, su ve hava kirliliğini azaltmak günümüzün ana meselesi olmuştur. Bu mesele yine insanların müdahalesi ile meydana gelmektedir. Bu ise yaşam alanları ve yaşam alanlarındaki tüm canlıların yaşamını olumsuz yönde etkilemektedir. İşte bu noktada çevresini, doğasını, yurdunu seven insan unsuru öne çıkmaktadır. İnsan ve Yurt sevgisi taşıyanlar, doğasına ve çevresine sahip çıkmak için seferber olurlar.

Yaşam alanlarını savunmak, yaşam hakkının sigortasıdır. Bu sigortanın geçerliliği ise doğa sevgisine, doğayı koruma güdüsüne bağlıdır. Yaşam hakkına sahip çıkılmadan, yaşam alanlarına da sahip çıkılamaz. Yaşamın içinde ilk filizlendiği ana öğeler Toprak, Hava ve Sudur. Bunlar korunmadan yaşamın devam ettirilmesi de pek olası görülmüyor. Doğayı sevmek, insanın kendini sevmesi ile eşdeğerdir. Doğa ve insan sevgisi, yurt sevgisini besler. İnsan, Doğa ve toprak sevgisi Yurt sevgisi demektir. İnsanı, Doğasını ve toprağını sevmeyen ve onun korunması için bir çaba içine girmeyen bireylerin yurt sevgisi de yok demektir. Asıl yurtseverlik; İnsanını, doğasını, toprağını, yaşam alanlarını savunmak ve onların tahrip edilmesine karşı mücadele içinde olması ile olasıdır.

Yurt sevgisi, yaşam hakkı ile beraber yaşam alanlarına sahip çıkmaktır. Gerçek yurtseverlik, ağacına, ormanına, otuna, çiçeğine, deresine, suyuna, merasına, dağına, taşına, börtü böceğinin ve kurdunun-kuşunun barınma alanlarına sahip çıkmaktır. Bu duyguları içinde geliştirmeden, onları yüreğinden büyütmeden ve onun için bedel ödemeyi göze almadan Yurt sevilmez. Yurtsever olunmaz. Ayrıca insanı ve diğer canlıları sevmeyen, insanın ve her türlü canlının yaşama hakkına saygı duymayanların yurtseverliği sözden öteye gidemez. Köklenen ağacı görüp yüreği sızlamayanlar, kurdun, kuşun, börtü-böceğin yuvasını yok edenlerin yüreklerinde hiç mi bir sızı duymuyorlar? Bunu yapanların yüreklerin bir nebze olsun yurt ve insan sevgisi yoktur. Bunlar yalnız kendilerinin değil, çocuklarının ve torunlarının geleciğini de kararttıklarını göremiyorlar mı?  Yaşatılan bu tahribat ve vahşet karşısında sessiz kalmakta, işlenen bu kıyım suçlarına ortak olmaktır. İçinde azıcık bir yurt sevgisi taşıyan her insan, doğamızdaki canlılara yaşatılan bunca acıya ve kıyıma ses çıkarır, tepkisini bir şekilde dışa vurur.

Çevresinde gelişen olaylara seyirci kalan, çevresinde zarar gören canlıların acılarına seyirci kalan, hatta o acıları verenlere destek olanların insanlıkları bile düşündürücü olur. İnsan varlık olarak en duyarlı, en hassas varlık olarak bilinir. Ve çevresinden yaşanan olayları en iyi analiz edip, ona karşı ne yapılması gerektiğini bilendir. Ancak günümüzde insanda olan o güzel değerler yerini paraya evirmiş. Paranın olduğu yerde İNSANİ değerler yok oluyor. Ve para kazanmak için, çevrede güzel olan, değerli olan, yaşamın tüm güzelliklerinin halkaları olan her şeyi tahrip etmeye, yok etmeye çalışıyor. O değerlere, güzel olan o doğaya sahip çıkmaya çalışanlara ise baskı, şiddet ve ağır cezalar verilmeye çalışılıyor. Bu tavır ve duruşun içinde hangi yurtseverlikten bahsedilebilinir ki? Yaşam alanları, yaşam hakkımızın vazgeçilmezidir. Yaşam alanları korunmadan, yaşam hakkının kesintisiz devam ettirilmesi mümkün olmayacaktır. Yurdun tüm değerleri ve güzellikleri paranın vurgununu yiyor. Bu aşırı para kazanma isteği gönüllere de, sevdalara da vurgununu vurduruyor.

Yaşam alanlarımız, üzerinde yaşadığımız yurdumuzun bir parçasıdır. Bu yurt parçasına sahip çıkmayan, ona güzel duygular beslemeyen, gönlünün bir yanı doğa sevgisiyle kavrulmayan bireylerin yurtsever olması mümkün değildir. Üzerinde yaşadığımız yurt parçasına karşı hassas olmayan, ona aşkla bağlanmayan ve canı gibi korumayan bireyden yurtsever olmaz. İşte yurdunu sevmek; ikizderenin işkence deresinde doğasına, suyuna, börtü-böceğine sahip çıkanların gösterdiği dirençtir. Kazdağlarında, ikizköyde, Kızılcaköy de ve diğer direnç odaklarında doğa düşmanlarına karşı, canlarını doğasına siper edenler gerçek yurtseverlerdir. Yurtseverlik, yurdunun her tür değerine sahip çıkmak, onun peşkeş çekilmesine karşı çıkmaktır. Yaşam alanlarına ve bu alanlardaki her tür canlının yaşam hakkına sahip çıkılmadan yurtsever olunamaz. Gerçek Yurtseverlik; çocuklarının ve torunlarının emanetini sonuna kadar korumak, onlara daha güzel bir gelecek hazırlamak için çaba göstermektir…