Merhaba…

Kürsünün Cilası Kurumasın Hoca Efendi Yazıyor” Made İn Devrim “Türkçe

Dünya çapçak
Okyanuslar da yüzebilmek maharet ister
Balıklar da esir

Bir öğlen vakti;
Vatan Sakarya Kuvayı Milliye Parkı’nda oturmuşum
Savaş Tepesi’nde pir yaralı beyazımsı güvercinleri gördüm
Gözlerinin gözyaşı deresi kurumuş çöle dönmüş
Göğsünde madalyası tek övüncü
Tek ayaklı tek kollu gaziler
Devlet yüzlerine bakmaz
Bayramdan bayrama ön safhalarda yerleri
Delik ceplerine 1-2
1-2 belki 3 kuruş daha atar
Kuyruklarda bitmeyen
Dallanan budaklanan
Morumsu salkım salkım çilesi
Dertle bıkkınlıkla anladım ki;
İnsanı yavaş yavaş öldürüyorlar.

“Yurdunu sev, yurdunu koru”

Bana dokunmayan çok yaşasın devri
Candır zayiatı ( bi eğitim zayiatı )
Bunların çoğunun muhtemelen kaydı kuytu da  yoktur

Ey ESANSLI Tanıdık!
Yüreğimi açarken dikkat et!
Kırılmış… Kalanlar da kırıldı kırılacak
Umut ince uçlu bir kalem
İpek kasıkbağı da alerji yapar
Kan pıhtılaşır an gelince
Sardunlar kopar
Unutmadan naçar
Mutluluk hapını da yazıver doktor

“Biz de çocuktuk, biz de çocuktuk ”

“Farklı açılardan bakabilmek hürriyettir”
Yazdan kalma yeşilliği çıplak ayaklarım
İnan ki gıdıklasalar hep güleceğim

Hey Gidi Efeli
Kar çiçekleri taçlandırmış
Hayalimde gariban bardakta yarım kalan rakım
Kilitler altından camekânlar ardından
Can alıcı göz kırpıştırmak faydasız

Ey Toplumdaş!
Yerinde saymak, durmak yasak!
Yolcu gene yolunda gerek
Yol üstünde çok taş var
Toplanacak…
Toplamadan geçip, gitme! …

“Şiir, bir kez daha işe yarasın diye “
Yaz! Yaz!

Made in Devrim
Ağzından suyu aka aka devrimleri
Bir yazıyor ki yazman

Otobanlarda kim yakalayabilir ki sizi o süratle?
Tüyü bitmemiş yetimin hakkınla yapılan
Asfaltta kayıyor resmen
(Mübarek kız gibi kokuyor
Dürtüyor bir şeyleri şeytan )
Türü ne fark eder bıyıklı erkekler ya
Made in Amerikan
Arabasında
Nutuk atanlar derun hoca
Efendi, efendi

Uyutanlar…
Uyuyanlar bi muazzam canım
Kelebek kanatlarında yaldızlarla
Okuyarak, üfleyerek
Ne varsa uçurdular
Uçurdular…

Yanıt verin yüz karaları
Asrın aslın mikrofilmleri

–  Ah! Analar yeniden ağlamasın…

Kalbimi hep örselemekte
Darağaçlarında asılı karanfiller
Bir kırmızı gonca
O çocukların “tırnağında kaya kınası”
O eski tüfekler başköşelerde halen
Eyvallah salar

Onlar ne üçün kim üçün öldüler?

Kitapları açıp okumaz mısınız?
Gerçeklere gözlerinizi sıkıca kapatsanız da
Babayiğit seslerini duymaz mısınız?

Ezgiler barışa ilişkili, içimi yakar
Ciğerimde martı sesleri, oysa deniz çok uzak
“Gak… Gakkk!  “ ne ötersiniz kargalar anlayın baca kalmadı ısınacak
Tez bahar gelsin serçelerin bitimsiz serkeşliği tekrar yazılacak

“Kafamda çatlak mı var, ne derdin? ”

Hadi, dost bildiklerim durmayınız
Bir öğlen vakti daha bitti
Sizi de bekleyenler vardır
Şimdi sabırsızlıkla hastalarım da beni bekler…
Hastalarım beni elimden tanır…
( Canlarını hiç acıtmıyormuşum.)

Geçenlerde;
Bir Doğulu Teyze’m,
Türkçe bilmezmiş ama,
Saydım, tam 10 kez teşekkür etti.
Sadece; “CANIM BENİM” diyerek…

Bütün garipliğimle öyle sevindim ki
ANADOLUMUN can çocuğuyum

Bizler beklentisiz,
Bizler karşılıklı sevgiyle varız

Büyüyoruz…  “Gülü gül ile tartanlar ” aşkına

Ey Dikenli Gül Bahçesindekiler!
Benim firez, güz güllerim…
Bir daha görüşmek üzere esenlikle kalın…

İnanın saklımda çok şey var…
Hayat okulunun muhasebe bölümü öğrencilerinin hep zarar edenlerin hanesinde olanları da sırası geldikçe yazacağım…
6000 lira elektrik borcundan dolayı önüne koyulan üç yoldan birini seçen Resmiye Hanım, bir ASM’de temizlik yapıyor. Orta yaşlarda.

Bir bakımevinde kalanlar; 14 aylık evli iken üstüne devrilen süt kazanından yanan, yanık yüzlü Zahide’m…
Elif anam! Bir gün ama bir gün mutlaka köyüne gidelim…
“Erol amca” gülenler gülsün, Müzeyyen SENAR  “ Ben Seni  Unutmak İçin Sevmedim”  söylerken ayaklarımız uysa da uymasa da yine dans edelim.

Daha neler, neler var?
Dinlerseniz, yazarsanız, okursanız herkesin bir zorlu öyküsü vardır…Her yüreğin penceresi illaki açılır.
…O pencereleri içeri, dışarı açmak, olanı biteni anlamak üçün emek ister…

Sevgili benliğim…
Nil, Nili, Nil Alaz

Malûm!
Çok özlemişim kalabalıkta yalnızlığımla konuşmayı,
Daldan dala atlamaktan dünyada yorulmam,
Ekmeğimin peşimde koştururken (mecburen) akıl sevişmelerime ara vermiştim.

Dilimde, kalbimde, koltuk değneğim şiir hazinesi …

İşaretlediğim bölümlerin çoğu alıntı, ‘Seyfi Turan’ şiirlerinden… “Bebekler ve çocuklar, o kanayan dünya çocukları, din, ırk, milliyet, düşünce ve üzerinde yaşadığı toprak farkı gözetilmeden bir kez daha şiddete maruz kalmasın diye. Ve şiir, bir kez daha işe yarasın diye.” Yazdım. Yazacağım …Yazmalıyız … Canlar neden öldüler?

Aklım erdiğinden beri bu hüznün içindeyim…

İnsanlara kıymayınız!

İnsanlar doğal yoldan gitsin.
” – Dövmeyin beni amcalar, dövmeyin n’olur
duyulursa kırılır sonra içimdeki o ince dal”

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları