Mavi İşli Havlular

– “Şiştttt, tatlı kız bakar mısın?” Dedi birisi. Arkamı döndüm. Mücella teyzemiz. Yine “tatlandırıcı şeker“ istiyordu. Oysa, sabah bir günlük hakları dağıtılmıştı. O mavi plastik bir bardağa sekiz tane tatlandırıcı atıyormuş. Servis sorumlusu durumu bize anlatmıştı. Artık yanına stok yapacak, hepsini birden kullanacak kadar tatlandırıcı bırakmıyorduk.
– “Mücella Hanımcığım; şimdi, tatlandırıcı şeker veremiyoruz. Bugünlük hakkınız doldu.” Dedim.
Bu yanıtımdan hiç memnun olmadı ama yapacak bir şey yoktu. Anlamış gibiydi.

– “Tatlandırıcı attım ama yine tadı tuzu yok çayın, istediğim kadar tatlandırıcı da vermiyorsunuz. Hadi, gel de sohbet yapalım.” Dedi. Sesi o kadar yalnızdı ki. Ürperdim. Bu yaşlı, hoş bayanı kıramazdım. Gülümsedim, işlerim o anlık bitmişti, konuşabilirdim.

Odasına girdim. Hemen kapıyı kapattı. Bir özel bakımevinde, özel bir oda. İki metre karelik alanda; çok küçük bir banyo, bir yatak, bir koltuk, bir etajer, etajerin üstünde acı sarı küçük küçük fotoğraflar sıralanmıştı ve bir küçük dolap vardı. Dolabının kapısını açtı ve anlatmaya başladı. Bir zamana damga vurmuş döpiyesler itinayla sıralanmıştı. Koltuğuna geçti, oturdu. Elindeki mavi plastik bardakla -soğumuş- çayı yudumluyordu.

Ayaktaydım. Duvara dayandım. Hasta yatağına oturulmazdı, bilirdim.
– “Ben de Samsunluyum, bu şehirde iki dairem var. Bir başıma kalamıyorum diye kızım beni buraya yerleştirdi. Zamanında; Semra Özal ile çok çalıştık. Papatyasıydım. Kızım, yurt dışında. Sürekli gelemiyor. Kariyer yaptı. Vakti hiç yok.” Dedi, yutkundu. Çayından bir yudum daha aldı. Sadece dinliyordum. Arada, başımı sallıyor ve onu anladığımı ifade etmek için gülümsüyordum.
– “Cam, ince bardakta çay içmeyi özledim.” Dedi, mavi plastik bardağa hoşnutsuz bakarken.

“İnsan yaşlandıkça; doğum günü pastası, fener alayına benzer. “

O anlatmaya devam etti ve o an elinle banyo havlularını işaret etti. Eğildim ve bakındım. Grileşmiş havlularda “M.A” yazıyordu.

– “Kızım, ben uyurken, adımı havlularıma işlemiş. Havlularım diğerlerinle karışmasın, diye. Ne kadar ince bir kız. Ne kadar düşünceli. Çok kalamadı yanımda. İşleri varmış. Beni buraya yerleştirdi, uçtu, gitti. Yine, gelirim anneciğim, dedi. “

“O” heyecanla anlatmaya devam ediyordu, dinleyen birisini bulmuştu. Koridordan adımı seslendiklerini duydum. Mecburdum, gitmeliydim. Mücella Teyze’nin beni bırakmaya hiç niyeti yoktu ama tekrar yanına geleceğime söz verdim. Kendisini zorla ikna ederek yanından ayrıldım.

“Yaşlıların güneşe olduğu kadar, sevgiye de ihtiyaçları vardır.”

Yemekhane en alt kattaydı. Çalışmak için önce kendime bakmalıydım. Yemekleri çok beğenmesem bile mecbur gidip, ne varmış diye bakıyor ve işime geleni yiyordum. Çamaşırhane yemekhanenin yanındaydı. Sanki, o gün rast geldi ve gördüm. Bütün hastaların, bakımevindeki konukların (erkek ve kadın); dağ gibi kirli çamaşırları renkli ve beyaz parça parça karışık, zemini kaplamıştılar. İşçiler ayaklarınla, suratlarını buruşturarak kirli çamaşırları bir araya toplamaya çalışıyorlardı. Yine “amonyak kokusu “ağırlıktaydı. O an her şeyi unuttum. Sallandım.

“Yaşlılık, yalnızlıktır. “
“Pek az kimse, yaşlanmasını bilir.”
“Yaşlılık, ikinci ve yürekler acısı bir çocukluktur.”

Dedim.

Mücella Teyze aklıma geldi. Profesyonel insanların kalbi taş mıdır? İnsani tepki veremez mi? Gözlerimin rengi daha da karardı. Ormanın derinliğindeki o umut veren yeşil ıslaktı. O kadar üzüldüm ki; Mücella teyzenin sesi kafamın içinde uğulduyordu ve sürekli tekrar ediyordu:

– “Kızım, ben uyurken adımı havlulara işlemiş. Havlularım diğerlerinle karışmasın.”
– Kızım, ben uyurken adımı havlulara işlemiş. Havlularım diğerlerinle karışmasın.”
– Kızım, ben uyurken adımı havlulara işlemiş. Havlularım diğerlerinle karışmasın.”

I know what it is to be young
Ben genç olmanın ne olduğunu biliyorum
But you don’t know what it is to be old
Fakat sen yaşlılığın ne olduğunu bilmezsin
So day you’ll be saying the same thing
Bir gün , sende aynı şeyleri söylüyor olacaksın
Time ticks away, so the story is told
Zaman geçip gidiyor ve bu hikaye anlatılıyor

Bunları da beğenebilirsin