Kırmanç-Kurmanç ve Khur… Yada Alevi ve Kürt

Türkiye’de sol ve aydın kesim arasında etnik kimlik tartışmasının geçmişi son kırk yıla dayanır. Öncesinde olsa dahi, bugünkü kadar yaygın ve yakıcı olduğunu sanmıyorum.  40 yılın geçmiş ise ilk 10 yılı etnik kimlik tartışmasından çok, siyasal kimlik tartışması daha da önem arzediyordu. Kişinin etnik veya inanç kimliğinden çok, onun siyasi kimliği önemsenirdir ve siyasi düşüncesi baz alınarak taraf yada bertaraf edilirdi. Sahiplenilirdi veya karşı çıkılırdı…

Bireyden hareketle, toluma ve  bir bütün olarak halka böyle bakılırdı. Her hangi birinden, her hangi bir toplumdan, köyden, kasabadan, bölgeden veya  halktan bahs edilirken, onun veya onların, sağcı mı, solcumu, ilerici mi, gerici mi, devrimci mi, karşı devrimci mi, sosyalist mi, faşist mi.. vs diye kimliği belirlenirdi.

Bu 80’lere kadar böyleydi… 80’lerin ortasında ve 90’lara gelindiğinde durum değişti. Toplum’da artık Sağcı – Solcu tanımlaması yerini, Türk – Kürt , İlerici-gerici yerini,  Alevi-Sünni ayırımına bıraktı…vs.

Zaman ilerledikçe, bu tartışmalar da daha sonra kendi içinde başka ayrışmalara, başka tanımlara, başka  kimlik tespitlerine ve adlandırmalara yol açtı.

Gereke 80’lerdeki siyasi tartışma sürecinde olsun, gerekse de 90’lı yıllardan bugüne süre gelen etnik kimlik tartışmalarında olsun, bütün tartışmalar ve savunulan siyasi düşünceler karşı tarafa zor kullanılarak;  diğerinin gerceğini anlamadan, düşüncesini dinlemeden,  öğrenmeden, sormadan, sorgulamadan, düşünmeden, tepeden indirgemeci bir şekilde zor kullanılarak, dayatılıp kabul ettirilmeye çalışılmıştır. ( 80 dönemi ve sonrasını yaşayanlar biraz düşünürlerse, o dönemi hatırlamaya çalışırlarsa söylediklerimi anlarlar.)

Bu söylediğim, zor kullanma ve karşı tarafa düşüncesini ve fikrini dayatma methodu aynı şeklde 90’lardan sonra etnik kimlik belirlemesi ve tartışmaları sürecinde yaşandı ve hala da yaşanıyor.

İşte bunun en bariz örneğini günümüz de Kırmanç – Kurmanç ve Khur.  Yada Alevi ve Kürt kimliğinin tanımlanmasın da tanık oluyoruz ve görüyoruz.

Türkiye devletinin resmi düşüncesi ve devlet tezi şudur: Türkiye’de yaşayan ve Türk vatandaşı olan herkes Türk’tür. Yada biraz daha iyi ihtimalle, şunu söylerler: Batı’da, İç Anadolu’da  ve Kara Deniz bölgesin de yaşayanlar Türk, Doğu ve Güneydoğu’da yaşayanlar ise Kürttür. Yani Fırat’ın Doğusu Kürt, batısı Türk. Kısacası Türkçe konuşanlar Türk, Kürtçe konuşanlar Kürt….

Kürtler ise bu tezin kopyası niteliğinde diyebileceğimiz düşüncenin Kürt versiyonunu savunurlar ve dayatırlar. Kürtlere  göre ise; Kürdistan diye belirledikleri sınırlar için de yaşayan herkes Kürttür. Kürtlere göre Kürtçe konuşan da Kürt konuşmayan da Kürttür. Örneğin ana dili Zazaca olupta Kürtçe bilmeyenler, yada Soran ve Goranca konuşup Kürtçe konuşmayanlar da Kürt sayılırlar.

Burda durumu en karmaşık ve kritik olan halk ise  bugün kürt olduklarını idda eden ve kendilerine Kürt kimliği zorla dayatılan Kırmançki ve Kurmanci konuşan Aleviler dir.

Bu halkın kendi dilinde kendisini tarifi şöyledir. Kırmançki( Zazaca ) konuşanlar kendilerine derki. « Ma Kırmancıme, mılete ma Kırmancyie » Kurmançi( Kürtçe) konuşanlar da aynı tarifi kendi dillerinde yaparlar ve tıpa tıp aynı tanımı kullanırlar ve dererki; « Êm Kurmancın, mıllêtè me Kurmance.»

Peki; öfkelenmeden, bağırıp çağırmadan, onu bunu suçlamadan. Hain düşan, ajan, satılmış, devlet adamı, bölücü, falan filan… sıfatlamasına ve yaftalamasına girmeden. Olaya az biraz dışardan, objektif  ve varsa bilgi ve birikiminiz biraz da bilimsel bakarsak, bu insanların ne demek istediklerini, Kendileri için etnik kimliğin ne demek olduğunu, kendi kimliklerinin de kendilerince ne anlam ifade ettiğini çok rahat bir şekilde anlamış oluruz. Ama yok ideolojik kalıplarla, hazır siyasi fikirlerle, ezberlenmiş ve ezberletilmiş tanımlarla hareket edersek, bir kırk yıl daha böyle devam edebiliriz.

Peki Kendisine, « Ma Kırmancıme, Mıllete ma Kırmnaciye, yada Em Kurmancın Mıllete me Kurmance, » diyen bu halk ne demek istiyordu. Hangi kimliğinden bahs ediyordu, hangi kimliğine vurgu yapmak istiyordu. Bugün Ulus dediğiniz  Milli-Nasyonal kimliliğini mi tarif ediyor, yoksa o millet derken başka bişeyi mi anlatmak istiyordu.

Bugün yaşı 50’nin üstünde olan ve 70’leri anımsayan herkes şunu çok iyi bilir ve hatırlar.  O dönem orta yaşa ve yaşlı kuşağın tamamı ; İster Kırmancki-Zazaca konuşsun, isterse Kurmanci(Kırdaşki)-Kürtçe konuşsun. İster Ovacıklı, Nazimiyeli, Pülümürlü olsun, isterse Mazgirtli, Pertekli, Hozatlı olsun. İster Hınıslı, Koçgirili olsun, isterse Sarızlı, Elbistanlı, Kürecikli olsun, fark etmez. Hepisinde bu tanımı ve tarifi duyardınız. Ve bununlada Kürtlüklerini veya başka bir milleten olduklarını değil, Aleviliklerini kast ederler.

Kısaca özetlersek;

Bugün günümüz de, kendilerini Alevi Kürt diye adlandıran veya başkaları tarafında öyle tanınan, tanıtılan, adlandırılan halkın kendisi geçmişte kendisini öyle tanımlamıyordu.  Fazla değil daha 40 yıl öncesine gitsek bu halk için Kırmançlık veya Kurmançlığın ne demek olduğu çok açık bir şekilde görülecektir.

Kırmanclık veya Kurmanclık bugün her kes tarafından yaygın bir şekilde kabullenildiği gibi Kürtlük demek değildi. Önceki kuşakların kullandığı anlamda eğer Kırmançlığı ve Kurmançlığı Türkçeye çevirirsek, bu daha çok onlar için ALEVİLİK demek oluyordu.

Yani Kırmançlık ve Kurmançlık Alevilik demktir. Ma Kırmancım, Ez Kurmancım derkende BEN ALEVİYİM, Milletim de Alevi Milleti demek istiyor. Onlar Kürdü KHUR, Türkü ise TIRK diye adlandırırlardı.

Özet: « Ma Kırmancım, Millete ma Kırmanciye, Ez Kurmancim, Millete me Kurmance », demek . « Ben Aleviyim, milletim de Alevi milletidir. «  Türkcesi bu.

Şimdi Alevi Milleti ne demek oluyor, onu da bir sonraki yazımız da tartışalım.

 

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları