İktisatçı Korkut Boratav anlattı: Döviz krizi neden oldu?

Türk Lirası’nın yabancı para birimleri karşısında dün yaşadığı değer kaybını Prof. Korkut Boratav değerlendirdi.

Türk Lirası’nın dün yaşadığı yüzde 10’un üzerindeki kaybı ve ticarette ortaya çıkan sıkıntıları değerlendiren iktisatçı, Prof. Dr. Korkut Boratav, döviz krizi ve gelecekte neler yaşanabileceğini anlattı.

Oda TV’ye açıklamalar yapan Boratav’ın değerlendirmelerinden başlıklar şöyle:

128 milyar dolar harcandı.

Türkiye ekonomisi dünya ekonomisi ile bütünleşmiş bir ekonomi. Dolayısıyla dışarıdan gelen etkilere karşı kırılgan. Bu kırılganlık AKP döneminde arttı. Şu ya da bu şekilde ayakta duruyor. Fakat kırılganlık o derece artmış ki bazen balonu patlatan bir vesile oluyor. Bunu tam 21 yıl önce bir kez daha yaşadık. Ecevit’in koalisyon hükümeti döneminde Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer’in anayasa kitapçığını bir MGK toplantısında başbakana fırlatmasını Ecevit kamuoyuna taşıdı ve balon patladı. Bugüne dönersek 2018’den beri neoliberal politikaların yönetilmesi ile ilgili uyumsuzluk var ve saray yönetimi de bunu zaman zaman dile getiriyor. Biz üç kez döviz krizi geçirdik 2012 Ağustos’undan itibaren. 2020’ye gelince kırılganlıklar arttı çünkü 2018 ve 2019’da uygulanan istikrar politikaları delindi. Faiz konusunda bir istikrarsızlık ortaya çıktı. Finans piyasalarını sakinleştirmek ve dövizi frenlemek için de 128 milyar dolar harcandı.

Kasım 2020’ye gelindiğinde ise Merkez Bankası başkanı ve Albayrak dahil ekonomi yönetimi değişti, kısa dönemli de olsa yeni bir istikrar politikası, faizleri yeniden yükselterek uygulandı ve istikrar sağladı. Marta kadar, yani kasımla mart arasında yönetim istikrarı hakikaten sağladı fakat cumhurbaşkanı bunu istemiyor. Dolayısıyla Merkez Bankası’nın özerkliği fiilen kaldırıldı, başkan değişti, faiz indirildi. Eylülle kasım arasında dolarda 10 lira eşiği aşıldı. Pazartesi günü cumhurbaşkanının kabine toplantısından sonra yaptığı açıklama da 21 yıl önceki anayasa kitapçığı krizinde olduğu gibi balon patladı. Bir ekonomik kurtuluş savaşından söz etti örneğin. Kime karşı? Muhatap kim? Bir takım komplo teorileri de dolaştırılıyor. Örneğin “kuru bahane ederek fiyatları yukarı çekmek isteyen fırsatçılar” deniyor. Yani güvenilmeyen bir takım çevreler var demek. Bu ifadeler şu anlama geliyor: Faizlerin indirilmesi kararı sonuna kadar sürdürülecek ve neoliberal politikaların inkarı hedefleniyor. Hatta şu çok önemli bir ifade, “Türkiye tarihinde ilk defa ihtiyaçlarına uygun bir ekonomi politikası uygulama fırsatı buldu” deniyor.

Adeta seçim kampanyası ilanı

Eskiden mesela, “serbest piyasa ekonomisine bağlıyız”, “uluslararası ekonomi kurallarına bağlıyız” gibi güvenceler verildi. Bunların da olmaması ile birlikte şimdi yapılan neoliberal politikaların külliyen inkarı gibi görünüyor. Bunu açıklamak zor. Adeta bir seçim kampanyasının açıldığını ilan ediyor. İyi ama dış dünya da zaten kırılgan olan ekonomiyi yakından izliyor. Dahası ekonominin yerli aktörlerinin ürkmesi. Çünkü bu dış ve iç dengelerin birlikte bozulmasını getirecekti. Sayın cumhurbaşkanı susması gereken bir konjonktürde üstüne giderek konuşuyor. Ecevit’inki anlık bir tepkiydi. Bugün de konuşmaması gereken bir dönemde cumhurbaşkanı konuştu. Neoliberal politikaları inkar ettiğini dünyaya duyuruyorsun ve bu içerde ve dışarda önemli etki yaratıyor, “kopma” sinyalinin önemli bir tetikleyici olduğunu kabul etmek durumundayız.

2018 krizi nasıl geçiştirildi? Mehmet Şimşek ayrıldı, Albayrak geldi, ani bir istikrar programı ile kriz geçiştirildi. Ama şimdi daha kırılgan. Cumhurbaşkanı daha keskin bir kopuş sinyali veriyor. Bunu atlatmak için daha keskin bir istikrar politikası gerekir, peki saray yönetimi, kadroları bu esnekliği gösterebilir mi? Bir gün önce söylediğini inkar edecek kadar esnek olabilir mi? Enflasyona bakarsak, başlangıca yani yüzde 19 faize dönmek bile buna yeter mi? Kasım’da enflasyonu göreceğiz 25-30’lara çıkmak üzeredir şimdi resmi veriler. Büyük bir esneklikle, sert bir istikrar politikası uygulayalım, yüzde 24 faiz uygulayalım ve bu bizi 2023’e götürür gibi bir yol benimseyebilirler mi? İki gün içinde 10 liradan 13’e tırmanıyorsa dolar tekrar 10 liraya indirmek çok istisnaidir, pek mümkün görünmüyor bana. Faizi indirerek döviz kurunun inmesini sağlayamıyor çünkü sermayenin ve yerli tasarruf sahiplerinin dövize kaymasını engelleyemiyor. Bunu 1980’li yıllarda Turgut Özal yapabildi. Dövizin enflasyon seviyesinde seyretmesini sağladı ama o zaman Türkiye’de döviz mevduatı yoktu, yurt dışından borçlanma yoktu, yabancı sermaye yoktu, borsa yeni oluşuyordu, o da bu araçları kullandı. Bugünkü iktidar 80’li yılların çerçevesini tekrar oluşturmadıkça döviz ve faizi birlikte kontrol edemez. İster istemez serbest piyasa patlatır gider. O zaman da bu girdap Türkiye’yi nereye götürür bilinmez.

2002’de kriz nasıl AKP’nin iktidara gelmesini hızlandırdıysa, bu kriz de son tahlilde AKP’nin yolcu olacağının işareti olarak değerlendirilebilir. 2018’le 2020 arasında, Ocak-Eylül arasında birden bire Türkiye’de 3 milyon yeni çalışan ekonomiye girdi ama istihdam 380 bin kişi azaldı. İşte bu bir toplumsal krizdir. Canlı rezervler ekonomiye pompalanıyor ama bu insanlar istihdam bulamıyor. Türkiye bu durumda ağır bir istikrar programına mahkum olurken, söz konusu toplumsal kriz de kalıcılaşır. Genç nüfus önündeki bu durum aşılmalıdır ve iktidarın değişmesi de herhalde bunun ilk adımı olacaktır.