“Hu!..” Emel İrtem

ÖNSÖZ:
Geçen yıl doğum günümde Sığacık-İzmir’de bir akşam yemeğinde şöyle dedim: Tek yapmak istediğim, bu can sıkıntısından kurtulmak için birkaç küçük şiir yazmak. Ayrıca şu yorumda bulundum: Düzensizlikten yükseliyoruz ve yaptığım şiirler küçük düzenin parçaları. Sanki bir sepet ya da bir parça çömlek ya da vazo ya da başka bir şey yapmışım ve hayatta herhangi bir kafa karışıklığı hissederseniz yapabileceğiniz en iyi şey küçük şiirler yazmaktır. Veya sigara dumanı halkaları… Bunların bile bir tarzı var.

1. GİRİŞ:
Emel İrtem, bence günümüz şiirinin en önemli şairlerindendir. Şiiri de şiirin sorunlarını da bilir. Emel’in şiirini tek geçerim! Çok eski bir dostumdur. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Latin Dili ve Edebiyatı mezunu. Gerek şiirleri ve gerekse de insanlığı, kişiliği ile özgün ve dünya tatlısı biridir. Kasım 2020’de ‘yeni’ ve ‘son’ kitabı, “Hu!..” Yitik Ülke Yayınları etiketiyle çıktı. Kitap üç bölümden oluşuyor. İlk kapı PLATO, ikinci kapı KOYAK ve üçüncü kapı KESAFET. “Rüzgâr okusun şimdi kutsal kitabı”. “Üf desin”.

Ben de okudum. ‘Muhteşem’ dedim. 1999’da “Divaneliğe Dönen Pergel”, 2006’da “Zehirli Rüya”, 2007’de Marcus’un Lisan-ı Kalbi, 2009’da “Zaviyesi Yıkık Gönye”, 2013’de “Sana Seviyem” adlı şiir kitaplarının ardından
bu yıl, “Hu!..” geldi.

Merakla beklediğim bir kitaptı. 64 sayfa ve her şiirin altına yazıldığı tarih ve yer; not düşülmüş. Emel, daha mürekkebi kurumadan imzalamış ve Üniversiteye göndermiş bana. Sağ olsun! Aldım kitabı. Altını çizerek ve çokça da işiterek okudum. İşin gerçeği kitap elimde bir hayli yoruldu, üzüldü ve eskidi ama değdi doğrusu.

Toplumsalcı şiir, on dokuzuncu yüzyılın ortalarından itibaren toplumumuzun yaşadığı değişikliklerin aksine, sosyal, politik, ekonomik ve dini değişimin arka planına karşı yazılmıştır.

Emel İrtem, kendi kendine özgü şiir tarzını formüle ederken, şiirlerinin yönlerine doğru çekildi. Diğer Toplumsalcı pek çok şairin yanı sıra Emel, şiirin şairin kendi zihnini, hayal gücünü ve duygularını ifade etmesi gerektiğine inandı. Duyguları, düşünceleri ve deneyimleri çalışmalarının ana konusunu oluşturdu.

Birinci şahıs tarafından yazılan söz, tercih edilen Toplumsalcı tarz hâline gelir. ‘Ben’ genellikle şairin kendisidir, şair tarafından yaratılan bir karakter değil. Kesin olarak gözlemlenen doğal sahne, birincil şiirsel konudur. Doğa, kendi iyiliği için değil, şair için düşündürücü bir uyarıcı olarak tanımlanır ve onu daha fazla kavrayış veya şiire götürür.

Emel’in Toplumsalcı doğa şiirleri genellikle düşündürücü şiirlerdir. Manzara bazen insan hayatıyla kişiselleştirilir veya aşılanır. Tamamen bilimsel bir doğa görüşüne karşı bir tepki vardır. İnsanlar manzarada yalıtılmış figürler olarak tasvir edilir.

Toplumsalcılar, Emel’in; şairlerin ortak yaşamdan olayları ve durumları seçmeleri ve bunlar hakkında mütevazı ve rustik hayata ait olan kadınlar tarafından gerçekten konuşulan dilde yazması gerektiği inancına katıldı.

Emel, şairin belirli bir hayal gücü rengini kullanması gerektiği konusunda ısrar ediyor, böylece sıradan şeyler akla alışılmadık bir şekilde sunulmaktadır.
Şairin vizyoner imgelemi, sınırlı, duyuya bağlı anlayışın üzerine çıkıyor ve olayları yeni bir şekilde görmesini sağlıyor.

Emel’in Toplumsalcı şiiri, gizem ve sihir, folklor ve batıl inançla ilgilidir. Hayal gücünün rolü, şiirin kaynağı olarak ‘içgüdü’, ‘sezgi’ ve ‘kâlp’ duygularının önemi ile ilgilidir. [Bu Emel’in şiiri için de çok doğrudur.]

Bana göre, derin düşünmeye ancak derin duyguları olan şair ulaşabilir. Hayal etme kapasitesi, şairin daha yüksek bir vizyoner duruma girmesine ve dünyayı yeniden canlandırmasına izin verir.

Emel, Toplumsalcı dönemi şiirini ayrıntılı olarak inceledi. En sevdiği şairler arasında Ahmet Telli ve Şükrü Erbaş’ı gösterdi. Bu şiirin üç özelliği onun üzerinde belirli bir etki yarattı: Sone gibi geleneksel tarzların kullanımı,
Lirik – Anlatı şiirinin yeniden canlanması, üslûpta zengin ve tonda günlük konuşma dili, zamanın ve bunun insanlar üzerindeki etkisinin kalıcı bir bilinci…

2. BAZI TEMA VE SORUNLAR:
Emel, doğal dünyanın keskin bir gözlemcisidir. Şiirlerinde bitkiler, böcekler, coğrafi özellikler ve mevsimler yer alır. Yaratıklar: Çukurlu örümcekler, kapana kısılmış güveler, şaşkın kelebekler. Bitkiler: Kelebek otu, mavi veya beyaz her şeyi iyileştirir, sarı yapraklar, kara çamlar, elma ağaçları, kızıl elmalar, yaz ormanları. Fiziksel dünya : Bahar havuzları, kış karları, gökyüzü, dereler, dağlar. Mevsimler : Düşen yapraklar, çıplak ağaçlar, kar, buz, soğuk rüzgârlar ve yağmur ile sonbahar ve kış baskın mevsimlerdir.

Emel’in şiirinde doğal dünya nadiren kendi iyiliği için veya şiirin eyleminin karşısında yer aldığı bir arka plan olarak tanımlanır. Bunun yerine doğa, şairi bir kavrayışa ya da şiire götürür. Çoğunlukla, doğal sahne ile ruh arasında, Emel’in ‘iç ve dış hava’ dediği bir karşılaştırma ortaya çıkar.

Emel’de doğa tanımları duygusal değildir. O, yaratıkların sessizlik içinde acı çektiği ve insanların kendilerini yalnız hissettikleri kasvetli, boş ve soğuk bir dünyayı anlatmıyor. Doğal dünyası aydınlık ve hayat içerir ve bu nedenle tehdit edici, düşmanca veya kayıtsız bir tutum içinde olmaz.

YALITIM ve İLETİŞİM: Emel’in şiirinde, insanlar peyzajdaki yalıtım figürleri olarak tasvir edilir. Sadece yalıtılmış değillerdir, yalnızlığı da temsil ediyorlar ve böylece sembolik statü kazanıyorlar. Yalnızlık bir insanlık durumu olarak görülebilir. Etkili iletişim kurma çabaları en iyi ihtimalle zordur.

Bu bağlamda, şairin yeni çıkan kitabı “Hu!..” da yer alan “öğrenilmiş çaresizlik” adlı şiirden birkaç dize okuyalım.

“seni sevmiştim / vahşi çiçekler getirdiğinde / ve kuruduğunda onlar / savaş başladı / seni sevmiştim / ağlıyordun, çok uzaktı yollar / bir bardak kırıldı / kan içinde çarşaflar / öldü general / […/..] / sevmek değil / sevmemek sonradan öğrenilir / dil damaktan dişten vazgeçer / dudak dudaktan / kendine çarpan ses ölür, öpüş kaçar / ağzın artık simsiyah bir gökyüzüdür / uçup gittim / […/..] / sevdim seni ve sevmemeyi  / uykum gibi geldin uzandın yanıma / birden uyandım  / böyledir yastığın imrenmesi rüyaya / elveda aşkım…” [s:21]

KADERİN ve ŞANSIN ROLÜ:  Emel, evren hakkında diğer şairlerden çok daha fazla olumlu çünkü onlar doğaya baktıklarında, iyi huylu bir yaratıcının farkına varmazlar, oysa ifade yok, onu ifade edecek hiçbir şey görülmüyor. Emel’in dünyasında; Tanrı, insanlar gibi kaderin veya şansın kurbanı olan çaresiz yaratıkların durumuna karşı kayıtsız değildir. [Bu tema, Ahmet Telli’nin 80’li yıllar dönemi şiiri “Su Çürüdü” de çok iyi işlenmiştir].

Emel’in şiirleri, trajik koşullarla rastgele bir şekilde patlayan, daima var olan, altta yatan bir karanlığı kaydeder. Bakalım aynı kitaptan yeni bir şiir “ters lâle”. Okuyalım:
“böyle / tersin tersin / açar mürver gölgesinde / suçlu gibi / bir kez / göğü görsün diye / koparıp ters çevirdim / kahkahayı koyuverdi.” [s:24]

DEĞİŞEBİLİRLİK – zamanın insanlar ve doğa üzerindeki etkisi: Emel’in şiirinde zaman, her daim yapıcı olarak görülür:
“benim penceremdi resmin / ağzında diri bir mehtap / ve üzgün gözlerinden senin / kayboluverdim bir vakit / […/..] / bize bakan dostlara / biraz ayıp etmişiz / artık pencereyi kapa / mehtabı kapa / bir şey kalsın arada / hastalıkta sağlıkta / hükümran geçmişimiz / çarpmadan kayalıklara / kaplanlara binip gidelim” [s:40].Yukarıdaki “yırtılmadan önce” adlı şiirde HAYAL GÜCÜNÜN ROLÜ:  Hayal gücü, şairin dünyayı yeni bir şekilde görmesini sağlar. Kısacası, yoğun anlar daha yüksek, vizyoner bir duruma girebilir. Bu, onun hayal gücü ve yaratıcı yeteneğini yeniden canlandırmasına izin verir ve ona şiiri için yeni anlayışlar ve yeni ilhamlar sağlar. Ancak bu durum uzun süre sürdürülemez “hastalıkta sağlıkta” diyen şairin gerçek dünyaya dönmesi gerekir ve bu uzun sürmez.

3. STİL VE TEKNİK BAZI NOKTALAR:
DİL: Emel, artık iyi seçilmiş birkaç kelimeyi kullanarak şiirde nasıl sadeliğe ulaşılacağını öğrendi. Şiirlerinde sıradan dili kullanmak için bilinçli bir çaba gösterdi ve sade, tek heceli bir konuşma kullanarak, neşeden üzüntüye ve yüceltmekten korkuya kadar tüm insanî duyguları yakaladı. Şiirinde konuya uygun olduğu için konuşma dilinin önemini vurguladı ve şiirini daha geniş bir okuyucu kitlesine ulaştırdı.

Emel, çizgi ve dizenin biçimsel kalıplarına karşı konuşma ritimlerini aktardı ve onları sone veya dramatik monolog gibi geleneksel biçimlerle sınırsız kıldı. Yalın diksiyon, doğal konuşma ritimleri ve imgelerin sadeliği, şiirlerin ‘doğal’ ve ‘plansız’ görünmesini sağlıyor.

Emel, tekrarı da zaman zaman etkiyi vurgulamak ve şiirinin müzikal kalitesini artırmak için kullanıyor. Şiirdeki sesi cevherdeki altın olarak tanımlıyor ve şiir yazma amacının tüm şiirleri birbirinden olabildiğince farklı kılmak olduğunu biliyor.KAFİYE:  Günümüzdeki pek çok şairin aksine, Emel, biçimsel uygulamaların büyük ölçüde terk edildiği değişen zamanlarda biçimsel şiirsel değerleri savundu. Kafiye ve metrik çeşitliliğin önemini vurguladı, geleneksel formları gözlemledi ve teknik becerilerini geliştirdi. Çelişki korkusu duymadan o zamanının en önemli zanaatkârlarından biridir diyebilirim. Şiirleri, kafiyelidir ve en ufak bir gerginlik gibi görünmeyecek şekilde yazılmıştır. Onun bazı şiirlerinde;  kullandığı uyak düzeni örüşük uyaklarla da, son hattı tekerlemeler ve tam ve yarım kafiyeli dizelerde vardır. Ayrıca boş dizeler de yazmıştır Emel. Söylemeden geçmek olmaz. Emel, sone, dramatik monolog, anlatı ve lirik gibi çok çeşitli şiir tarzları da kullanmıştır. Kullanmaktadır.

İMGELEME:  Emel’in şiirlerinde imge aldatıcı bir şekilde yalındır. Doğal ve insan dünyasından görüntüler vardır. Bazıları günlük ve sıradan, bazıları grotesk ve ürkütücü… ”küme düşmek” [s:43] adlı bir dizi şiirde olduğu gibi, imgeler anlam taşır. Emel, şiirde dünyanın rengini, dokusunu ve seslerini yeniden yaratmak için hassas ayrıntıları kullanır. Bu, şiirini zengin bir şekilde duyumsal kılar. Yine de aynı tekniği kullanarak ürpertici derecede gerçekçi, soğuk ve bazen kasvetli bir sahne de çizebilir.
Şiir ve metafor kullanımı şiirlerinde anlam katmanları yaratır. Örneğin, “gülce’nin çekmeceleri” adlı şiirinde kullanılan metafor karmaşıktır. Bir düzeyde bu şiir, bir doğa şiiri olarak okunabilirken, daha derin bir düzeyde yaratıcı sürecin bir incelemesi olarak okunabilir. [Ve arada başka seviyeler de vardır!]. Birkaç dize okuyalım:
“hiç yok kalbim / kim aldı benim ağrımı / el aldı / yel aldı / dindi tıkırtısı / göğsümdeki tabağın” [s:52]

TON: Kullanılan ses tonu, Emel’in şiirlerinde anlam açısından çok önemlidir. Şiirleri çok çeşitli tonlar sergiler ve belirli bir şiir içinde önemli ölçüde değişebilir. Kesin ve gerçek, sempatik, üzgün, rahatlamış, güçlü ve kendinden emin, umutsuz, esprili, karanlık ve ironik, hüzünlü veya yorgun olabilir.
BİRİNCİ ŞAHIS ANLATIMI: Emel, anlatımı için sık sık birinci şahısları kullanıyor. Okuyucuya, genellikle bir kriz sırasında, belirli bir anda konuşmacının hayatına bir göz atmasına izin veriyor ve ilk kişinin kullanımı bir güvenilirlik duygusu yaratıyor: Okuyucuya bir olayın ilk elden bir açıklaması verilir ve okuyucu anlatıcının doğruluğuna güvenir. Örneğin, “türkçe’den kalbe…” [s:54] adlı şiirde şiirin gerçekliğinden asla şüphe edilmez.

DRAMATİK ÖYKÜLER: Emel’in şiirlerinin çoğunda güçlü bir anlatı yapısı belirgindir. Anlatıcı, okuyucuyu dramatik bir sonuca götüren bir dizi olay ve eylemden geçirir. Bu olaylar genellikle düşündürücüdür veya hayata dair bir fikir verir.

4. ŞİİRDEKİ TEMEL ÖZELLİKLERİN ÖZETİ:
Emel, lirik ve sone dâhil olmak üzere çeşitli geleneksel biçimlerde yazdı; özellikle anlatı monologlarını ve diyaloglarını kapsayan boş dizelerdeki başarılarıyla da dikkat çekti. Onun temalarının karakteri, insanlar ve türkçe peyzaj içerir; doğanın bereketi ve güzelliği; bireyler ve doğa arasındaki ve bireylerin kendileri arasındaki ilişkiler; ‘benlik’ ve ‘aşk’ önemli bir yer tutar.

TARZ: Emel kendi lehçesinde yazıyor; tarzı deneysel değildir, ancak şairin amacına uyarlanmıştır. Görsel imgeler ve işitsel imgeler, stilinin önemli özellikleridir. Emel için, ‘duyunun sesi’ anlam üzerinde önemli bir etkiye sahiptir; bu nedenle kelimelerin sesi ve tonu önemlidir. Sözde doğa şiirlerinde bile, toplum genellikle öndedir. Odak noktası neredeyse her zaman bireyden ziyâde toplum üzerinedir. Konuşma dili ve dramatik deyim, şiirsel diksiyona tercih edilir. Yalın şiirler, daha derin fikirlerin simgesi olabilir. [Bu nedenle dikkatli okuyunuz!]

5. GENEL BİR BAKIŞ:
Emel’in şiirlerini çıkışından bugüne kadar [Divaneliğe Dönen Pergel-1999] izleyen, okuyan ve çözümleyen biri olarak, hayatta en çok uğraşmak istediği dört şeyin arkeoloji, astronomi, çiftçilik ve Latince öğretmek olduğunu düşünüyorum. Ama şimdi gördüğümüz gibi kendi şiirinde başarılı olduğu anlaşılıyor. Biz ancak ona daha yüksek, yükseltilmiş bir tür şiir yazmasını tavsiye edebiliriz.

Emel’in şiirinin konuşan sese çok benzediğini düşünüyorum ama aslında bu konuşma sesi, sıradan konuşma, konuşan şiir, onun tercih ettiği şeydir zaten. Yıllar sonra Emel, bir şair olarak gelişiminde bu tavsiyenin çok önemli olduğunu görecektir. Çünkü kitabındaki her şiir; okuduğum zaman, aslında yazımın tüm akışını değiştirdi. Hepsi bir amaca yönelik oldu. Çünkü kitaplar değil, sözcükler ağızda vardır ve Emel, ne zaman bir şiir okuması yapsa, ‘oku’ yerine ‘söyle’ sözcüğünü kullanır. Bunu biliyorum. Kulaklarımla işittim. Birlikte katılımcı olduğumuz Eskişehir’de 2014 senesinde yapılan Uluslararası Şiir Festivali’nde böyle bir okuma sırasında dinleyicilere şunları söyledi: “Bu şiiri anlamadığınızı hissediyorum. Tekrar söyleyeceğim.”
Emel, her zaman daha çok doğal konuşmanın ritimleriyle ilgilenmiştir ve aynı zamanda biçimsel kalıplar ve kafiye ile de çok az ilgilendiğini de söyleyebilirim. Serbest koşuk [tekrarsız, düzensiz koşuk] Emel tarafından hiçbir zaman reddedilmemiştir.

Serbest koşukla yazmanın ağ olmadan tenis oynamak gibi olduğunu daha önceki bir yazımda söylemiştim. Başka bir deyişle, Emel’de ağın disiplininden ve kısıtlamalarından hoşlanmıyor. Örneğin, “hayat hastalığı” adlı şiir [s:17] kahramanca dizelerle yazılmıştır ve ayrıca Emel pek çok şiirinde de sone tarzını [‘tasarım’] kullanmıştır.
Sıradan, gündelik konuşmaya yakın ve bunlardan ilham alan bir dilde yazmayı seçti. Ancak onu popüler ve ulaşılabilir bir şair yapan sadece dil değildi; aynı zamanda onun konusuydu. Emel’in şiirleri doğal dünyaya dayanır, ancak kendisi şiirinde insanın neredeyse her zaman manzaranın bir parçası olduğuna dikkat çekmekten geri durmaz.

İstanbul, Mardin ve Eskişehir üçgeninde Türkçe’yi kendisinin yaptı ve sıradan hayatlar yaşayan sıradan insanlar hakkında yazdı. Şiirlerin konuları – kar suçu, çöp ve bilgi, peçete iyidir, hâl ve gidiş, vişnenin son gecesi, sineklere şarkı söylemek –  ancak şiirler betimlemenin ötesine geçiyor. [Beni Emel’in şiirine çeken muhtemelen şiirinin bu özelliği olmuştur.]

“Mucize” [s:27] ve diğer birçok şiirinde konuşmacı ahlakî ve felsefî fikirleri araştırıyor, böylece bu öneri, anlatılan kadar önemlidir. Emel, bir bakıma ‘dolaylı olarak söyleyebileceklerinizi doğrudan söylemek istemez misiniz’ demek istiyor kanımca. [Sonuçta, okuyucu da yolculuğun bir kısmına gitmelidir!]
Emel’in şiir dünyası güzel ama aynı zamanda yumuşak ve umursamaz değildir. Emel, insanın doğaya ihtiyacı vardır ama doğanın da insana ihtiyacı vardır demek istiyor şiirlerinde ve öyle yazıyor. Benim için, Emel’in iyi şiirlerinin temsili, hayatın korkunç edimsellikleridir. Onu ve şiir dünyasını korkunç bir evren ve yalnızlık, şüpheler, hayal kırıklığı ve umutsuzluktan beslenmiş olarak nitelendirmiyorum ve biyografisi de hayatının sıkıntılı, endişeli ve kederli olduğunu ortaya koymuyor.

Ancak, son kitabı “Hu!..” daki şiirlerde  özellikle vurgulananlarda bu karanlık tarafa dair çok fazla kanıt yoktur. Bunun yerine, çoğunlukla Emel’i okuduğumuzda duyduğumuz ses sıcak, davetkâr ve yumuşak bir sestir.

“menekşeler ölmüş”, “bir ketum bulut”, “hakikati köpeklerin önüne atanlar”, “aç olana yorgan”, “ben kâğıtta tutuşan bir harf”, “yolcu evin içindeki ölü”, “sineklere şarkı söylediğim o zamanlarda”, “bir ineğe çarptım, özür dileyemedim”, “seni çöpte yaşatacağım sevgili”, “pencereye teslim olmuş bir kederli yüz”, “ölüm uzaktaki esaret”, “her gün yeniden soyunup giyiniyor akıl”, ” bütün ölülerle dans ettim”, “resim bir pencere aramızda”, “doğasından şikeli bir maç”, “dil uyurken kınında”, “bir yosun nasıl bıçak olur”, “kapat kuşları hırkanı giy”, “söze silgi dudağa tebeşir”, tabak mı dedim hayır kuştu”, “terazide figan var”, “ve cehalet yıldızlı pekiyi”, “bıçak yorumcudur”, “bir bakardağım var”, “emel-hak belki kibrit markasıdır”

Gibi dizeler anında, hatta konuşma dilinde ve tonundadır.

Geçen yıl doğum günümde Sığacık-İzmir’de bir akşam yemeğinde şöyle dedim: Yazarın gözyaşı yok, okurda gözyaşı yok. Yazar için sürpriz yok, okuyucu için sürpriz yok. Benim için ilk zevk, bilmediğimi bilmediğim bir şeyi hatırlamanın şaşkınlığıdır. Bir şiir, bir kez var olduğunda üzerinde çalışılabilir, ancak var olma konusunda endişelenmeyebilir. En değerli niteliği, şairi kendisiyle birlikte götürüp götürmesi olacaktır. Yüzlerce kez okuyunuz: Bir metal kokusunu korurken tazeliğini sonsuza kadar koruyacaktır. Bir zamanlar şaşkınlıkla ortaya çıkan anlam duygusunu asla yitirmeyecektir.

Şöyle bitirdim: Tek yapmak istediğim, can sıkıntısından kurtulmak için birkaç küçük şiir yazmak. Ayrıca şu yorumu da yaptım: Düzensizlikten çıkıyoruz ve yaptığım şiirler küçük düzenin parçaları. Sanki bir sepet ya da bir parça çömlek ya da vazo ya da başka bir şey yapmışım ve hayatta herhangi bir kafa karışıklığı hissederseniz yapabileceğiniz en iyi şey küçük şiirler yazmaktır. Veya sigara dumanı halkaları… Bunların bile bir tarzı var.

Emel’in “Hu!..” adlı kitabı “covid salgınında hayatını kaybeden sağlıkçılara” ithaf edilmiştir. Hem giriş hem de davet görevi görür. Emel, günlük işlerle ilgilenmek için dışarı çıkıyor ama bizi dünyaya bir şairin gözünden bakmaya davet etmekten de kaçınmıyor.

ÖRNEK CEVAP:
Emel’in şiirleri, bence küçük keşif yolculuklarıdır. Bunu tartışmalısınız!
Onun dünyası, hem kentsel hem de kırsal bir dünya, doğa ve ağaçların, toprakların ve mahsûllerin dünyası. Şiirleri de şairin kendisi gibidir.

Emel, bir ‘şair’ ve bir ‘insan’ olarak bir araya geldiği yerel ve tanıdık bir manzarayı yeniden yaratıyor. Doğanın mekânlarını bildiğini hissediyorum. Bizi tarlalara ve meyve bahçelerine ve Türkiye’nin ırmaklarına davet eden bir bütünlük sesi olduğuna inanıyorum ve zaman zaman, yol boyunca Emel’in kendisinden bir şeyler bile keşfedebileceğimizi hissediyorum.
Emel, genellikle doğadaki hassas ve ince dengelenmiş ilişkiler konusundaki anlayışını bizimle paylaşır. Doğayı keskin bir gözle yazıyor ve onun güzelliğine ve kendine özgü yollarına saygı duyuyor.

Örneğin “emel – hak” adlı şiirde; şöyle seslenir;

“anladım, geceye yürür güneşler / ibrahim’i kim yakıyor anladım / emel – hak belki kibrit markasıdır / belki gizden gölgeden kelama akan, / “gerçekleşmesi imkânsız bir istek” olan adım / pusulasız denizlere açılmış / hâlâ yüzen teknenin adıdır. / müteheyyiç bir rüzgârın günahıdır. / merhabayındır.” [s:63]

Bu dizelerde, birçok çağrıştırıcı görüntü vardır. Şair, ağaçların bastırılmış tomurcuklarında olduğunu ve doğayı karartmak ve gizden gölgeden kelama  akmak için olduğunu gözlemler. Doğayı kişileştirmeye devam ediyor ve ağaçların güçlerini kullanmadan önce iki kez düşünmesi ve şiirinde rüzgârın günahını temizleyip içini süpürmesi gerektiğini ekliyor. Çok doğrudan bir şiir, amacı olan bir şiirdir Emel’in şiiri.
Amaç, aynı zamanda “aşk tanrı’nın içinden geçip gitmektir” adlı şiirinin de merkezindedir. Konuşmacının, “yüzünün meridyeninde külden / uyanmış o hayali / çok uzaklara üfleyen / rüzgâra kabahati at” [s:45] dizeleriyle karşılamadan önce, “bir derin uykuda” yattığını görüyoruz.

Oysa, şiirdeki konuşmacı, doğanın aşksız bir gövdede varlığını kabul ettiğinde artık yalnız çalışmadığını keşfeder. Şiirde doğanın yöntemleri ilk bakışta insanınkinden oldukça farklı görünür. İnsan, başlangıçta, sahneyi düzleştiren ve keskin bir bıçak ile yıkıcı bir güç olarak görünür. Sanki dünün çiçeğinin üzerinde tekrar yanmaya başlayan yüzgeç, şimdi yerde solduğunu keşfeder. Bununla birlikte, doğa beceriklidir ve yüzgeç hemen tüf bir ırmağın yanında alternatif bir ırmak keşfeder. İronik olarak, suyun akışı tarafından ortaya çıkarılır. Taşın basit ama önemli keşfi ilginçtir; bağlantıları önerir, doğada, yüzgeç ile ırmak arasında ya da olduğu gibi taş ve su arasında karşılıklı bağımlılık! Aynı zamanda yaşamın sürekliliğini, yaşama ve yenilenme için alışılmış kapasitesini önerir. Şiirin sonunda konuşmacı ve yüzgeç, aralarında kurulan bir bağ olan uyum içinde görülür. Emel doğada anlam bulmuştur ve insanla birlikte veya ayrı çalışırlar anlamındadır bu özellik!
Bununla birlikte Emel, doğada biraz karanlık keşifler de yapar. Bazen, bu keşifler insan alanına da uygulanabilir.

Örneğin “sevgilim balık” adlı şiirde;

“sevgilim bir balık denizlerin içinde / pullarının arasında rüzgârlar var / korkuyorum bir gün bir pelikan / bir martı yahut bir karabatak / sevgilim yüzerken ışıldayarak / yakalayacaklar onu bir lokmacık / kalbimi yemiş olacaklar / umutsuz kılacaklar beni / sönecek ışığım” [s:33].

Şair taşıdığı her şeyi iyileştirir, Emel’in tasvir edebileceği kesinliği gösterir. Doğanın yaratıkları… Bu ölümcül, soluk alaydan şair, böylesi bir zulmün sahnesinin arkasındaki itici gücün ‘karanlığın tasarımı’ olduğunu yansıtır. İnsan toplumunda ve insan topluluğunda durumun böyle olmadığını kim söyleyebilir ki?  İlginçtir ki, çalışmalarında bariz bir toplumsalcılık zenginliği var. Şairin insan toplumu arenasına girdiği yerde, “dönüş yolu” [s: 36] gibi bir şiirde bile, en hüzünlü şehir şeritlerinde ve dünya hâllerinde yaşayan insanlar arasında hep bir iletişim, toplumsalcılık duygusu vardır. Bu, insanların gözlerini düşürmedikleri, meşgul olmaya istekli oldukları, kendilerini açık ve yalıtılmamış yaşamlara terk ettikleri bir yerdir. İnsanlar, “dönüş yolu” adlı bu şiirde “hep güzel bir rüyanın başında doğuyorum / sonra ölüyorum kâbusunda sevgisiz birinin / [… /..] bu deli dünyanın çukuruna atılmış” ve kendinden geçmiş Emel’den çok daha rahat görünüyor.
Yine de kentsel, kırsal ve yetmiş bin sırattan kesimde, Emel’in kendisi ‘yalnız’ çalışma eğilimindedir. Görünüşe göre de temel kaygısı, toplumsalcılıktadır, bireysel bir kimlikte değildir.

Şiirleriyle, kendine yeterliliğe ve toplumsalcılığa değer veren bir şair hayal ediyoruz. Daha çok gidilen yolu seçen… “Aleyk” adlı şiirde topluma değil de içsel benliğine doğru döndüğü görülebilir sanki: Ne dersiniz?

“sevdalın olurum, ahlaksızca büyür / geçmişinde ölürüm aleyk… ” [s:19]

Emel’in sözü, bu içsel benliği yansıtır. İçerideki arayışı, doğadaki tanıdık şeylere doğru dışarıya doğru yaptığı yolculukla da dengelenir ve yukarıdaki dizesine yansıtıcı ve meditasyon niteliği verir, ister kendisinden ister doğadan bahsediyor olsun şair.

Bu nedenle, Emel’in dizeleri aracılığıyla küçük keşif yolculukları yapabiliriz. Şair, bize, okuyuculara duyarlı, hassas, bazen ironik ama özellikle düşünceli bir şair olarak görünürken, doğaya dair ilginç ve kişisel görüşlerini ortaya koyuyor. O, konusundan kopuk değildir ve ona oldukça sempati duymaktadır. Sonuçta, bize, doğaya ve kendisine duygusal olarak dürüst bir şair keşfetmiş olmanın sevincini yaşıyoruz.Kitaptan “nehirde” [s:34-35] adlı şiir, her zaman çok popüler bir şiir olacaktır kanımca. Şairin hayatındaki önemli bir anın lirik, birinci şahıs öyküsüdür. Şiirde, Emel olduğunu varsayabileceğimiz konuşmacı, bir nehirde hayata sondan başlarken aniden ortaya çıkan bir ‘seçim’ ile karşı karşıyadır. Bu anda gittiği rota iki ayrı yola ayrılıyor. Konuşmacı şu an için verilmesi gereken zor bir kararla karşı karşıyadır, ancak bir ömür boyu sürecek yansımaları olabilir.

“dünyanın ilk yaradılışına dönüyorum / nehirde…” son dizedir ve kararı bu kadar zorlaştıran da bu son dize olmaktadır.

Kısaca kendi hayatınızda verdiğiniz bazı kararları düşünürseniz, bir günde yüzlerce seçim yapabileceğinizi bilirsiniz, çoğu farkına bile varmadan! Öğle yemeği için nereye gideceğinize karar vermek genellikle çok zor değildir; ancak, çok daha zor bir karar, ayrılma sertifikanızdan sonra izlenecek kariyerdir. Seçiminiz hayatınızı yıllarca etkileyebilir ve bu nedenle bu karara varmak için zaman ve çaba harcama eğiliminde olursunuz.Demek, Emel yol ayrımına geliyor. Kelimenin tam anlamıyla alınırsa, seçim; basitçe devam edecek yoldur. Ancak bu yollar sembolik bir şekilde görülürse, seçim daha zordur. Şiir analizim, birçok viraj ve dönüşle karşılaşacağımız bir yolculuk açısından hayatın nerede görüldüğüne dair pek çok örnek ortaya koydu. Şiirdeki an, herhangi bir okuyucunun hayatında böyle bir an olabilir.

Şair, seçeneklerini dikkatle değerlendirir. Ne sunabileceklerini görmek için her iki yola da elinden geldiğince bakıyor. Ancak, yol çalılıklara doğru ilerlerken, görüş açısı virajla sınırlı. Başka bir deyişle, ileride hangi geleceğin olacağını tahmin etmek imkânsızdır ve Emel’in bir fikir değişimi lüksüne sahip olmadığı görülüyor. İlk başta, her alternatif eşit derecede çekici ya da aynı derecede adildir.

Benzer şekilde, her iki yol da “dünyanın ilk yaradılışına” ayrılıyor.

Bununla birlikte, ilk yol; daha popüler bir rota iken, daha az gidilen diğer yol ise aşırı büyümüştür ve giyilmek istenmiştir. Seçim açık ama hiç de basit değil: ortak, kolay yol mu yoksa sıra dışı, daha zorlu yol mu? İlk yol, diğerleri için daha güvenilir, hatta daha güven verici olabilir. Ancak daha zor yoldur.

Şair, bu zamanda yollar arasındaki küçük farkın, yollar nehre ve ilk yaradılışa ve/ya da geleceğe doğru uzaklaştıkça büyük farklılıklar olacağının farkındadır. Her yol, kendine has bir şekilde çekicidir, ancak ikisine birden seyahat edemez. Şairin bir pişmanlık içinde olduğunu görüyoruz ama, yine de karar veriyor “Hu!..” adlı kitabında.

Seçtiği yolda seyahat ederken bile reddettiği yolu hâlâ merak ediyor ve ilkini başka bir gün için tutmayı umuyor. Yine de kalbinde biliyor ki yolun yola çıkması ve geri dönmesinin gerekip gerekmediğinden şüphe etmektir. “Hu!..”, bu şekilde, yalnızca çok sınırlı sayıda yaşam olasılığını keşfetmeyi umabileceğimizi öne sürüyor. Sonunda, şair ‘iç çekiyor’, seçiminden memnun, ama ne olacağını merak etmekten de vazgeçmiyor.

Diğer yolda ne tür deneyimler olmuş olabilir? Kesinlikle, onun seçimi her şeyi değiştirdi. Bu sevindirici; karar hayatında olumlu bir etki yarattı ve bundan dolayı minnettâr ve seçtiği yoldan genel olarak memnun görünüyor.

Bu kitap, bize hayattaki önemli kararların kesin tahminler olmadığını hatırlatıyor. Seçimlerimizi, yol boyunca karşılaşılabilecek şeylerin yansımasına dayandırıyoruz. Emel İrtem gibi, hepimiz büyük kararlarımızın hayatlarımızda ‘tüm farkı’ yaratacağını umuyoruz ve olacaklara inanmalıyız.

Emel, her şiirin küçük bir keşif yolculuğu olduğuna inanıyor; kendi içinde bir amaçtan ziyâde başka bir şeye giden bir yol… Belki de alınmayan yol… Böyle bir yolculuktur?


DİP NOT:

Emel İrtem, “Hu!..”, Yitik Ülke Y., Birinci Baskı: Kasım 2020, s:64, İstanbul.

Koray FEYİZ
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları