Hayvan Kuramı – Eleştirel Bir Giriş

HAYVAN ÇALIŞMALARI VE HAYVAN KURAMI

Antroposantrik (ve antroposantrik olmayan) felsefenin karmaşık mirası içinde, Aydınlanma’dan bu yana ve özellikle son 150 yıllık post-Darwinci dönemde hayvanlar ve hayvanlığa ilişkin çok çeşitli kuramsal yaklaşımlar ortaya çıktı. Hayvan Kuramı bunlardan en etkili ve önemli olanlarından bazılarını tanıtırken, bunlarla eleştirel olarak da ilişkileniyor: Friedrich Nietzsche’nin materyalist ontolojisinden Donna Haraway’in feminist felsefesine; Sigmund Freud ve Jacques Lacan’ın psikanalizinden Peter Singer, Tom Regan ve Martha Nussbaum’un ahlâk felsefesine; Martin Heidegger ve Maurice Merleau-Ponty’nin fenomenolojisinden Derrida, Deleuze ve Félix Guattari’nin post-yapısalcı felsefesine; Carol Adams’ın vejetaryen kuramından Cary Wolfe ve Rosi Braidotti’nin post-hümanizmine. Genellikle çok farklı bağlamlarda yazan bu düşünürlerle iştigal etmek, insanlarla hayvanların hayalî, ontolojik ve etik olarak birbiriyle ilişkilenme biçimlerine dair bir dizi meseleyi de gündeme getirmek demek. Hayvanlar ve hayvanlığı eleştirel soruşturmanın merkezine koymak suretiyle, insan ve insan-olmayan hayatın iç içe geçme biçimlerini daha iyi anlayabilir, daha titizlikle kavramsallaştırabilir ve daha bütünlüklü olarak ortaya koyabiliriz. Bu nedenle “hayvan kuramı” terimi bu projenin birbirini tamamlayan iki amacına işaret ediyor: Aydınlanma sonrası felsefecilerin hayvanlar ve hayvanlığı kuramsallaştırmalarındaki gelişmeleri araştırmak ve güncel kuramsal tartışmalar içinde hayvanların yerini tartışmak.

Hayvan Kuramı, günümüzde daha geniş “hayvan çalışmaları” alanı içinde yürütülen akademik ve aktivist çalışmalarla yakın ilişki içinde. Akademik çalışmalar sarahaten kuramsal kavramlarla ilgiliyken, aktivist çalışmalar bu kavramları daha geniş -akademik çalışmalara göre daha fazla iştigal ettikleri- bir maddi bağlamla ilişkilendiriyorlar. Son yirmi yılda hızla gelişen hayvan çalışmaları, hayvanların küresel tarım endüstrisi, tıbbi ve kozmetik araştırmalar, avlanma, doğal yaşam çevrelerinin ortadan kaldırılması, evcilleştirme ve hayvanat bahçelerinde tutsaklık biçimlerinde kendini gösteren sömürüsünü soruşturur. Alan farklı bakış açılarından, “eleştirel hayvan çalışmaları” (McCance 2013), “insan-hayvan çalışmaları” (Marvin ve McHugh 2014) ya da “hayvanlık çalışmaları” (Lundblad 2009) olarak adlandırılır. Bu terimler nispeten farklı gündemleri işaret ederler: Hayvan çalışmalarının eleştiri hakkında olduğunu, hemen her zaman insanlarla hayvanlar arasındaki mevcut ilişki hakkında olduğunu ya da birincil odağını insan kültürleri olarak seçerek hayvanlık temsillerinin tarihini analiz etmek için alan sağladığını. Hangi terim kullanılırsa kullanılsın, hayvanlar ve hayvanlıkla ilişkili sorular üzerine çalışan bilim insanları, hem insan istisnailiğini –üstün tür olduğumuz inancı– eleştirmek hem de hayvanların, en iyi ihtimalle değersizleştirilmiş, en kötü ihtimalle de ihmal edilmiş olan temsilleri, hayatları ve çıkarlarını titizlikle araştırmak suretiyle antroposantrizme karşı koyma amacını paylaşırlar. Paul Waldau’nun yakın zamanda alana giriş niteliğindeki hayvan kuramı çalışmasında önerdiği gibi, hayvanların marjinalleştirilişini ele almak, “şefkat ve zulme dair sahip olduğumuz çelişkili miras hakkında tam bir açık sözlülük göstermemizin yanı sıra, yeteneklerimiz ve sınırlarımıza dair insan tevazuunun en üst düzeyini şart koşar. Aynı zamanda en titiz akıl yürütme biçimlerine ve yüce hayal gücümüzün en gelişkinine ihtiyaç duyarız” (2013: 1). Ayırt edici bir biçimde insana özgü olan tevazu ve hayal gücüne dayalı düşünme yoluyla insanı merkezden çekip alma üzerindeki bu vurgu, kuramsal tartışmalarla uğraşanlar da dahil olmak üzere hayvan çalışmaları alanında mesai harcayanların karşı karşıya bulunduğu paradoksal güçlüğe de işaret eder.

Hayvan çalışmaları, insan ve insan olmayan hayvanlar arasındaki ilişkiyi daha dikkatle ve titizlikle araştırmanın güçlüklerini karşılamak üzere, temelde disiplinler arası bir değerler sistemi ve faaliyet alanı geliştirmiştir. Bu nitelik, son yıllarda yayımlanmış çeşitli dergilerin özel sayılarında çok canlı bir biçimde gözlenir. Örneğin PMLA’nın[3]“Hayvan Çalışmaları” temalı 2009 özel sayısı edebiyat, görsel sanatlar, hayvanat bahçeleri, feminizm, queer çalışmaları, tiyatro ve post-kolonyal çalışmalar alanından bir dizi makaleyi içermektedir. Bu yelpaze; “Hayvan Ötekiler” temalı Hypatia (Gruen ve Weil 2012), “Hayvanların Sırası” temalı New Formations (Wheeler ve Williams 2012) ve “Hayvan” üzerine Mosaic’in çifte özel sayısı (McCance 2006/7) gibi disiplinler arası dergilerin özel sayılarında da yinelenir. Hepsi de alanda çalışan bilim insanları için değerli kaynaklar olan Journal for Critical Animal Studies [Eleştirel Hayvan Çalışmaları Dergisi], Society and Animals [Toplum ve Hayvanlar] ve Humanimalia [İnsan-Hayvan] gibi dergilerde yer verilen makaleler, felsefeden sakatlık çalışmalarına, aktivizmden dine ve kriminolojiden müze sergilerinin politikasına uzanan ilgi alanlarıyla, bu kapsam zenginliğinin altını çizer. Hayvan çalışmaları, çeşitli disiplinlerden çalışmaları birbiriyle iletişim içine sokmanın yanı sıra, belli disiplinlerin nüvesinin ne anlama geldiği, hangi varsayımlar üzerine kurulduğu ve neleri hedeflediğini de sorgular. Örneğin “beşeri bilimler” disiplinlerinde; edebiyat, felsefe, tarih gibi alanlarda hayvanlar üzerine çalışan araştırmacılar her şeyden önce “beşeri bilimler” uzmanı olarak sınıflandırılmanın ne anlama geldiği sorunuyla karşı karşıya kalırlar: Bir “hayvan beşeri bilimleri” ya da “post-beşeri bilimler”in neye benzeyeceğini merak ederiz. Bu, hayvan çalışmaları araştırmacılarının yürütmekte olduğu tarzda çalışmaları betimlemek üzere “disiplinler-ötesi” teriminin neden giderek artan sıklıkta kullanıldığını da bize açıklayabilir. Bu terim, Wolfe’un öne sürdüğü gibi, yararlıdır, çünkü “(tanımı gereği) hiçbir söylemin, hiçbir disiplinin kendi gözlemlerinin şeffaf koşullarını yaratamayacağı gerçeği . . . tarafından zorunlu kılınan bir tür dağıtılmış öz-düşünümselliği” işaret eder (2010: s. 116). Hayvan çalışmalarının disiplinler-ötesi niteliği sadece disipliner sınırları aşmak ya da içinde eleştirinin yürütüldüğü sınırlara dair daha yüksek bir farkındalık göstermek hakkında değildir: Disiplinlerin hakikati doğrudan doğruya açığa çıkarmadığı, hayat hakkında kısmi, dağınık ve saf olmayan metodoloji, pratik ve kuramlar sunduğu hakkındadır.

Hayvanlara dair kuramsal yaklaşımlar, sadece hayvan çalışmalarının disiplinler-ötesi alanına değil, daha geniş anlamda çağdaş teorideki gelişmelere hitap eder. Bu yaklaşımlar; insan kültürü, dili ve öznelliğine dair soruları merkezine alan eleştirel tartışmalardan, insan olmayan bedenler, nesneler ve çevrelere yönelik açık bir ilgiye doğru artan değişimin bir parçası olarak görülebilir. Yine de çağdaş kuramsal söylem içinde hayvan çalışmalarına ciddi angajman hâlâ bir dereceye kadar marjinaldir. Çağdaş kuramsal bakış açılarındaki değişimleri ele alan yakın zamanlı kitaplardan bir dizi örnek bunu gösterir: Nicholas Birns’ün Theory After Theory: An Intellectual History of Literary Theory from 1950 to the Early 21st Century’sinde [Kuramdan Sonra Kuram: 1950’lerden 21’inci Yüzyıl Başlarına Edebiyat Kuramının Entelektüel Tarihi], hayvan çalışmalarına kısa ve talî bir atıf ile Derrida’nın The Animal That Therefore I Am’ine [Hayvan Dolayısıyla Ben] ayrılmış bir paragraf vardır (2010: 164; 121). Jane Elliot ile Derek Attridge’in derlediği Theory After ‘Theory’de [Kuramdan Sonra ‘Kuram’], “Biyopolitika ve Etik” üzerine üç makale grubu hayvan çalışmaları araştırmacılarının ilgi alanında olmakla beraber hiçbiri hayvanlığın kuramsallaştırılmasıyla doğrudan doğruya ilgilenmez (2011: 179–220). Bunun yakın zamanlı bir istisnası, Jean-Michel Rabaté’nin, diğerlerinin yanı sıra Derrida ve Levinas’ı da tartıştığı bir bölümü içeren Crimes of the Future: Theory and its Global Reproduction’ıdır [Geleceğin Suçları: Kuram ve Küresel Yeniden Üretimi] (2014: 57–76). Rabaté’nin kitabı, daha genel olarak, “kuram” olarak adlandırdığımızın, “içinden doğduğu yer” olan felsefenin tarihiyle yakinen bağlı oluşunu bize önemle hatırlatır: “Kuram felsefe üzerine durmaksızın kafa yormalı ve diğer söylemler adına onu istikrarsızlaştırmalıdır” (s. 52). Bugün hayvan kuramcılarının üzerindeki çifte görev, geçmişin felsefi modellerini istikrarsızlaştırırken, aynı zamanda alternatif düşünce modelleri yaratmaktır. Hayvan Kuramı’nın göstermeyi denediği gibi, hayvanlara yeni kuramsal yaklaşımlar, bütün Batılı felsefi söylemlerden kesin bir kopuştan ziyade, bu söylemlerin epistemolojik, ontolojik ve etik iddialarının yeniden değerlendirilmesine yaslanmaktadır.

Son bir nokta, hayvan kuramına ve bu kuramın hayvan çalışmalarıyla ilişkisine dair düşünmede önem taşıyan, araştırma nesnesini nasıl adlandırdığımız meselesini de içeren terminoloji hakkında. “Hayvan” teriminin yaygın ve sık kullanımı, tekil varlıkların çoğulluğunu “genel olarak hayvan”a indirgediği için eleştirilmiştir. Derrida bize anımsatır: “Hayvan, insanların oluşturduğu bir kelime, bir adlandırmadır; yaşayan diğerlerine koyma hakkı ve yetkesini kendilerine verdikleri bir isimdir” (2008: 30; 23). Ek olarak, “insan olmayan” teriminin kullanımı da “ideolojik olarak yüklü”dür, zira Marianne DeKoven’in işaret ettiği gibi, hayvanı insanın negatifi olarak kategorize eder: “Sadece insanların bakış açısından diğer hayvanlar insan olmayandır” (2009: s. 363). Devamla: “İnsan olmayan kaçınılmaz bir tanımlayıcı değildir. Mesele edilen varlıkları betimlemenin başka birçok yolu vardır: Türlerine, yaşam çevrelerine, ekolojik nişlerine, yırtıcılıkla ilişkilerine (avcı ya da av), beslenme tiplerine (etçil, otçul, ya da hepçil) göre. Beyaz olmayan, Avrupalı olmayan ve Batılı olmayaninsan olmayana koşuttur ve kullanıldığında önemli olanın ne olduğunu açığa vurur” (s. 363). Bu sebeple, “insan olmayan” “hayvan”, üzerinde kafa yorulması, eleştirilmesi ve belki de nihayetinde terk edilmesi gereken terimleri işe koşar. Bu kitap, mümkün olduğu durumlarda, tercih edilen alternatif olarak (heterojen bir yaratıklar dizisini aynı torbaya soktuğu için kendi sınırlılıklarına sahip olmasına rağmen) çoğul “hayvanlar”dan söz etmekle beraber, kuramsal tartışmada şekillendirdikleri yordamlara dikkat çekmek ve sınırlılıklarını ortaya koymak amacıyla “insan olmayan”a ve/ya da “hayvan”a atıfta bulunmanın gerekli görüldüğü durumlar da var. Öyle umuyorum ki Hayvan Kuramı’nı okumak sadece bu sözcükleri değil, bu kitapta araştırılan ve hepsi de çok tanıdık olan “anlam”, “varoluş”, “düşünme”, “dil”, “öznellik”, “faillik”, “dünya” ve nihai olmamak üzere “insan” gibi bir dizi terimi de sorgulamanın eleştirel araçlarını sunacak.