Dlf Federico García Lorca

İspanya İç Savaşının başlamasından kısa bir süre sonra, Milliyetçiler tarafından kurşuna dizilmiştir.

Babası çiftçi, annesi öğretmendi. İlk piyano derslerini oğlunun müzik yeteneğini fark eden annesinden aldı. Ailesi Granada’ya taşınınca orada bir Cizvit okuluna girdi. Sonra da babasının isteği üzerine Granada Üniversitesi’nde hukuk okudu, ama çok geçmeden edebiyat, resim ve müzik ile uğraşmak üzere hukuku bıraktı. Usta bir besteci ve yetkin bir yorumcu olan Lorca, arkadaşları arasında “müzikçi” olarak tanınıyordu. 1918’de Kastilya gezisinden esinlenerek yazdığı Impresiones y palsajes’i (İzlenimler ve Manzaralar) yayımlaması herkesi şaşırttı. Bu düzyazı yapıt Lorca’nın yakında “yazar” olarak da tanınabileceğini gösteriyordu.

1919’da Madrid Üniversitesi’nde sanatta yeniliklere açık gençlerin bir araya geldiği Residencia de Estudiantes adlı öğrenci yurduna yerleşti. Başkentin kültür merkezi durumundaki bu büyük üniversitede ressam Salvador Dali, sinema yönetmeni Luis Bunuel ve şair Rafael Alberti gibi kendi kuşağından sanatçılarla arkadaşlık kurdu. Şair Juan Ramön Jimenez gibi kendinden daha yaşlı ünlülerle de gene orada tanıştı.

Residencia’daki ilk iki yılı içinde Lorca’nın şiirleri İspanya’daki bütün edebiyat çevrelerine yayıldı. Oysa yapıtlarından hemen hiçbirini yayımlamamıştı. “Şiir okunmak içindir; kitaba girdi mi ölür,” diyordu. Bu yüzden de şiirlerini ve oyunlarını Residencia’da ve Madrid’in başka yerlerinde ortaçağ trubadurları gibi kendisi okuyordu. Lorca’nın yazarlık yaşamı boyunca yapıtlarının çoğu yayımlanmadan çok önce kulaktan kulağa yayıldı.

Bir yandan deneysel şiirler yazan Lorca, bir yandan da El maleficio de la mariposa (Kelebeğin Nazarı Değdi) adlı ilk oyunu özerinde çalışıyordu. Şiirleri sonradan Libro de poemas (1921; Şiirler Kitabı), Primeras canciones (1936; İlk Şarkılar) ve Canciones (1927; Şarkılar) adlarıyla yayımlandı. 1920’de Madrid’deki Eslava Tiyatrosu’nda sahneye konan oyunu ise ilk geceden sonra gösterimden kaldırıldı.

Lorca dehasının en yatkın olduğu alanı, 1922’de Granada’daki Fiesta de Cante Jondo halk müziği şenliğinde, ünlü besteci Manuel de Falla ile birlikte giriştiği ortak çalışmada buldu. Müzik ve şiir alanındaki eğilimleriyle ruhsal dürtülerini halk ve Çingene müziği geleneklerinde ortaya koyabiliyordu. 1922’de yazdığı Poema del cante jondo (1931; Cante Jondo Şiiri, 1997) ve 1924-1927 arasında yazdığı Romancero gitano 1928; Çingene Romansları, 1996) adlı yapıttan bu çözülüşü dile getiriyordu. Çingene Romansları’nda yer alan 18 şiirde, geleneksel bir edebi biçim olan İspanyol baladının (romans) eski büyüsünü çarpıcı yeni imgelerle birleştirdi.

Lorca bu arada bir yandan da oyun yazıyordu. Bu alandaki ilk başarısını 1927’de Barselona’da Salvador Dali’nin dekorlarıyla sahnelenen Mariana Pineda’nın şiirsel ve romantik manzum oyunuyla elde etti. Desenleri de ilk kez aynı yıl, aynı kentte sergilendi.

1928’de Çingene Romansları’nın yayımlanması Lorca’ya uluslararası bir ün kazandırdıysa da mutluluk getirmedi. Kendi deyişiyle “Çingene severliği”nin efsaneleşmesinden duyduğu rahatsızlık ve “yaşamımın en acılı dönemlerinden biri” olarak nitelendirdiği duygusal bir bunalımın verdiği acıyla 1929-1930 yıllarında ABD ve Küba’da biraz huzur ve yeni bir esin kaynağı aramaya çıktı. Ölümünden sonra 1940’ta yayımlanan Poeta en Nueva York (Ozan New York’ta) şiiri de bu geziden doğdu. Şiirinde makineleşmiş bir uygarlıkta, yaşamın içinde ölümü görmenin dehşetini, çarpıcı bir biçimde bir araya getirilmiş katı, ürpertici imgelerle aktardı.

1931’de Lorca İspanya’ya geri dönmüş ve sonradan Divân del Tamarit (1936; Tamarit Divanı, 1997) adıyla basılacak olan şiirlerinin yanında yeni oyunlar yazmaya başlamıştı. Çocukluğundan beri kuklalara duyduğu tutku dolu hayranlığı dile getirebilmek için Los ti’teres de cachiporra (Kuklalar Tiyatrosu) ve Retabillo de Don Cristobal (Don Cristobal’ın Kukla Oyunu) adlı iki kukla oyunu yazdı, ama bunlarda bile Lorca’nın hüznünden izler vardı.

İspanya’da cumhuriyet kurulduktan sonra Lorca kendini tümüyle tiyatroya verebildi. Bu dönemde La Barraca adlı bir öğrenci topluluğu Milli Eğitim Bakanlığı’nın parasal desteğiyle 1932’den 1935’e değin klasik tiyatro başyapıtlarını, eğitimsiz işçi ve köylülere tanıttı. Topluluğun kurucusu, yönlendiricisi, yöneticisi ve müzikçisi olan Lorca, Lope de Vega, Calderon de la Barca ve Cervantes’den oyunlar sahneye koyarak tiyatroda büyük deneyim kazandı.

Lorca’nm halk oyunları üçlemesinin ilk oyunu olarak 1933’te sahnelenen Kanlı Düğün bu çalışmaların sonucunda ortaya çıktı. Oyunun teması bir gazete haberinden alınmıştı: Düğün günü gelin, gizlice sevdiği adamla birlikte kaçıyor, sonunda iki erkek birbirini öldürüyordu. Lorca’nın oyununda kişiler kaderin kurbanıdır; başka türlü davranmak ellerinden gelmez. İlkel tutkular ile uygarlığın amansız namus anlayışı arasındaki çatışmanın tuzağına düşmüşlerdir ve çatışma ölümle sonuçlanacaktır.

1934’te Lorca boğa güreşçisi bir arkadaşının yaralanıp ölmesi üzerine Llanto por Ignacio Sânchez Mejîas (1935; Ignacio Sânchez Mejias’a Ağıt, 1997) şiirini yazdı.

Lorca’nın en iyi şiiri, modern İspanyol edebiyatının en yetkin ağıtı ve hatta bütün edebiyatlardaki en başarılı ağıtlardan biri olan bu şiir, sürekli yinelenerek yankılanan, akıldan kolay kolay çıkmayacak, hüzün dolu “A las cinco de la tarde” (Akşamüstü saat beşte) nakaratı ile sürer. Aynı yıl Lorca’nın halk oyunları üçlemesinin İkincisi ve Kanlı Düğün ile birlikte, 20. yüzyılın az sayıdaki başarılı şiirsel trajedilerinden biri olan Yerma sahnelendi. Yerma’da çocuğu olmadığı için çaresizlik içinde kısır kocasını öldüren bir kadının çektiklerini konu alan Lorca, Haziran 1936’da bir akşam, arkadaşlarının evinde üçlemenin son oyunu olan Bernarda Alba’nın Evi’ni okudu. Hemen bütünü düzyazı biçiminde olan bu oyunda despot anneleri tarafından zorla bir yas evinde tutulan kin ve şehvet duygularıyla yanıp tutuşan dört kız kardeş anlatılıyordu.

İç Savaş başlayınca Lorca temmuzda Madrid’den ayrılarak Granada’ya gitti. Ne var ki yapıtlarından hiç eksik olmayan şiddet ve acı ölüm onun da kaderinde vardı. Granada’da bir gece, Milliyetçiler tarafından yargılanmadan kurşuna dizildi.

Değerlendirme
Konuları nerede geçerse geçsin, Lorca’nın yapıtlarındaki temalar evrenseldir: Aşk ve şehvet, ölüm, analık, yoksul ve zavallı insanlara duyulan kardeşçe acıma ve hepsinden önemlisi, ilkel tutkularla örf ve âdetler çatıştığında ortaya çıkan acımasızlık, şiddet ve ölüm.

Şiirindeki temel tutku ise, çoğunlukla somut, tensel, yakıcı, insanın içini titreten, bazen gerçeküstü bir yapıya sahip imge ve simgelerle dile getirilir.

Garcia Lorca 20. yüzyılın en büyük şairlerinden biridir.
Lorca’nın Eserleri
Türkçede Cante Jondo Şiiri/Şarkılar Bütün Şiirler 2 (1997),
Ignacio Sânches Mejias’a Ağıt, Tamarit Divanı
Dağınık Şiirler, Bütün Şiirler 4 (1997),
İlk Şiirler, Bütün Şiirler 1, Şiir Anıtları 2 (1996),
Seçilmiş Şiirler (1996),
Çingene Romansları, Ozan New York’ta, Bütün Şiirler 3, Bütün Oyunları 1, Kanlı Düğün, Yerma, Bernarda Alba’nın Evi (1995)
Ne Garip Federico Adında Olmak (1994)
gibi çeşitli kitaplarda toplanmıştır.
Türkçeye çevrilen diğer oyunları
La tragicomedie de don Cristobal y la sena Rosita (1928; Don Cristobita ile Donna Rosita’nın Acıklı Güldürüsü, 1960),
La zapateni prodigiosa (1926; Eskici’nin Tazesi, 1983),
Dona Rosita la soltera, o el lengaje de las flores (1935; Kızkurusu Gül Hanım ya da Çiçeklerin Dili, 1983)
El amor de don Perlimplin con Beliza en su jardin’dir (1928; Don Perlimplin ile Belisa’nın Bahçede Sevişmesi, 1965).
Lorca’nın oyunları Türkçede Bütün Oyunları (1982-83, 2 cilt) adı altında toplanmıştır.
İspanya İç Savaşının başlamasından kısa bir süre sonra, Milliyetçiler tarafından kurşuna dizilmiştir.