Corona Mengele’si

“65 yaşın üstündeki herkes ölse – yahut 65 üzeri erkeklerle 75 üzeri kadınlar ölse – bunun insanlığa, ya da ölenlere, ya da kalanlara ne zararı var? Faydası zararından kat kat fazla deÄŸil mi? Ä°htiyarları bir gıdım daha fazla yaÅŸatmak için tıbba yatırılan kaynaklar – insan, para, eÄŸitim, ilaç, sigorta – silahlanmaya yatırılan trilyonlardan daha büyük ziyan deÄŸil mi? Farz edelim ihtiyarların iyice bunayıp çürümeden ölmesi çok çok fena, korkunç, hain bir ÅŸey olsun. Gençlere daha iyi bir dünya bırakmak, bu anlamsız hayata tutunma hırsından daha deÄŸerli ve özverili bir hedef deÄŸil mi?”

Hayır, hayır; kafatasçılığın Nirvana’sı olan bu korkunç cümleler bana ait deÄŸil. Kime mi ait? Elbette ki her türlü bokta boncuk bulma ustası, Corona Mengele’si Sevan NiÅŸanyan’a… O bunu hep yapıyor. Kendisi yurdum entelijansiyasının en tepesindeki ÅŸahsiyetlerden biri olur; ki bütün liberallerin ve kimi aydın-Marksist görünümlü gizli faÅŸistlerin piridir.

GeçtiÄŸimiz yıl bir danışanına cinsel tacizde bulunduÄŸu iddiasıyla yargılanan sol görüşlü bir akademisyen kankasına arka çıkmak uÄŸruna, “Çükün görevi, her bulduÄŸu deliÄŸe girmektir,” demesi; günlerce bir kavanozda biriktirdiÄŸi bokunu kavga ettiÄŸi eski eÅŸinin başından aÅŸağı dökmesi ve ardından da piÅŸman olmak yerine, “Yaptım ama, niye yaptım,” diyerek rezilliÄŸini müthiÅŸ bir piÅŸkinlikle teorize etmesi gibi unutulmaz eylem ve söylemleri, yaÅŸadığımız sürece hafızalarımızı kirletmeye devam edecektir.

Yıllar önce kurduÄŸu, “Tecavüzcülerin çoÄŸu buluÄŸ çağının fırtınaları arasında yolunu kaybetmiÅŸ âşıklardır,” ÅŸeklindeki korkunç ötesi cümlesini saymıyorum bile…

Kimilerinin, “Acaba mı?” dediÄŸini duyar gibiyim ÅŸu an… Yok, hayır; bütün bunları söylerken ironi yapmıyor. Ä°roni yaparak toplumun uyuÅŸmuÅŸ zihnini uyarmak gibi cin fikirli iyi niyetler falan taşımıyor. Düpedüz en düz anlamlarıyla konuÅŸuyor ve hem de kendisine katılmayan insanlara, “Ahmak!” diyerek, sonuna kadar sözlerinin arkasında duruyor.

Ä°stisnalar hariç, bütün varlığını cehalete armaÄŸan etmiÅŸ andavalların oluÅŸturduÄŸu ÅŸu beÅŸinci sınıf Orta DoÄŸu ülkesinde aydın yokluÄŸunda aydından sayılmanın sarhoÅŸluÄŸuyla gençken dötü kalkmış, yaÅŸlanınca da çaptan düşmenin paniÄŸiyle dötü tutuÅŸmuÅŸ bir entelektüel eskisinin trajikomik dikkat çekme kıvranışları diyerek gülüp geçmemiz; tıpkı bir vampir gibi kendisine gösterilen tepkilerle beslenen bu gülünç figürü, pisliklerini kaale alarak mutlu etmememiz gerekiyor aslında…

Ne var ki onun yozlaşmış dilinde vücut bulan tüm faşizan söylem ve eylemler, üstelik de kendini aydın-sol muhalif diye tanımlayan bazı kesimler tarafından öylesine hatırı sayılır bir destek görüyor ki; bu kirli zihniyeti masaya yatırmak, en azından benim için her defasında kaçınılmaz oluyor.

Görünen o ki Sayın NiÅŸanyan ve müritleri, olgulara tamamen kavramsal karşılıklarıyla ve tamamen “faydacı” bir yerden bakıyorlar.

Bu noktada onlara şunları sormak istiyorum:

Ä°nsanları sadece beden yaÅŸlarına göre ‘yaÅŸlı’ ya da ‘genç’ diye sınıflandırıp, insanlık ailesinin iyiliÄŸi için de yaÅŸlı bedenlerin ölüp genç bedenlerin saÄŸ kalması gerektiÄŸini iddia ederken, dayanak noktalarınız nelerdir?

Dimağıyla ve vücuduyla bir bütün olan insanı salt bedene indirgeyerek, sadece sağlıklı bir beden taşımanın, insanlık adına iyi şeyler yapacak olmanın garantisi olduğunu iddia edebilmek nasıl bir akıl tutulmasıdır?

Bütün yaşlıların ölmesinin ve size göre haybeye tükettikleri kaynakların gençlere aktarılmasının, dünyayı gerçekten de daha iyi bir yer haline getireceğine inanacak kadar sığ; hepsi aynı gün göçüp gitse bile, aymaz insanların üreme hızıyla hiçbir şeyin değişmeyeceğini göremeyecek kadar aptal mısınız?

Gençlerin böcek gibi üremekten vazgeçerek en az onlar kadar yaşamaya hakları olan büyükleriyle el ele verip dünyayı daha iyi bir yer haline getirmeyi hedeflemesi gerektiğini söylemek yerine, yaşlıların ölmesinin tiksinç faydacı getirilerini teorize ederek onları egoizme ve zalimliğe yönlendirmekten hiç utanmıyor musunuz?

Sefil temenniniz gerçekleşse ve hakikaten de bu korkunç virüs nedeniyle hepsini bir anda kaybetsek; genç nüfusun çoğunun gram umurunda olmayan ve yaşlıların kökünün kuruması halinde de tamamen unutulacak olan maneviyat, derin duygu, kadim bilgi, birikim, deneyim gibi insanlık adına en gerekli olguların boşluğunu neyle dolduracağız?

Yaşlılarımıza duyduğumuz sevgiyi nasıl yok sayacak; bir anda, hem de korkunç acılar çekerek hayatlarımızdan çıkmaları halinde yaşayacağımız büyük travmalarla kederleri nasıl atlatacağız?

Hepsi bir yana, bizzat kendisi 64 yaşında bir entelektüel olan Sevan NiÅŸanyan’ı nereye konumlandıracağız?

Åžayet kendini ve kendince çeÅŸitli üst düzey vasıflar taşıdığını düşündüğü “bazı” yaÅŸlıları önermesinden muaf tutarak konuÅŸuyorsa da ona, hangi yaÅŸlının hangi vasıflara sahip olduÄŸunu ve yaÅŸama hangi kelebek dokunuÅŸlarında bulunduÄŸunu nereden bildiÄŸini sormak isterim.

Evet, çok belli ki 64 yaşına bakmadan çiçeÄŸi burnunda bir delikanlı sevinciyle bilmem kaçıncı evliliÄŸini yapmayı ve kendi belirlediÄŸi yaÅŸ haddini doldurmak üzere olan ÅŸaibeli beyniyle insanlara ‘öğreten adam’lık taslamayı son derece doÄŸal hakları olarak gören Sayın NiÅŸanyan kendini hiçbir ÅŸekilde, “65 yaşını geçtikten sonra bir tekmede mezara yuvarlanmaları” gerektiÄŸini savunduÄŸu yaÅŸlılar sınıfında görmüyor. Muhtemelen, “Bok yedirmek iÅŸkence deÄŸildir,” diyen Celal Åžengör gibi, kendi kulvarındaki diÄŸer bok yedi başılardan oluÅŸturduÄŸu bir de muafiyet listesi vardır.

Onlar, dünyaya girdikleri talihli kapılar sayesinde okuma ÅŸansı buldukları Yale, State, Harvard gibi üniversitelerde öğrendikleri teorik bilgilerle allayıp pullayarak servis ettikleri karanlık, derinliksiz ve de yozlaÅŸmış öğretileriyle yurdum eblehlerinin beyinlerini mikmeye devam etmelidirler; ama mesela Mardin’deki son telkâri, Bursa’daki son el dokuma, Ä°stanbul’daki son el yapımı ayakkabı, Antep’teki son yemeni ustaları; emekli oldukları halde hâlâ etraflarındaki yoksul çocuklara ücretsiz ders veren öğretmenler; devletin yasağına raÄŸmen gizlice sakladıkları yerli tohumlarla sebze yetiÅŸtirerek gelecekte en fazla ihtiyaç duyacağımız en hayatî malzemeleri koruyan çiftçiler; torunlarına masallar anlatarak hayal güçlerini pekiÅŸtiren, dantel örmeyi ya da kızak yapmayı öğreterek yeteneklerini geliÅŸtiren nineler, dedeler; sokak hayvanlarının son koruyucuları olan yaÅŸlılar mezarı boylamalıdır.

Elbette ki hepsi değilse bile, birçoğu olanca deneyimleri ve birikimleriyle çevrelerindeki insanlara, hayvanlara, bitkilere, havaya, suya, toprağa dokunma ustası olan; yarattıkları sayısız gözle görülmeyen sinerjiyle dünyayı güzelleştiren; yaşama dair son hassasiyetleri ve incelikleri, hatta şiiri ve aşkı hayatta tutan bütün yaşlılar ölüp, kaynakları ruhu bomboş olan genç bedenlere bırakmalıdırlar.

Salgının ilk günlerinde kaleme aldığım “Hastalar ve YaÅŸlılar Önden Buyursun” baÅŸlıklı yazımda şöyle demiÅŸtim:

“Eskilerin, ‘Gönül kocamaz’ diye bir lafı vardır. YaÅŸlanmak sadece bedenle ilgili bir olgudur; içinde tutsak olduÄŸumuz vücutlarımız yıpranıp tükenirken, ruhlarımız aynı kalır. Yani, yüz yaşında bile olsak, ölüm, yaÅŸlanmayan bilinçlerimizin hiçbir zaman kolay kolay hazır olamayacağı son derece ürkütücü bir nihaî deneyimdir. Hele ki böyle bir ölüm… Aniden sevdiklerinizden koparılarak apar topar karantinaya alınıyorsunuz ve izbe bir hastane köşesinde onların isimlerini sayıklayarak hayata veda ediyorsunuz. Åžuurunuz son derece açık bir ÅŸekilde nefes almak için çırpınırken, acıyla boÄŸularak ve yapayalnız!.. DehÅŸet verici bir ölümle geride bıraktığınız dünyanın genç ve saÄŸlıklı insanları ise, sizden sadece rahatlatıcı bir istatistik olarak bahsediyorlar: ‘Bugün de ÅŸu kadar hasta ve moruk öldü; oh ne güzel, dünya bize kalıyor,’ diyerek seviniyorlar. ÇoÄŸu en ufak bir vizyona, özgün fikre, bilgiye, kadim duyguya sahip olmayan; gram vicdan, merhamet taşımayan; çoÄŸu kendinden baÅŸka hiç kimseyi ve hiçbir ÅŸeyi sevmeyen; leylakla erguvanın farkını bilmeyen; en büyük zevkleri, onlarla yatıp kalktıkları teknolojik aletlerde vahÅŸet oyunları oynamak ya da kameralara dudak büzmek olan zombileÅŸmiÅŸ gençler, virüsün hedefinin yaÅŸlılar olması sayesinde hem hayatta kalmış hem de dünyanın kaynaklarını artık onlarla paylaÅŸmayacak olmalarından dolayı göbek atıyorlar.”

Bugün dehÅŸetle gördüm ki meÄŸer sadece gençler deÄŸilmiÅŸ zil takıp oynayanlar… Göğüs boÅŸluklarında kalp yerine birer karadelik taşıyan ve sahip oldukları bazı dünyevî ayrıcalıkların onları sıraya girmekten muaf tuttuÄŸunu zanneden yaÅŸlılar da varmış akranlarının ölmesinin insanlığın selameti adına en hayırlı ÅŸey olduÄŸuna inanan…

Bir entelektüel adına ne yüz kızartıcı bir önerme… Ne kadar zalimane ve derinliksiz bir yaklaşım; akıllara, vicdanlara ziyan.

Akıldan ve vicdandan geçtim, toplumun ıslahı adına hastaların, fiziksel ve zihinsel engellilerin itlaf edilmesi gerektiÄŸini savunmakla eÅŸdeÄŸer bir büyük insanlık suçu! Hitler’inki ile yarışan bir soykırımcı kafatasçılığı. Hem de soykırım kurbanı olan bir halkın soyundan gelen bir insandan!..

Ondan da geçtim, savundukları sol değerlere ve yaşam hakkı savunuculuğuna ne büyük ihanet! Kapitalizm, bedenen sağlıklı insan ister. Kapitalizm, çalışarak emek-sömürü çarkının parçası olmayan atıl insanlar ölsün ister. Kapitalizmi yıkmak isteyen biri, kapitalizmle aynı şeyi isteyemez.

Üretimleriyle dünyayı biraz daha yaşanır kılan bütün bilim insanlarının, düşünürlerin, sanatçıların, yazarların, şairlerin çoğu, en büyük eserlerini yaşlılık dönemlerinde vermiştir ve yine onların da ezici çoğunluğu zihinsel farklılıkları olan ve hatta bazıları fiziksel engelleri bulunan insanlardır.

Yani kapitalizmin öl dedikleri!

Kapitalizmin öl dediğine öl demek!

Ne korkunç bir kendine ihanet!

Ne korkunç bir insana ihanet!

Ne korkunç bir hayata İhanet!

Sayın Sevan NiÅŸanyan’dan sözlerinin arkasında durup, birkaç ay sonra 65’inci doÄŸum günü pastasındaki mumları söndürür söndürmez kendi mumunu da söndürmesini bekliyoruz. Hatta akranlarına ilham vermek adına, veda törenini canlı yayında gerçekleÅŸtirmesi çok daha anlamlı olacaktır. 22 Aralık 2015 günü cezaevinden izin alarak katıldığı kendi doÄŸum günü partisinde, o dakikalarda Taybet Ana’nın cenazesi sokakta kurda kuÅŸa yem olurken yaptığı gibi, birlikte göbek attığı dansözün memelerine para sıkıştırdıktan sonra da gidebilir; bizce sakıncası yok. Yeter ki tükürdüğünü yalayıp, 65 yaşından sonra bir gün daha yemesin gençlerin rızkını…

Ne de olsa bir entelektüel için lafazanlık hiçbir ÅŸeydir, tutarlılık her ÅŸey…

Rabia MÄ°NE
Latest posts by Rabia MÄ°NE (see all)