“Böl ve Yönet” Anlayışına Karşı Elimizdeki Son Güç: Savunma!

Adalet Bakanı Abdülhamit Gül, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ve baro başkanlarıyla her zaman irtibat halinde olduklarını aktararak, “Diyalog kapıları açık. Bizim için avukat, hâkim, savcı, vatandaş olsun temel payda hukukun üstünlüğü. Hukukun üstünlüğüne dair her türlü görüş, öneri bizim için değerlidir.” açıklamasının ardından, “Savunma Yürüyüşü” yapan baro başkanlarına “Hangi maddeye itiraz ediyorsunuz?” diye sormuş.

Bu soru başlı başına hukuki bir garabettir: Diyanet’in cadı yakma davetine bir cevapmış gibi hazırlanan yasa tasarısı, avukatların ve onların bağlı olduğu meslek örgütlerinin görüş ve önerilerinin alınmadığını gösterir. O halde başta bir yurttaş ve bir gazeteci olarak şu soruyu sormak isterim: “Neden birbiriyle alakasız hatta birbirine taban tabana zıt siyasi görüşteki avukatlar ve onları temsil eden 56 baro başkanı bir araya gelerek, müzakere sürecinin sonuç vermediğine dikkat çekerek ‘savunma hakkı’ için Ankara’ya yürüyüş başlattı?”. 

Alelacele hazırlanmış, yeni yasa düzenlemesi için neden konunun bizzat muhatabı olan meslek kuruluşlarının yani baroların görüşlerini almadınız Sayın Bakan?

Bu noktada bir meslek kuruluşu olan baro kavramının içeriği:

Baro; “Bir şehir veya bir bölge avukatlarının bağlı oldukları meslek kuruluşu” olarak tanımlanmıştır. Dünyada değişik isimlerle anılsa da, her ülkede avukatların ortak çatı altında toplandığı meslek birlikleri vardır.

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Barolar” başlıklı 76. maddesinin 1. fıkrasına göre; “Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleri ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten, tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır”.

Peki Barolar ve Diğer Meslek Kuruluşlarından Ne İstiyorlar?

20 yıldır karşısında hiçbir örgütlü güç istemeyen siyasi iktidar, her ne kadar sindirme ve pasifize etme politikaları içinde olsa da, Türk Tabipleri Birliği (TTB) ve Türkiye Barolar Birliği (TBB) gibi bazı “meslek kuruluşlarını” ele geçirmeyi başaramadı. Ancak hükümet ortada hiçbir gerekçe yokken; geçim kaygısı (özellikle salgının yol açtığı ekonomik kriz ortamı ve beraberinde getirdiği işsizlik sorunu) , eğitimin kalitesizliği, adil yargılanma hakkının ihlal edilmesi, bitmeyen davalar ile fıkra gibi kararların konuşulması gerekirken, hiç de ihtiyacımız olmayan “Avukatlık Kanunu’nda değişiklik yaparak, barolar içine müdahale etmeyi ve “çoklu baro sistemi ”ne geçmeyi amaçlayan düzenleme girişimini gündeme getirerek yeni bir düzen kurmak yerine, var olan düzeni ve kurumları yıkarak geriye sadece bir enkaz bırakma gayesine hız kesmeden devam ediyor.

Avukatların bugün yaşadığı sorun, aslında senelerdir devam eden bir sorundur. Türkiye’de şu an mevcut rejimde tek bir kişi bile mağduriyetini eylem yaparak gösteremiyor. İktidar çıkacak her sesten korkuyor ve kendilerine karşı toplumda uyanışa, ses yükseltmeye varacağını düşünerek engel olmaya çalışıyor.

Bu süreç içerisinde baroları bir savunma kurumu olmaktan çıkarıp, parçalayıp kutuplaştırma amacı taşıyan yasa değişikliğine karşı, toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğünü kullanmak isteyen baro başkanlarına ve mesleğine gönül ve emek vermiş avukatlara karşı kolluk kuvvetleri şiddet göstererek, hukuksuz bir şekilde gözaltı uygulamaya, kamu düzenini bozarak kamu düzeni tesis etmeye, insanların huzur ve güvenliğini tehdit ederek, huzuru ve güveni getirmeye çalıştıklarına üzücü bir şekilde tanık oluyoruz.

Oysa tanık olduğumuz manzara ise…. Avukatlar “ADALET” için cübbelerini kuşanmışken; yüzlerce poliste “adaleti” kuşatıyor…

Burçin ABACI
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları