Bilimsel Gelişmeler… Gelir Adaletsizliği

Son zamanlarda hemen herkesin ağzında, bilimin inanılmaz ilerleyişi, Mars’a yapılacak yolculuk… Gibi gibi, pek çok bilimsel konu… Nasıl duymayalım ki bu konuları dillerde? Her yanımız bilimsel araçlarla dolu, her gün bilimsel yeni buluşlar haberlerde, bizimle! Arabalar, uçaklar, devasa gökdelenler, bilgisayarlar, internet, uzay çalışmaları, robotik çalışmalar, nanoteknoloji, kuantum çalışmaları, biyoteknolojik ürünler, aşı çalışmaları… 

Ancak tüm bunlar ve daha fazlası ile bilim artık bırakın sorgulanmayı, “yeni bir tanrı” mertebesine ulaşmış durumda. Hem yaptıkları ile hem de yapacağı umulanlar ile… Yaptıkları ile zaten etkileyici, tamam! Ama bir de toplumların önemli bir kısmına göre, bilim daha da ilerlerse, dünyada gelir dağılımı adaletsizliği yaşanmayacak, tüm sorunlar bitecek vs. Tam bir cennet tasarımı…

Birinci anlayış neyse ne de; ikinci anlayışa, yani bilimin biraz daha gelişmesi ile eşitliğin geleceği anlayışına, bir çift söz etmeli, diye düşünüyorum. Neden mi? Devam edelim…

Sanki şu anki konumu ile kapitalizm-emperyalizm ve ona bağlı olan bilimsel ilerlemelerle oluşmuş üretim bolluğu; insanların açlık, yoksulluk sorununu yok edemezmiş gibi, bu hedefler hep bilimin yeni buluşlarına bırakılıyor sürekli. Neler mi söyleniyor: Yeni robotlar bulunursa, insanlığın fazla çalışma sorunu ortadan kalkacak-mış mış! Mars’a gidersek, küresel ısınma derdimiz ortadan kalkacak-mış mış! Daha fazla üretimle, gelir dağılımındaki adaletsizlik son bulacak-mış mış… Bla bla bla… Tüm bunlar, kapitalist dünyanın şu an ki yarattığı ekonomik refahın yanında, müthiş bir açlığı yarattığı gerçeğini gizlemekten başka bir şey değil aslında! Bu, ancak bilimin biraz daha ilerlemesiyle, sorunların hallolacağı yalanı; ne yazık ki bilinçli ya da bilinçsiz bir şekilde, her gün pompalanıyor.  

Oysa şu anda, dünyadaki bolluk, herkese fazlasıyla yetecek boyutta! Hatta…  Dünyadaki üretim ve sermaye bolluğu ile bırakalım bir dünyayı, neredeyse iki, üç dünyayı doyuracak zenginlik içindeyiz. (Burada, doğanın yok edilmesi ile sonuçlanan nüfus artışından, aşırı üretimden yana olduğum düşünülmesin. Sadece kapitalist üretimin ve sermayenin geldiği boyuta işaret ediyorum!) Yani meselenin zenginlik miktarımızda değil, bölüşüm sorunumuzda olduğuna dikkat çekmek istiyorum! 

Yazının tam da burasında, bir iki istatistiğe bakmanın zamanı geldi sanırım. İngiliz yardım kuruluşu Oxfarm’ın küresel adaletsizlik araştırmasına göre; 2017 yılında, küresel servetin yüzde 82’lik bölümü, en zengin yüzde 1’in cebine gidiyor! Dünya nüfusunun yarısının serveti ise sadece 8 kişinin elinde! Yine kuruluşun raporuna göre, dünyanın fakir yüzde 50’lik kesiminde, herhangi bir servet artışı yok!(*)

Görüldüğü gibi yukarıdaki istatistiklerden ilkine bakarak bile, dünyada “eşitliğin” gelebileceğini anlatabiliriz. Nasıl mı? Basit bir matematikle… Ne diyor rapor? Servetin yüzde 82’si, nüfusun yüzde 1’ine gidiyor, diyor. Öyleyse bu, ultra lüks içinde yaşayan yüzde 1’in elindeki paranın, sadece yüzde 10’unu bile geri kalan nüfusa dağıtsak, dünyada ne açlık sorunu kalır ne de yoksulluk! Bir de bu kaynağın tamamının tüm insanlığa eşit olarak dağıtıldığını düşünün! 

Öyleyse neymiş, bilimin ekstra büyümesine gerek yokmuş, gelir adaletsizliğindeki çözüm için! Şu an ki durum bile, sorunun çözümü için yetermiş! Ama nasıl? Bölüşüm ilişkilerinin değişmesi ile… Yani sadece ve sadece, sosyalist yönetimlerle… Yani emekçilerin iktidarı ile… Yani eşit ve adil bölüşüm ile… Bu kadar basit!

Ve… Gerçekten adil bölüşümün olduğu sosyalizmde, bilimin ilerlemesi de şimdikinden kat be kat daha fazla olacağından… Bu sistemle birlikte gelecek korkumuz kalmayacağı gibi, yıldızlararası yolculuk, ölümsüzlük gibi gelecek biliminin (fütürizmin) bugün açıkladığı tüm öngörüleri, çok daha hızlı bir şekilde gerçekleştireceğiz… Öyleyse… Bilimin geleceği için de sosyalizm!..


Not-1(*): https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-42770005)