Aşkın önüne geçmesin

1

Yalınayak çilede yürekte bilenen bıçak köreldi. Kapandı gözleri ayazda üşüyen sözlerin. Yorulan ömürde utandı acı kendisinden. Yer kalmadı yeni acılara, eskiyen dünyada. Neşeden çok hüzne benzeyen gülümsemede kaldı yaşlı çocuk. Yaşam/ insan sığmıyor artık geceyle gündüzün içine. Dallarla gizlenen gökyüzüne boş bakıyorsun, aralasan görünmüyor. Rüzgârın küçük bir sesi yeterken bulutları dağıtmaya, güneş neden görünmek istemez ki? Düşler gizeme bürünüyor, uzadıkça uzayan ıssızlıkta uyku tutmuyor dünyayı. Açlığın sancılı geceleri dinmiyor bir türlü, susuzluğun gözleri yumuk. Derin sessizliğinin nedenini gülüşler ele veriyor, sahiden gülüyorsun. Türküleri sevmeyenler gülmeyi yasaklamış oysa. Saltanatın buyruğunda kalmış zindanlar, hukuksuz. Yaşamak için ölüme yatanların acısı başka tenlere sızıyor. Soytarılar utanmayı unuturken iki sözcük;  “hakkımı istiyorum” on yıllarla yargılanıyor. Ölüm aşkın önüne geçmiş, kadınların ortak sesi çığlığa, kanları suya karışıyor. Kentlerde ve köylerde tamamlanmamış hayatlar gözyaşlarını başka yüzlere akıtıyor. Para, canına can katmayı, parasına para katmayı kutsuyor sadece.

2

Tüm renkler solmuştu. Tomurcuklanırken kaybolan parçalarının katilini arıyordu analar. Kimsin sen ey halk/hayat, fırlat yüreğindeki acıyı!  Konuşmuyor, koşmuyorsan ısırıp kanat dudaklarını!  Reddet sabretmeyi artık ve önce!  Damla damla birikerek gelindi buraya, geri verilmez! Ölümü aşa aşa hayata düşecek yolu yolcuların, binlerce binlerce yarınlardan koparılıp alınarak, boşluktan!

3

Yaz yazabilirsen, ölmek zamanı değil şimdi! Yudum yudum da olsa, hızla tüket geceleri! İmgeler boyunca korkunun buyruğundan çıkacak düşsel dünya/ öyküler. Bunca acı niye yetmez ki! “Ancak acı çekerek kendimizi bulabileceğimizi” Dostoyevski’den öğrenmemiş miydik? Gülmeyi yasaklayan bir kitap da yazılmadı henüz. İnsana en güzel armağandır umut, onarılacak. Yeniden rengine bürünecek ilk kıpırtıların sabahı. Çocukluğunun ılık tek bir uyanışı, düşerken omuzdan tutulan bir el bile yeter!  Yapraklar yine kımıldayacak gülüşlere. Eriyip ufalanmadan yakalamak mümkün baharı, tutarsan uçmaz! Gam yok! Havada asılı kalan gün ışığı elini uzatıyor, imkânsızlığı ezberlemezsen! Telleri terk ediyor rüzgârın sesi.  Kirletilen ömrünün mutlulukla yıkanması için; kapa gözlerini… Şimdi aç!

Muzaffer YEGÜL
Latest posts by Muzaffer YEGÜL (see all)
Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları