Aşk Eşitleyici Bir Güçtür

Şems-i Tebrizi’ye aşık olmakla sevmek arasındaki farkı sormuşlar. Cevaplamış Şems: Senin baktığına herkes bakar; ama senin onda görebildiğini herkes göremez. Herkes aşık olabilir; ama hiç kimse senin gibi sevemez. Tek fark sensin. Seni özel kılan sevdiğin değil, sevgin..

Böyle tanımlamış Şems-i Tebrizi. Binlerce yıldır aşkı, sevdayı, sevgiyi tanımlamaya çalışır, yazarlar, şairler, filozoflar. Herkesin tanımı farklı olabiliyor. Bence kalbin karadeliğidir aşk. Tıpkı kara delik gibi ışınımın kendisinden kaçmasına izin vermeyecek derecede güçlüdür aşk, kozmik cismin kütlesinde yok olup, başka bir şekil alıp yeniden var olmaktır aşk. Yani aşka konu olan kişinin öznesinden sıyrılıp aşkın hakikatine varmaktır. Sonu belli olmayan bir yolculuktur aşk. Uzun ve derin bir yolculuktur.

“Sınıf öğretmeni Fatma Kabukçu, ailesinin yaşadığı Nevşehir’in Kozaklı ilçesinde yaşamına son verdi. Aile ve toplumsal baskı genç öğretmeni ölüme sürükledi. Kürt- Alevi olan erkek arkadaşıyla evlenmek istemesine ailesi karşı çıktı. Toplumsal baskıya dayanamadı.” Bu haberi okuyunca, ahh dedim yine bir aşığı el birliğiyle katlettiler. Yine bir aşığın canını yaktılar, yine aşıklara hayatı zehir ettiler. Yüreğim yandı. Adını ilk defa bu haberde duydum, resmini ilk defa gördüm. Lakin uzun uzun baktım Fatma kardeşimin gözlerinin içine, o gülen resmine… Ahh be güzel kardeşim yaşamak en çok sana yakışıyor, bu aşık yürek kıymamalıydı kendine. Bu toplumun her zerresi virüstür. İnsan denen mahlûkatın kötülüğünün sınırı yoktur. Ahh güzel yürekli, güzel gülüşlü kardeşim, intihar ettiğin için seni yargılayamam. Bilirim sevda yüzünden ölmek de ayıp değil. Lakin tanısaydım seni, diren, tüm otoritelere kafa tut, toplumsal baskıya başkaldır derdim. Çünkü aşk yıkıcı bir güçtür.

Evet, aşk yıkıcı bir güçtür. Aşkın kendisi devrimcidir. Düzen dışıdır aşk. Aşk bazen tüm otoritelere başkaldırıdır . Direniştir aşk. Kaos yaratır aşk, anarşisttir. Kalbin iç savaşıdır aşk. Tüm ezberleri yerle bir eder. Hayatın altını üstüne getirir aşk. Aşk, en büyük eşitleyici güçtür. Din, dil, ulus, sınır, sınıf tanımaz. Tüm dengeleri yıkar aşk. Tarih boyunca aşka yasak koyanlar olmuştur, tarih ne aşk düşmanı ceberrutlar görmüştür. Belki aşıklar kavuşamamıştır ama yürekleri yanmış küllerinden yeniden doğmuş, onulmaz acılarda yanarak olgunlaşıp sanata dönüşmüş, şiiir olmuş, şarkı olmuş, resim olmuş, heykel olmuş, film olmuş, roman olmuş tarihe kazınmışlardır. Sevdalıları ayıranlar lanetli yaratıklar olarak tarihe geçerken aşıkların yüreğinin derinliği tarihe hayranlıkla kazınmıştır. Aşk öyle bir güçtür ki aşıkları öldürseler bile sevdaları ab-ı hayat nehrinde ölümsüzlüğe akar.

Bedeli büyüktür aşkın. Çünkü yeryüzü cehennem kılınmıştır aşıklara. Her yerde vardır bir zalim, her yerde vardır bir yasakçı kafa. Aşıklara yaşamı zehir ederler, sevdiğinin gözlerinde süzülemezsin, yüzünü yüzüne sürdürmezler, yasaklar uydururlar. Bu köhnemiş toplum fısıltılarıyla, sözcükleriyle öldürür aşıkları. Otoriteler dikilir karşılarına; bazen devlet, bazen aile, bazen de örgüt olur bu. Yüreği küf tutmuş, vicdanını karartmış otoriteler, aşka ve aşıklara düşmandır. Aşıklara acı çektirmekten zevk alırlar. Gerçek sevgiye nail olamamış insanlar, aşkın derinliğinden ne anlar. Tüm otoriteler aynıdır, saplantı derler, gitsin başkasını sevsin derler. Oysa bilmezler ki aşık olan şöyle der: “Sen ol da ister yar ol, ister yara; lütfun da başım üstüne, kahrın da.” Derdini bin dermana değiştirmez bir aşık. Bedensel hazlarda kaybolanlar kalbin, ruhun derinliğinden ne anlar.

Aşk, eşitleyici bir güçtür, sınır tanımaz. Ne din tanır ne sınıf ne de ırk… Bir gönüle aşk düşünce, o aşkın hakikatinde yanar. Aşk, bedensel bir isteğin çok ötesindedir, kalbin en derinindedir. Bu yüzden ben aşkı kalbin karadeliği olarak tanımlıyorum. O güzel halk türküsünde diyor ya hani; “her nesnenin bir bitimi var ama aşka hudut çizilmiyor Mihriban.” Ne diyordu şair Küçük İskender: “Mesefaler sevmeye değil sevişmeye engeldir kimse bahane etmesin.”

Yüreğin hudutu yoktur. Büyük üstad Neşet Ertaş’ın seslendirdiği bir türküdür; “Sevsem öldürürler sevmezsem öldüm.” İşte aşık, Maşuk’a böyle sevdalıdır. Aşık olan kişi gönül yarasında adeta kalbinin kanıyla yıkanır, öyle dayanıllmaz bir noktaya varır ki o acı, aşık, bu sevdadan kurtulmak için, elleriyle kalbini yerinden söküp atmak ister. Bir romanda okumuştum, aşk acısı evlat acısına benzermiş. Boşuna değil bunca şiir, şarkı, resim, roman… Divan şairi Fuzuli, mısralarında şöyle diyor: “Bende Mecnun’dan füzun aşıklık istidadı var/ Aşık-ı sadık menem/ Mecnun’un ancak adı var.”

Bu çağda böyle aşklar var mı diyorlar. Tabi ki var, hem de dünyanın her yerinde var. Dünyanın dört bir yanında sessizce çilesini dolduruyor aşıklar. Ve her yerde var yasakçı zihniyetler. Bir hristiyan ve bir yahudi gencin birbirine olan sevdaları, gençler evlenmek isteyince dini, toplumsal baskıyla karşı karşıya kalabiliyor. Yahut bir beyazla bir siyahinin aşkı toplumsal baskının hışmına uğrayabiliyor. Eşcinsellerin aşkı ise ölüm fermanının en kanlı cümlesinde asılı. Evet, ne yazık ki Avrupa’nın göbeğinde de böyle olabiliyor.

İşte bu yüzden, öyle bir devrim yapalım ki kardeşlerim, önce aşıklara zulmedenleri kurşuna dizelim. Öyle bir devrim yapalım ki kardeşlerim, önce tüm bu kokuşmuş zihniyetleri yerle bir edelim!

Yazarın sayfamızdaki diğer yazıları