Zapatistaların 33. Yılı: Bir Değerlendirme

“Bir buluşma yeridir şimdi hüzünlerimiz:
Bir o renksiz, o yalnız, o sürgün medüzalar
Aşar söylediklerimizi çeker gideriz.
Ülkemiz, toprağımız, her şeyimiz”[2]

  1. yıl dedim, ama tabii -Zapatistalara ilişkin pek çok söz gibi- bu da nereden baktığınıza bağlı, arızî bir söylem. Yoksa “başlangıç”ı başka birçok tarihe taşımak mümkün.

Başlangıç?

Örneğin Meksika’nın NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Antlaşması) üyeliğinin yürürlüğe gireceği günün gecesinde, Meksika’nın en yoksul eyaleti, nüfusun % 35.2’sinin anadilinin yerli (esas olarak Maya: Tzotzil, Tzeltal, Tojolabal, Chol ve -daha ender olarak- Mam) dillerinden biri olduğu Chiapas’da Lacandon ormanlarının derinliklerinden 5 000 kadar silahlı kadın ve erkek Maya yerlisinin Meksika ordusu başta olmak üzere tüm devleti gafil avladığı, yani EZLN’nin “açığa çıktığı” 1 Ocak 1994…

Ancak çok daha gerilere gitmek mümkün. Çünkü EZLN homojen bir örgütlenme değil. En kestirmesi, Meksikalı Marksist devrimciler ile bölgede önce İspanyol işgalcilere, ardından da mestizo devlete karşı 500 yıldır direnen Mayalar arasında bir harmanlanmanın ürünü. Bu nedenledir ki, o zamanki adıyla Subcommandante Marcos EZLN’nin “doğum tarihi”ni iki hareketin kaynaştığı 17 Kasım 1983 olarak verir.[3]

Açımlayayım:

Avrupalıların (Latin Amerika için esas olarak İspanyol ve Portekizlilerin) kıtayı istila etmeye başladıkları 16. yüzyıl tarihi, kıta yerlileri için (“Beyaz Tarih”in sözünü etmekten hiç haz etmediği) direniş ve ayaklanmaların tarihidir aynı zamanda. Chiapas bu konuda bir istisna değildir.

Avrupalılar 1520’lerin başında bugün Chiapas adıyla anılan topraklara ulaştıklarında, siyasal, iktisadî, kültürel ve askerî açıdan gelişkin bir uygarlıkla karşılaştılar. Bölgede Chiapa halkının askerî ve kültürel hegemonyası altında kimi zaman uyum, kimi zaman da çatışkı içinde çeşitli halklar yaşıyordu. Ve Latin Amerika yerlilerinin tarihinde sıkça rastlandığı üzere, Avrupalı fatihler hâkim unsurla çelişen müttefikler bulmakta gecikmediler. Zinecanteco’lardan aldıkları destek, İspanyolların bölgeye nüfuzunu kolaylaştıracaktı. Ancak beyazların denetim sağlaması yine de pek kolay olmadı. 1524 yılında başlayan fetih savaşları,1528’e dek sürdü.

Mayalar yenilgiye uğrasalar da sömürgecilerin kendilerine dayattığı ağır çalışma koşulları ve dayanılmaz vergilere karşı -kimi zaman pasif, kimi zaman da açık ayaklanmalar biçimini alan- direnişi elden bırakmadılar. 1712’deki ayaklanma, bölgede kısa ömürlü bir “Tzeltal Cumhuriyeti” kurulmasına yol açacak kertede başarılı olmuştu örneğin. 19. ve 20. yüzyıllar da tüm Meksika’da olduğu gibi, Chiapas’da da yerli direniş ve isyanları süregitti. Meksika’nın bağımsızlık savaşını aktif biçimde destekleyen Mayalar, Meksika Devrimi sırasında Emiliano Zapata’nın Güney Kurtuluş Ordusu saflarında ulusun kuruluşuna etkin destek verdiler.[4]

Kıtada 19. yüzyıl sonu, 20. yüzyıl başlarında kurulan pek çok ulusal devlet için olduğu gibi, Meksika ulusal devleti de bağımsızlık ve kuruluş mücadelelerine çoğunlukla aktif destek sağlayan yerliler için bir düşkırıklığı olacaktı. Cumhuriyet rejimlerinin kurucusu mestizo elitler, bir yandan türdeş, birleşik bir “ulus” yaratma çabaları içinde yerlilerin asimilasyonu çabalarını yoğunlaştıracak, bir yandan da topraklarına kapitalist ilişkilerin nüfuz etmesini sağlayabilmek için, sömürge yönetimlerinin yerli cemaatlere tanıdığı, atasal toprakları kolektif olarak temellük etme hakkını gasp ederek özel mülkiyete açma girişimlerine hız vereceklerdi.

Chiapas’da yerli cemaatlerin kolektif mülkiyetindeki ejido’ların özel mülkiyete açılması sonucu yaşam alanlarından olan yerli cemaatler için öngörülen çözümlerden biri de onların Lacandon ormanları çeperlerine yerleştirilmesiydi. 1930’ların sonlarında başlayan bu yeniden yerleştirme, topraksız köylülerin plantasyonlarda, kereste işletmelerinde çalışmak üzere bölgeye göçüyle 20. yüzyıl sonuna dek süregitti; 1990’lara gelindiğinde, Lacandon ormanlarında 600 kadar kolonide farklı Maya dillerini konuşan 200 000 kadar yerli yaşıyordu. Merkezî ya da federal kurumların yokluğunda, yerleşimciler altyapı, kamu düzeni, gruplar arası gerilimler gibi sorunlarını kendi başlarına (ve/veya bölgedeki Protestan ve Katolik misyonların yardımıyla) çözmek zorundaydı; bunu ortak çalışma ve ortaklaşa karar alma yolundaki yerli geleneklerine dayanarak hâllettiler. 1960’ların ortalarında, tüm bölgede periyodik olarak toplanan meclislere (asambleas) dayanan özerk yerel hükümetler oluşmuştu.

Bu gelişmeler bölgede güçlü bir “Maya kimliği” duygusunun oluşmasına yol açacaktı.

1970’lerin ortalarından itibaren, Lacandon yerleşimleri Meksikalı solcu eylemcilerin de desteğiyle, tarımsal üretimin geliştirilmesi, toprak hakları, kolonilerin kolektif çıkarlarının savunulması amaçlı bağımsız örgütlerin (kooperatif, sendika, siyasal dernekler vb.) kuruluşuna sahne oldu. 1980’lerde üretim kooperatifleri birliği Unión de Uniones (UU) bölgenin başat iktisadî siyasal ve toplumsal örgütlenmesi hâline gelmişti; kurucu cemaatlerin temsilcilerinden oluşan bir meclisin yönettiği UU, fiiliyatta bir yerli özerk yönetimi konumuna gelmişti. Ve bir yandan Lacandon ormanlarını sömürgeleştiren sığır yetiştiricileri ve plantasyon sahipleri, bir yandan da bölgedeki her türlü yerli özerklik girişimini “bölücülük” olarak gören eyalet yönetiminin saldırılarıyla karşı karşıyaydı.[5]

EZLN’yi oluşturacak harmanlanmanın ikinci unsuru, Meksikalı (mestizo) devrimcilerin bölgeye girişi, böyle bir ortamda gerçekleşecekti.

Meksika’nın Olimpiyat oyunlarına ev sahipliği yapmaya hazırlandığı 1968 yılında, üniversite öğrencileri de ayaktaydı. Hükümetin vahşi saldırıları olmasa barışçıl gösteriler hâlinde gelişecek olan öğrenci olayları, yetkililerin bastırma emri üzerine, 2 Ekim’de Mexico City’nin Tres Culturas meydanında polis ve paramiliterlerin saldırısıyla yüzlerce öğrencinin öldürüldüğü, yaralandığı ve kaybedildiği bir katliama dönüştü.

Katliam, aynı zamanda gençliğin yasal/barışçıl bir dönüşüm umudunu yitirdiği bir momente işaret ediyordu. Marksist-Leninist Fuerzas de Liberación Nacional (FLN = Ulusal Kurtuluş Güçleri) bu “kopuş”un tecessümü olarak 6 Ağustos 1969’da Monterrey’de kuruldu. 1972’de örgüt kurucularından Cesar Germán Yañez Chiapas eyaletinde üslenmişti; örgüt kısa bir sürede eyalet çapında geniş bir ilişki ağına sahip olmuştu.

Ne ki, Şubat 1974’te örgütün karargâhlarından birine düzenlenen ve beş gerillanın ölümü,16’sının tutuklanmasıyla sonuçlanan baskınla birlikte Meksika polisi FLN’e ülke çapında bir operasyon başlattı. Chiapas üssü de bu operasyondan nasibini alacak, polisten kaçabilen militanlar Lacandon ormanlarının derinliklerinde izlerini kaybettireceklerdi…

FLN 1974-83 arasında Lacandon yerleşimcileri arasında örgütlenme çabalarına hız verdi. Bu dönemde Chiapas eyaleti FLN’in merkez üssü hâline gelmişti. Bölgede daha önce çalışma yapan yerel örgütlerle kısa sürede kaynaştılar: Maoist gruplar, kooperatif önderleri, Kurtuluş Teolojisine bağlı Katolik rahiplerin taban cemaatleri…

Orta Amerika’daki silahlı cephelerin deneyimleri, örneğin El Salvador’daki Farabundo Marti Ulusal Kurtuluş Cephesi, Nikaragua’daki Sandinista Ulusal Kurtuluş Cephesi ve Guatemala’daki otuz yıllık iç savaş, FLN’i gerilladansa düzenli bir ordu kurma gereğine ikna etmişti; Chiapas’da yürüttükleri başarılı örgütlenme çalışması FLN-EZLN’de meyvesini verdi. Yüksek ölçüde siyasallaşmış Maya yerlilerinin desteğiyle Garrapata (“Kene”) adlı ilk Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu kampı, 17 Kasım 1983’te kuruldu…[6]

Yerlilerle temaslar başlangıçta bir hayli ikircimliydi. Kentli, üniversiteli mestizo gerillaların ormanların derinliklerinde var olma savaşı veren yoksul Maya yerlilerinin güvenini kazanması kolay olmadı. 1994 ayaklanmasıyla birlikte açığa çıktığı günlerden bu yana uzun süre EZLN’nin sözcülüğünü yürüten (o zamanki mahlasıyla) Subcommandante Marcos, bir söyleşide başlangıçta yerlilerden “sığır hırsızı, büyücü ya da eşkıya muamelesi” gördüklerini söyler.[7]

Yerli cemaatlerle temas FLN militanlarında derin bir dönüşüme yol açacaktır: “Bir yeniden eğitim, yeniden biçimlendirilme sürecinden geçtik. Sanki bizi silahsızlandırmışlardı. Sanki bizi biz yapan herşey -Marksizm, Leninizm, sosyalizm, kent kültürü, şiir, edebiyat- biz farkına varmadan bizi oluşturan herşeyi dağılmaya uğratmışlardı. Bizi silahsızlandırdılar, ardından yeniden silahlandırdılar, ama farklı bir tarzda. Ve bu hayatta kalabilmenin tek yoluydu.”[8]

Ancak yalnızca mestizo gerillaların kültürel “ihtida”sı değil… 1988-89’a gelindiğinde, tarım ürünlerinin fiyatlarındaki ani düşüşün üretim kooperatiflerini krize sürüklemesi, hükümetin yardım ya da kredi desteği sağlamayı reddetmesi ve güvenlik güçlerinin süregiden düşmanca davranışları, EZLN’yi Lacandon’daki yerli cemaatleri için bir çekim merkezi hâline getirecekti. 1990’da UU liderlerinin çoğunluğu başta olmak üzere Lacandon cemaatleri EZLN üyesiydi ve gizliden gizliye devletle nihaî bir hesaplaşmaya hazırlanıyorlardı. Ayaklanma kararı Ocak 1992’de Salinas hükümetinin tarım reformu yasasını yürürlükten kaldırılması üzerine 400 cemaat tarafından alındı. Merkezi hükümetin bu hamlesi, cemaatlerin topraklarının tapusunu barışçıl yollardan alabilme umudunu yok etmişti.

EZLN ayaklanma kararının ardından UU’nun meclis modeline göre yeniden örgütlendi. Ocak 1993’deki bölgesel meclis toplantısında siyasal denetim cemaat temsilcilerinden oluşan ve üyeleri “Comandante” sanını taşıyan cemaat temsilcileri komitesine (CCRI) devredildi. CCRI üyelerinden üçü coğrafi bölgeleri, dördü ise Tzeltal, Tzotzil, Tojolabal ve Ch’ol etnik gruplarını temsil etmekteydi. Mevcudu 5000’i bulan ordu ise üç düzlemden oluşmaktaydı: tam zamanlı askerler (“insurgentes”=isyancılar), yedekler (“milicianos”=milisler) ve orduya lojistik destek sağlayan sivillerden oluşan “bases de apoyo” (destek üsleri)[9]

Ayaklanma ve Sonrası

1 Ocak 1994 gününün erken saatlerinde Chiapas eyaletinin kimi kentlerinde çok “tuhaf” bir şey oldu. ABD, Kanada ve Meksika arasında her türlü ticari engelin kaldırılmasını öngören Kuzey Amerika Serbest Ticaret Anlaşması’nın yürürlüğe girişinden birkaç saat sonra, 130 “subay”ın yönetiminde hemen tümüyle genç yerli kadın ve erkeklerden oluşan 5000 kişilik bir ordu ormanın derinliklerinden çıkarak Orta ve Doğu Chiapas’daki kent, kasaba ve çiftlikleri işgal etti. Yüzleri maskeliydi, ellerindeki silahlar, yarı otomatik makinelilerden tahtadan oyulma oyuncak tüfeklere dek değişiklik gösteriyordu. Meksika federal hükümetine ve Meksika ordusuna savaş açtıklarını ilan eden isyancı ordu bir günde yedi kenti işgal edivermişti: San Cristóbal de las Casas, Ocosingo, Las Margaritas, Altamirano, Chanal, Oxchuc ve Huixtán. Zapatista komutanları, işgal ettikleri her kentte belediye binalarının balkonundan Zapatistaların savaş ilanı, Lacandon Ormanından Birinci Bildirge’yi okudular: Meksika toplumu devasa adaletsizlikler içinde boğuluyordu; Zapatistaların mücadeleleri iş, toprak, barınma hakkı, ekmek, sağlık, eğitim, demokrasi, özgürlük, barış ve adalet üzerinde odaklanmaktaydı. Bildirgede aynı zamanda Zapatistalar Mexico City üzerine yürüyüp federal orduyu yenilgiye uğratma, devlet başkanını devirme ve tüm Meksikalılara kendi liderlerini özgürce ve demokratik bir biçimde seçme olanağını sağlama hedefi de açıklanıyordu.[10]

Ancak Meksika devletinin şaşkınlığı kısa sürdü. Acil koduyla Chiapas’a sevk edilen ordu birlikleri, kanlı çatışmalar sonucu isyancıları işgal ettikleri kentlerden sürdü. Zapatistalar ormana çekilirken yanlarında San Cristóbal yakınlarındaki Rancho Nuevo’da bulunan 31. Askerî Bölge üssünden ele geçirdikleri silah ve mühimmatın yanısıra, 1982-88 arasında Chiapas valiliği yapmış ve zalimliğiyle tüm eyalette ün salmış General Absalón Castellanos Domínguez’i de rehin olarak götürüyorlardı. Bugün Subcommandante unvanıyla EZLN’nin sözcülüğünü yapan Binbaşı Moises’in rehin aldığı general, sonradan eyalet zindanlarındaki yüzlerce EZLN savaşçısıyla takas edilecekti.[11]

Kısa süre içinde eyaletin her yerine konuşlanan onbinlerce Meksikalı asker, ayaklanma bastırmada deneyimli tüm Latin Amerika ordularının taktiklerini uygulamaya koyuldu: yerli halkla isyancıların bağlarını koparmak üzere halkı yıldırma girişimleri: iki adımda bir kurulan askeri karakollar, ev baskınları, keyfi gözaltılar, “kayıp”lar, paramiliterlerin sahaya sürülmesi… Bu arada ordu birlikleri San Cristóbal çevresindeki tepeleri rasgele bombalıyor, isyancıları yakalamak için ormanı tarıyordu.

Ancak hem Meksika içinden, hem de uluslararası arenadan savaşa son verilmesine yönelik şiddetli bir tepki yükselmekte gecikmedi. Meksika hükümetini acilen Chiapas’daki askerî operasyonlara son vermeye çağıran tepkiler yükseldikçe, Başkan Salinas de Gortieri geri adım atma işaretleri vermeye başladı. Bu arada EZLN yeni bir bildiriyle, hükümetle müzakere koşullarını açıkladı: savaşçı bir güç olarak tanınma, iki taraflı ateşkes, federal birliklerin çekilmesi, bombardımana son verilmesi, Ulusal Uzlaşma Komisyonu’nun kurulması…

12 Ocak 1994 günü başkent Mexico City’nin merkezi meydanı Zócalo’da savaşa derhâl son verilmesi talebiyle düzenlenen ve 100 000’in üzerinde kişinin katıldığı dev gösteri, Gortieri’nin havlu atmasına neden oldu: Başkan tek taraflı ateşkes ilan edip Zapatistalarla müzakerelere başlayacağını ilan etti.

Ordu güçleri operasyon bölgesini basına ve gözlemcilere kapattığı için 12 günlük savaşın ölü ve yaralılar açısından bilançosunu çıkarmak kolay değil; bu konuda verilen rakamlar değişken. Ancak Meksika İnsan Hakları Ulusal Komisyonu 1993-94 raporunda 16 asker, 38 sivil güvenlik görevlisi, 67 sivil, 48 Zapatista isyancı ve 38 teşhis edilemeyen olmak üzere 207 ölüm, 407’si sonradan bulunacak 427 sivil “kayıp” bildirmekteydi. San Cristóbal de las Casas Piskoposluğu ise ölü sayısının 400’ü bulduğu, Meksika ordusunun uyguladığı aşırı şiddeti örtbas etmek üzere cesetleri yok ettiğini ileri sürüyordu. Zapatistaların açıklaması ise, beş günlük çatışmalarda kendilerinin 9 kayıp 20 ağır yaralı verdikleri, Meksika ordusundaki hasarın ise 27 ölü 40 yaralı olduğu, 180 savaş esirinin ise kısa sürede serbest bırakıldığı yolundaydı.[12]

Ateşkesi izleyen günlerde Zapatistalar federal hükümet temsilcisini kabul ettiler. Görüşmeler San Cristóbal Piskoposu Don Samuel Ruiz aracılığında kentin katedralinde gerçekleşecekti. Hükümetin Zapatistaların özür dilemesi karşılığında genel af önerisine Zapatistalar “Bizi ne için affedecekler?” başlıklı bildiriyle tepki vereceklerdi:

“Ne için özür dileyeceğiz? Bizi ne için affedecekler? Açlıktan ölmediğimiz için mi? Dilimizi tutarak sefalete katlanmadığımız için mi? Devasa tarihsel nefret ve ihmal yükünü uysalca kabullenmediğimiz için mi? Tüm yolların tıkandığını gördüğümüzde silaha sarıldığımız için mi? Kim özür dileyecek, kim bağışlayacak? Yıllar ve yıllar boyu ölüm her gün bizim soframızda yerini alır ve artık kendisinden korkmayacağımız kadar bizim olurken dolu sofralarında tıkınanlar mı? Ceplerimizi ve ruhlarımızı bildirgeler ve vaatlerle dolduranlar mı?”

Katedraldeki barış görüşmeleri, bütün dünyadan bölgeye akın eden binlerce gazeteci ve bu” tarihsel an”a tanıklık etmek üzere San Cristobal de las Casas’a akın eden binlerce yerli ve yabancı gözlemci ve turistin yoğun ilgisi altında gerçekleşecekti.[13]

Zapatistalara Meksika ve uluslararası “sivil toplum”la yakın ilişkiler kurma olanağı sağlayan Barış görüşmeleri 2 Mart’ta sona erdi. Hükümet tarafı EZLN’ye 2 bildirge ve 32 öneri sunmuş, EZLN heyeti ise önerileri tartışılmak üzere cemaatlere taşımayı kabul etmişti.

Aslına bakılırsa San Cristobal görüşmeleri hem askerî gücü son derece sınırlı olan EZLN, hem de bir yandan iç kamuoyu bir yandan da uluslararası arenada zor duruma düşmeme gayretindeki iktidar partisi PRI için bir can simidi işlevi görmüştü; EZLN bundan böyle silahlı mücadeledense “sivil toplum”la muhataplık ilişkisini öne çıkartacaktı.

Ne ki görüşmeler Chiapas’ın demilitarizasyonu ve EZLN’yi çevreleyen askerî kuşatmanın kaldırılması anlamına gelmemişti. Zapatistalar bu duruma tepkisi, bağımsız siyasal partileri geçici bir hükümet oluşturmaya, sivil toplumu ise “Ulusal Demokratik Konvansiyon”a (Convención Nacional Democratica = CND) çağıran “Lacandon Ormanı’ndan İkinci Bildirge”yi yayınlamak oldu. 5Ağustos günü Lacandon Ormanı derinliklerinde bir mezra olan ve simgesel olarak Meksika devrimi sırasında devrimcilerin toplandığı Aguascalientes kentinin adıyla anılan Guadelupe Tepeyac’da toplanan CND’ye tüm Meksika’dan 7000 kişi katılacaktı: aktivistler, çeşitli siyasal ve sivil toplum örgütlerinin üyeleri… Katılımcılar beş gün boyunca demokratikleşmenin barışçıl yolları, yerli hakları, sivil toplumun rolü, ulusal bir proje oluşturmanın yolları vb. üzerine tartıştılar.

CND’nin ikinci toplantısı 1994’ün Ekim ayında gerçekleşti. EZLN askeri kuşatmanın kaldırılmaması ve ordunun yerli halka karşı tacizlerini sürdürmesini hükümetin iyi niyet yoksunluğunun bir işareti saydığını açıklayarak her türlü görüşmeden çekildiğini duyurdu. 19 Ekim günü Zapatistalar barışçıl bir yürüyüşle kuşatmayı yarıp 1111 özerk cemaati kapsayan 38 belediyede varlıklarını açıkladılar. Aynı gün Meksika tarihinin en kötü mali krizi patlak verecekti: peso % 40 oranında değer kaybetti, binlerce işletme kapandı, bir milyona yakın insan işsiz kaldı.

Yıl sona ermeden EZLN ile hükümet arasındaki görüşmeler Comición Nacional de Intermediación (CONAI=Ulusal Arabuluculuk Komisyonu) arabuluculuğunda yeniden başladı.

Zapatistalar 1 Ocak 1995’te Üçüncü Bildirge’lerini yayınlayarak sivil topluma “ulusal kurtuluş” çağrısı çıkardılar. İktisadî kriz ve siyasal skandallarla çalkalanan hükümet ise faturayı EZLN’ye çıkartmaya kararlıydı; yeni PRI’li başkan Ernesto Zedillo 9 Şubat 1995’de kameralar karşısına geçerek Zapatistalar’a savaş ilan ettiğini açıkladı. Meksika ordusu ateşkesi bozarak Zapatista cemaatler üzerine harekete geçti: Köy baskınları, evleri ateşe verme, yerlileri öldürme, hayvanlarını boğazlama, kadınlara tecavüz… Guadelupe Tepeyac Aguascalientes’i yıkıldı; halkı ormanın derinliklerine kaçarak canını kurtarabildi. Hakkında tutuklama kararı çıkartılan Marcos karargâhını orman içlerindeki La Realidad’a taşıdı.

Aynı gün, içeriden bir ihanet sonucu esrarengiz EZLN “subcommandante”sinin kimliği TV ekranlarından açıklanacaktı: Özerk Metropoliten Üniversitesi’nden felsefe hocası, FLN militanı, 38 yaşındaki Rafael Sebastian Guillén Vicente.

Ama bu “ifşa” pek işe yaramadı. Ertesi gün Mexico City’de sokaklara dökülen 100 bin kişi, haykırıyordu: “Hepimiz Marcos’uz”. “Subcommandante”, “Marcos”un öldüğünü açıklayıp paramiliterler tarafından öldürülen yoldaşı Galeano’nun adını alana, yani 2014 yılına dek resmi çevreler dışında kimse onu Rafael adıyla anmadı. O, Marcos’du…

İktidarın EZLN ve Chiapas yerlileri üzerindeki basıncı, Meksika ve uluslararası toplumun yoğun tepkileri sonucu bir kez daha kırılacak ve barış görüşmeleri, bu kez Comición por la Concordia y Pasificación (COCOPA= Uzlaşı ve Barış Komisyonu) gözetiminde bir kez daha (Nisan 1995’te) başlayacaktı. Bu kez görüşmelerin merkezi, San Andrés Larrainzar ya da Zapatista adıyla San Andrés Sacamch’ en de los pobres idi. Görüşmeler dört başlık üzerinden (yerli hakları ve kültürü, demokrasi ve adalet, refah ve kalkınma, kadın hakları) sürdürülürken Zapatista temsilciler ülkeyi boydan boya kat ederek bir milyona yakın Meksikalı ile istişarede bulundular (consulta).

Zapatistalar 1996’nın ilk günü yayınladıkları Lacandon Ormanı’ndan Dördüncü Bildirge ile, ulusal çapta yürütülen istişarelerin sonucu ulusal seçimlere katılmayacak ve herhangi bir şekilde iktidarı ele geçirmeyi hedeflemeyen sivil bir siyasal gücün oluşumunu desteklediklerini açıkladılar. Hedefleri, seçim sisteminden bağımsız bir sivil hareket yaratmaktı. 16 Şubat’ta hükümetle San Andres’de yerli hakları ve kültürü üzerine ilk anlaşmayı imzalama kararı aldı.

Yerli halkların kolektif haklarını, özerkliğini -yerel ve bölgesel özyönetim hakkı- ve toprak üzerindeki kolektif mülkiyet hakkını tanıyan anlaşma imzalandı… Ancak iktidar, kendi imzaladığı anlaşmayı yasalaştırma yolunda tek bir adım dahi atmadı. San Andres anlaşması, ölü doğmuştu…

Zapatistalar uluslararası destek arayışını 1996 yazında beş Aguascalientes’de (Oventic, La Realidad, Francisco Gomez, Roberto Barrios ve Morelia) düzenledikleri ve -Türkiye dahil- 42 ülkeden yaklaşık 5 000 kişinin katıldığı Neoliberalizme Karşı, İnsanlık İçin Birinci Kıtalararası Buluşma ile sürdürdüler.

Aynı yıl, Guerrero eyaletinde kuruluşunu açıklayan silahlı devrimci örgüt, Ejército Popular Revolucionario (EPR=Devrimci Halk Ordusu), bir yandan San Andres’de süregitmekte olan barış görüşmelerini sekteye uğratırken, bir yandan da EPR’nin silahlı mantığını mahkûm eden EZLN’yi iktidarın “kabul edilebilir/muhatap alınabilir” bulduğu bir örgüt durumuna düşürecekti… Zapatistalar silahlı mücadele fikrinden tümüyle kopmuşlar ve meşruiyet adına devrimci pozisyonlarını yitirmişlerdi![14]

1997 Temmuz’u Meksika siyaseti için de tarihi bir ana sahne olacaktı: 1927’den beri tek başına iktidarda olan PRI, kongredeki çoğunluğunu kaybederken, Mexico City belediye başkanlığına da solcu lider Cuauhtémoc Cárdenas seçildi. Aynı yıl EZLN ise 1 111 Zapatista ile (özerk cemaatlerin temsilcileri) Mexico City’ye bir yürüyüş başlattı (La Marcha). Temsilciler İkinci Ulusal Yerli Kongresi’ne katılacaklardı. Bu yürüyüş, aynı zamanda EZLN’den “bağımsız” bir Zapatista Ulusal Kurtuluş Cephesi’nin (FZLN) kuruluşunun ilanıydı. İktidar iddiasında bulunmadığı için kentlerde sınırlı bir destek bulabilecek bir siyasal örgüt!

Ne “silahsız/barışçıl çözüm” vurgusu, ne iktidarda gözü olmadığını tekrar tekrar ilan etmesi, ne de sağladığı geniş ulusal ve uluslararası destek, EZLN’yi iktidar nezdinde tam “güvenilir” kılmaya yetmiş değildi. Meksika devleti, uluslararası arenada profilini düşürmemek için EZLN ve yerli tabanıyla “uygar ve demokratik bir diyalog”u sürdürür “müş gibi” yaparken bir yandan da bölgede el altından (çoğu rakip yerli cemaatlerden devşirilme) paramiliter örgütlenmeleri desteklemekteydi. Bu örgütlenmeler Zapatistaları destekleyen yerli cemaatler üzerinde terör estiriyordu: 22 Aralık 1997’de 60 kadar yerli PRI militanının ellerinde maşetler ve AK-47 tüfeklerle Tzotzil Acteal köyüne saldırıp çoğu kadın ve çocuk 45 yerliyi katletmesiyle zirve yapan bir terör!

Paramiliter örgütlerin ön plana çıktığı bu “düşük yoğunluklu savaş” sürerken hükümet Chiapas’daki yabancı uyruklu Zapatista destekçilerine bir cadı avı başlatacaktı. Bu, EZLN yerleşimlerinin pek çok Avrupalı ve ABD’li destekçisini yitirmesine yol açtı; önemli bir kısmı Zapatista cemaatlerine gönüllü olarak tıp, mühendislik, bilişim vb. konularda destek veren çok sayıda Zapatista sempatizanı sınırdışı edildi.

“Sopa” politikası “havuç”la da desteklenmekteydi: Meksika hükümeti sempatizan komünleri Zapatistalardan kopartmak için kesenin ağzını açmıştı: köylülere tarım makinaları ve büyükbaş hayvanlardan inşaat malzemelerine, basketbol sahalarına, elektrikten okullara dek çok sayıda “lütuf” rüşvet olarak dağıtılıyordu. Bu durum yalnızca Zapatista cemaatlerden kopuşları hızlandırmakla kalmıyor, Zapatista ve PRI destekçileri arasındaki gerilimi tırmandırıyordu.

Chiapas, Meksika’nın 2000 yılındaki seçimlerine bu koşullar altında girdi – Meksika’nın “demokrasi” tarihinde PRI dışından bir başkanın göreve geldiği ilk başkanlık seçimi: Türkiye’de muadili ANAP olabilecek PAN’ın (Ulusal Eylem Partisi) Chiapas’daki çelişkileri “15 dakikada çözeceği”ni iddia eden lideri, eski Coca Cola CEO’su Vicente Fox, Meksika’nın yeni devlet başkanıydı.

Fox “Chiapas sorunu”nu 15 dakikada çözemedi tabii… Ama bol miktarda güzel “lâf”lar etti: kendisiyle görüşmeye gelen uluslararası bir yerli temsilcileri heyetine, San Andres Anlaşması’nı bir an önce onaylaması için Kongre’ye göndereceği gibi lâflar…

Zapatistalar’ın bu söylem ve vaadlere tepkisi, San Andres Anlaşması ya da kamuoyunda bilinen adıyla COCOPA Yasası’nı savunmak üzere tüm Zapatista cemaatlerin üst komutasını oluşturan CCRI-CG’nin bir heyetinin Kongre’de söz almak üzere Mexico City’ye gönderileceğini açıklamak oldu.

24 Zapatista komutanının Mexico City’ye uzun yürüyüşü (La Marcha Zapatista) böylelikle 24 Şubat 2001’de başladı. 15 gün süren yürüyüş boyunca komutanlar “yerli hakları” konusunu sivil toplumun gündemine yerleştirebilmek için görüşmelerde bulundular, kitle iletişim araçlarında boy gösterdiler, toplantılara, mitinglere katıldılar. “Yürüyüş,” diyor Mentinis (2006: 27-28) Zapatistalara kendilerini yeniden Meksika’da radikal bir güç olarak tanımlama ve yeniden devrimci bir profil verme olanağını sundu. Böylece, söylemini düşmanı PRI’nin hegemonik rolü olarak tanımlamaktan, kendilerini ihmal eden, aşağılayan sistemi hedef olarak görmeye doğru kaydırdı. Aynı zamanda Marcos silahlı mücadele, EPR ve diğer silahlı gruplara karşı söylemini değiştirerek EZLN’nin bu mücadeleleri tanıdığını belirtip etki alanlarında Zapatistalar’ın başkente yürüyüşüne destek verdikleri için teşekkür etti.

Mexico City’de ise “siyaset sınıfı” uzun ve şiddetli tartışmalar ve bir hayli direncin sonunda Zapatista komutanlara Senato kürsüsünü açma kararını alacaktı. Dört EZLN komutanı (Esther, David, Zebedeo, Tacho) Kongre üyelerine seslenerek COCOPA Yasası’nın bir an önce kabul edilmesini istediler.

Gerçekten de Kongre 25 Nisan’da yerli haklarına ilişkin bir “şey”i kabul etti. Sulandırılmış, değişikliğe uğratılmış, kuşa çevrilmiş, karikatüre dönüştürülmüş bir “şey”: Kabul edilen Anayasa değişikliğinde yerli cemaatleri “kamusal haklara haiz” kendilikler olarak değil, “kamusal çıkarlara haiz” kendilikler olarak tanımlanmaktaydı: yani kamusal politikaların (pratikte “hayır” faaliyetlerinin) muhatabı olabilecek ama kolektif haklardan yoksun topluluklar. Yeni Anayasa yerli özerkliğini büyük ölçüde sınırlayıp çeşitli koşullara bağlıyordu. EZLN bu Anayasa değişikliğini anında bir “şaka” olarak niteleyip reddetti. Bu, “Meksika Güneydoğusu’ndaki dağlardan uzun süre için son bildirge oldu… EZLN bundan sonra uzun süreli bir sessizliğe gömüldü. Birkaç ay sonra ise, El Salvador’da toplanan Meksika ve diğer Orta Amerika devletleri, Çokuluslu şirketleri bölgede yatırım yapmaya ikna edecek gerekli altyapıyı sağlamayı hedefleyen ve Zapatistalar dahil tüm bölge yerli cemaatlerinin yaşam alanları ve doğal kaynaklarını yok edeceği gerekçesiyle şiddetle karşı çıktığı Plan Pueblo Pueblo Panama’yı (PPP) kabul etti.

İçe Dönüş

Zapatistalar böylelikle iktidarla tüm ilişkilerini keserek Anayasa değişikliklerinin kendilerine tanımadığı özerkliği fiilen inşa faaliyetlerine ağırlık verecekti.

Zapatista köylüler daha isyanın başladığı 1 Ocak 1994’ten itibaren büyük toprak sahipleri ve devlet mülkiyetindeki toprakları işgale başlamışlardı. 2007’de işgal toprakları 251 000 hektarı bulmuştu. Zapatistalar Aralık 1994’te özerk konseylerin kurulduğunu ilan etmişti. Bunlar “Meksika devletinden özerk olarak, bir teriyoryadaki hem Zapatista destekçileri hem de diğer sakinleri yöneten sivil kurumlardı. Pek çok durumda resmi ve isyancı belediye aynı kasaba ya da köyde yanyana varlığını sürdürmekteydi: Zapatista ve resmi okul ya da sağlık ocağı gibi.” (Jan Rus, s.3718)

2007’de 2000’in üzerinde köyü ve 100 000’in üzerinde Zapatista’yı kapsayan özerk belediyelerin sayısı 40’tı ve Chiapas eyaletinin yarısı özerk belediyeler eliyle yönetilmekteydi. Bu belediyeler, 2003 yılında EZLN’nin -Meksika ve uluslararası sivil toplumun kimi üyelerinin birer “hayırseverlik odağı” hâline getirdiği eleştirileriyle beş Aguascalientes’i lağvedip yerlerine oluşturduğu beş Caracol (her biri yeniden adlandırılan Oventik, Morelia, Roberto Barris, La Garrucha ve La Realidad) tarafından koordine edilmekteydi. Caracol’lar hem yönetim birimleri hem de Zapatistalar’ın ulusal ve uluslararası sivil toplumla buluşma alanlarıydı. Böylelikle onlarla eşzamanlı olarak tesis edilen Juntas de Buen Gobierno (JBG= İyi Yönetim Konseyleri) eliyle bir yandan sivil idareyi koordine ediyor, bir yandan uluslararası işbirliği fon ve projelerini yönetiyor, bir yandan da cemaatlerin geçimini, temel gereksinim ve haklarını güvence altına alacak faaliyetleri sevk ve idare ediyor, bir yandan da cemaatler arasında çıkabilecek anlaşmazlıkların çözümüne çalışıyorlardı. Konsey üyeliği dönüşümlü, geri çağırmalı ve ücretsiz bir hizmetti; yöneticilerin tek avantajı, görevde oldukları sırada cemaatin diğer üyelerinin onun geçimini sağlayacak faaliyetleri üstlenmesiydi.

Caracol’lar zapatista-olmayan cemaatlere de açıktı ve onlara sağlık, eğitim, yiyecek, ticaret, adalet ve güvenlik gibi hizmetler sağlamaktaydı. İyi Yönetim Konseyleri’nin gözetimi altında Zapatista cemaatler ortaklaşa topraklarını işliyor, ürünler Zapatista kooperatiflerce satın alınıp pazarlanıyordu. Cemaati ilgilendiren kararlar, topluca alınmaktaydı. Bu, yerlilerin Avrupalıların kıtayı işgalinden önce köylerinde uygulayageldikleri ve sömürge yönetimi boyunca da sürdürmeye çalıştıkları modeldi[15]…

Ne ki bir yandan devletin özerk bölgelere (askeri, paramiliter faaliyetler ve yatırımlar ve sosyal yardımlarla) nüfuz çabalarını sürdürmesi, bir yandan da EZLN bölgelerindeki yerli nüfusun siyaseten homojen olmayışı nedeniyle, Zapatist özyönetimi, hem resmi yetkililerin, hem de yerel güçlerin meydan okumasıyla sıkça karşılaşmaktadır. Zapatista destekçileri hükümeti tümüyle boykot ederken (oy vermeme, çocuklarını kamu okullarına göndermeme, vergi ödememe, resmi makamlar ya da yarı-resmi kurumların mali ya da maddi yardımlarını kabul etmeme, resmi mahkemeleri boykot…) hükümet ise basıncı daha çok zaman zaman yoğunlaşan ve anaakım medyada “yerli cemaatler arasındaki çatışmalar” olarak yansıtılan paramiliter faaliyetler aracılığıyla uygulamaktadır.

EZLN’nin ulusal ve uluslararası sahnede yeniden boy gösterişi, Meksika’nın yeni başkanlık seçimine hazırlandığı 2005’de yayınladığı Altıncı Bildirge ve onunla koşut olarak başlattığı Öteki Kampanya ile olacaktı. Altıncı Bildirge Meksika ölçeğinde antikapitalist örgüt ve özneleri yeni bir Anayasa ve yeni bir ulusal programı hayata geçirmeye yönelik ulusal bir sivil ayaklanma için geniş, tabandan yukarı yönelen, yatay bir ağda örgütlenmeye çağırıyordu. Öteki Kampanya 2006 seçimlerine yönelik bir boykot çağrısı içermese de anaakım adayları sert bir dille eleştirmekteydi; “Önce yoksullar” sloganıyla yola çıkan ve büyük kentlerdeki sol kesimlerin büyük ölçüde desteğini kazanan sosyal-demokrat aday Andrés Manuel López Obrador da bu eleştirilerden payını bolca almaktaydı.

2006 Başkanlık Seçimlerini PAN’ın muhafazakâr adayı Felipe Calderón kıl payı bir farkla (yüzde yarım) kazandı. Obrador’un yenilgisi büyük ölçüde seçim yolsuzluklarına ama kısmen de Zapatista’ların eleştirileri nedeniyle uğradığı oy kaybına bağlandı – Obrador’da Latin Amerika sol liderler kuşağının Meksika versiyonunu gören sol kamuoyu tarafından. EZLN’nin bu tutumu, kentlerdeki sol çevrelerde önemli bir prestij yitimine neden olacaktı.

Öteki Kampanya, öte yandan, devletin de tepkilerini çekiyordu. Kampanya çevresinde toplanan örgütler sık sık polis ve paramiliter şiddetinin hedefi olmaktaydı.

EZLN bir yandan yüzyüze olduğu devlet terörünü, bir yandan da Obrador’un seçim yenilgisindeki payının Meksika solunda yarattığı olumsuz havayı dengeleyebilmek için 2008’in son günlerinde Mexico City ve Chiapas’da yerli-yabancı 2500 kadar sivil toplum temsilcisi, aktivist, çevreci, sanatçı vb.’nin katıldığı ve kapitalist küreselleşmenin yıkıcı etkileri ile alternatiflerin tartışıldığı “Küresel Saygın Öfke Festivali”ni örgütledi.

Yine de, hareketin 2006’dan itibaren Meksika siyasal sahnesindeki (ve uluslararası arenadaki) görünürlüğünü büyük ölçüde yitirdiği bir vakı’adır. Subcommandante Marcos’un aynı yıl kamunun gözü önünden çekilmesi, bu görünmezliği daha da arttıracaktı. Öyle ki, Meksika anaakım medyası 2006’dan itibaren Zapatistalar’ın “ölüm ilanları”nı yayınlamakta ve Chiapas’da durumun “nihayet normale dönmekte” olduğunu müjdelemekteydi (!)… 2012 Başkanlık seçimlerini PRI’den Enrique Peña Nieto’nun kazanması bu “normalleşme”nin belirtisi olarak selamlanıyordu.[16]

Peki Ya Bugün?

Meksika’da özlenen “normalleşme” hiçbir zaman gerçekleşmedi. Bugün ülke uyuşturucu kartellerinin faaliyetleri ve ABD destekli “uyuşturucuya karşı savaş”ı arasında çürümekte… PRI iktidarının Zapatista cemaatlerini bastırmak için DE kullandığı bir kirli savaş! Son on yıl içinde 100 000 kişinin ölümüne, 30 000 kişinin de kaybolmasına[17] yol açan bir iç savaş!…

Zapatistalar bu on yıl boyunca gerçekten de kamuoyu önünde pek boy göstermediler. Belki birkaç istisna dışında: örneğin 21 Aralık 2012’de 50 000 Zapatista’nın katıldığı Sessiz Yürüyüş, 2014 yıl başında Chiapas ayaklanmasının 20. yıldönümü anısına Caracol’larda basına kapalı olarak düzenlenen kutlamalar ve aynı yıl Zapatista deneyimlerini paylaşmak üzere Caracol’larda Meksika içinden ve dışından “öğrenciler”e kapılarını açan escuelita’lar (= “küçük okul/okulcuk) dışında.[18]

Bu süreç içerisinde hareket dahilindeki iki kritik gelişmeden biri, EZLN’nin Meksika’da o güne dek varlığı pek az hissedilen pan-Meksika yerli örgütü Ulusal Yerli Konseyi’ni (CNI) canlandırması oldu. EZLN-CNI arasında yoğunlaşan ilişkiler, pek açık biçimde telaffuz edilmese de EZLN’nin pratikte Meksika’da (toplumun diğer muhalif kesimleriyle birlikte) “devrim yapmaya”, ülkenin siyasal-toplumsal yapısını köklü biçimde değiştirmeye değil, yerli hakları/özerkliği üzerine odaklanmış bir harekete dönüşmekte olduğunu simgelemektedir.

Bu durum, kanımca 2006’dan bu yana sahneden geri durmaya özen gösteren Subcommandante Marcos’un “simgesel ölümü”nde de açığa çıkar – ikinci kritik gelişme…

Olay tam olarak şöyle olur:

“25 Mayıs 2014 günü, sabaha karşı saat 2.08’de EZLN’nin güneybatı muharebe cephesinde İsyancı Subcommandante Marcos adıyla bilinen kişinin artık var olmadığını ilan ediyorum.” Bunlar 2009’dan bu yana kamuoyu karşısına ilk kez çıkan Marcos’un sözleridir. Subcommandante Marcos, bundan böyle Subcommandante Galeano adını alacaktır.

Galeano, Marcos’un 2 Mayıs 2014 günü iktidar destekli paramiliter CIOAC-Histórica örgütünün Zapatista La Realidad özerk cemaati üzerine düzenlediği saldırıda okul ve sağlık ocağının yakılmasını önlemeye çalışırken öldürülen Escuelita öğretmeni Jose Luis Solis Lopez’in kod adıydı. Marcos yukarıdaki açıklamayı, Galeano anısına La Realidad caracol’unda düzenlenen toplantıda yapmıştı.[19]

Bu salt ölen yoldaşın adını kavgada yaşatmaya yönelik bir isim değişikliğinden ibaret değildi. Aynı zamanda EZLN’nin (Meksika’nın siyasal sahnesine çıktıklarından bu yana bir kaç kez sergiledikleri) strateji değişikliğine işaret ediyordu. Kurulduğundan bu yana önce iktidarı silah yoluyla devirerek ülkede rejim değişikliğine önayak olma iradesini beyan eden, ardından silahlı güçleri olabildiğince geriye çekerek, bir yandan hâkim olduğu bölgelerde savunucusu olduğu özerkliği fiilen inşa etme, bir yandan da Meksika sivil toplumunun çeşitli kesimleriyle diyalog içinde demokratikleşmenin önünü açma yolunu seçen, ancak her iki yönelişinde de egemen politikalara ve seçim siyasetine derin güvensizliğini her vesileyle beyan eden örgüt, bundan böyle egemenlerin demokrasi “oyun”una katılmaya karar vermiş gözüküyordu.

Bu strateji değişikliğinin en önemli emaresi, Ekim 2016’da San Cristóbal de las Casas kentinde beşinci kez toplanan Ulusal Yerli Kongresi’nde EZLN’nin 2018 seçimlerinde yerli bir adayı destekleyeceğini açıklamasıydı. EZLN böylelikle ilk kez ülkenin siyaset sahnesinde doğrudan rol almaya soyunuyordu.

CNI 1 Ocak 2017’de Meksika’daki 525 yerli cemaatini temsil edecek bir Yerli Hükümet Konseyi (CIG) oluşturduğunu açıkladı. Konsey Mayıs ayında yerli bir kadını sözcü olarak atayacak, bu kişi 2018 başkanlık seçimlerinde yerlilerin adayı olacaktı.[20]

Öyle de oldu. Nahua yerlisi, 57 yaşındaki şifacı María de Jesús Patricio Martínez’in 2018 başkanlık seçimlerinde CNI’nin ortak adayı olduğu açıklandı.

EZLN bir kez daha aynı seçimlere “solun adayı” olarak katılmaya soyunan López Obrador’la karşı karşıya gelmişti… Evet, “Patricio’nun adaylığı ülkedeki başat siyasal partilerinkinden çok farklı bir siyaset modeline dayanmaktadır,” belki… “Gerçekte, konumu aşağıdan yukarı doğru işleyen demokratik bir karar alma ve yönetişime dayanan yatay, cemaat örgütlenmesine mündemiçtir. Göreve talip olmasına karşın Patricio adaydan çok CNI ve Zapatistaların sözcüsüdür. Demokratik yerli yönetim konseyini, onun cemaatlerle ve yerel yerli adetleriyle istişarelerini yansıtmakta ve temsil etmektedir. Adaylığının bir hedefi, Meksika siyasal sistemini reddedip bu ağı ve yönetim modelini genişletmektir”[21] belki, ama Zapatistalar bizatihi seçimlere dahil olma kararıyla anaakım politikanın içine girmişlerdir ister istemez. Nitekim, “Sol’un adayı” Obrador EZLN’nin kararını açıklamasının hemen ardından hareketin “liderlerinin hükümetle aynı oyunu oynadıklarını ve aday destekleme kararlarının grubun gerçek bir argümanı olmadığının kanıtı olduğunu”, “EZLN’nin güçlü bir varlık gösterdiği bölgelerde insanların PRI’ye oy verdiğini, bu seçim girişiminden korkmadığını, çünkü insanların onların adayını ka’ale almayacağını” duyuruyordu[22]. Meksika hükümeti ise “Zapatista destekli aday dahil tüm siyasal ve toplumsal ifadeleri demokrasinin güçlenmesine katkıda bulunduğu için memnuniyetle karşıladığını”[23] açıklamakta gecikmeyecekti. Bir başka deyişle, Zaapatistalar, niyet ve söylemleri ne olursa olsun, bu hamleleriyle anaakım politikaya dahil olmuşlardı![24]

Sonuç Yerine: Bir Değerlendirme Girişimi

Sosyalist sistemin dağıldığı, sosyalist bloka bağlı ülkelerin birbiri ardısıra dağıldığı, Neoliberal saldırganlığın “Tarihin sonu”nu, kapitalizmin ebediyetini ilan ettiği bir ortamda, Lacandon ormanlarından zuhur edip yalnızca Meksika hükümetine değil, küresel kapitalizme meydan okuyan eli silahlı, yüzü maskeli kadın ve adamlar, dünya solu için hiç kuşku yok ki haklı bir umut ve coşku kaynağı olmuştu. Zapatistaların “Başka bir dünya mümkün!” çağrısı, kısa sürede küresel kapitalizmin yıkımlarına karşı sokağa dökülen yüzbinlerin şiarı oldu.

Karanlık, umutsuz bir dönemde Meksika’nın en yoksul eyaletinin en yoksul kesimlerinden bir umut ışığı yakmaları, Zapatistaları küresel ölçekli haklı bir ilginin odağına yerleştirdi. Bir yandan ana gövdesini Beyaz sömürgeciliğin elinde çoktan tarihe gömüldükleri sanılan yerlilerin oluşturması, bir yandan da kar maskeli, pipolu, esrarengiz ve belagatı yüksek liderlerinin karizması, bu ilgiyi daha da yoğunlaştırmaktaydı.

Zapatista hareketi, bu nedenledir ki Kuzey’in muhalif/alternatif kesimlerinin en çok “satın aldıkları” konu hâline geldi. Haklarında raflar dolusu yayın kapladı kısa sürede ortalığı; sosyal medyayı kullanmadaki becerileri onları “sanal ortam kahramanları”na dönüştürdü. Meksika’nın yoksul ve unutulmuş kolonyal kenti San Cristobal de las Casas bir-iki yıl içinde küreselleşme karşıtlarının, anarşistlerin, feministlerin, Yeni Sol’cuların, çevrecilerin, aktivistlerim, yerli hakları savunucularının… Kâbe hâline geldi. (Öyle ki, Chiapas Valisi, ABD’den direkt uçuşlara açık bir havaalanı inşa etme niyetlerini açıklarken, EZLN’ye ‘bölge turizmine yaptığı katkı’dan dolayı teşekkür edecekti!)

Öte yandan, EZLN sosyalist sistemin dağılması ve neoliberal kapitalizmin tasallutunun dumura uğrattığı ve faturayı Marksizm’e, Leninizm’e, sosyalizme kesmeye çabalayan Yeni Sol için de son derece elverişli ve heyecan verici bir “model” olarak algılandı.

Böylelikle her biri “kendi modeli”ni doğrulamaya çabalayan onlarca “EZLN okuması” çıktı ortaya.

Mihalis Mentinis,[25] bu “okumalar”ı dört kategoride topluyor: Gramsci’ci, Radikal Demokrasi, akademik otonomist Marksist ve akademik-olmayan radikal sol perspektifler… Özetle: “Gramsci’nin yapıtı Latin Amerika üzerinde çok etkili olmuş, Latin Amerika solunun tartışma ve stratejilerinin yenilenmesinde bir araç, bir katalizör görevi görmüştür. Tartışmaların ‘paradigmatik sınıf ideolojisi’ gibi Ortodoks Marksist nosyonların eleştirisi üzerine odaklanmasıyla sol, bunun özselci-olmayan bir kavrayışına ve direnişin örgütlenmesinde kültürle siyaset arasındaki ilişkiye yeni bir yaklaşıma yönelmekteydi. Tedrici bir toplumsal dönüşüm projesi için farklı çıkarların eklemelenme süreci olarak hegemonya fikri, ulusal gerçeklik arayışı, iktidarı ele geçirmek için bir ayaklanma eylemi olarak değil de entelektüel ve ahlâksal bir reform olarak devrim, birlikte Latin Amerika solunu 1980’lerde olası bir kopuştan ‘kurtardı’ ve ona yeni bir yön sağladı. Silahlı mücadele stratejisinin ‘yenilgisinden’ sonra, ve Gramsci’nin kuramının etkisiyle, solun otoriter rejimlere karşı direnişi devrimdense demokrasi nosyonu üzerinde odaklanıyordu. (…) Zapatistalara Gramsci’ci yaklaşım, bekleneceği üzere, kimlik vurgusuyla birlikte hegemonya ve hegemonyanın ihtiva ettiği çoğulculuk üzerinde odaklanır. Argümana göre kolektif iradenin aşağıdan inşası olarak hegemonya, özerk kolektif siyasal öznelerin çeşitliliği içerisindeki birlik arayışını ifade etmektedir.”

Böylelikle Gramsci’ci okumaya göre, Zapatistaların demokrasi, eşitlik gibi anahtar kavramları yeni bir etik-siyasal mekân ve kimlik ve demokrasi yani çoğulculuk vurgulu bir kolektif iradeyi yansıtmaktadır. Hâkim siyasal sistem karşısına yerli “boyun eğerek komuta etme” ilkesi üzerine temellenen kolektivist, eşitlikçi, anti-hiyerarşik, yatay ilişkilere ve istişareye dayalı bir alternatifle çıkan Zapatista modeli, böylelikle çokuluslu şirketlerin neoliberal dayatmaları karşısında geçerli bir seçenek olarak biçimlenmekteydi.

Gramsci’ci yorum, Zapatistaların ahlâksal yetkelerinin iktidarı ele geçirmekten değil, ancak sivil toplumun hegemonyasının önünü açacak toplumsal, kültürel ve siyasal ve koşulları yaratma çabalarından kaynaklandığını düşünür. Sivil toplum kurumları tedricen devletin denetimini ele geçirecek ve devlet kurumlarını yeniden yapılandırarak onu dönüştürecektir. Böylelikle devletle toplum arasında yeni bir ilişki tipi mümkün olacaktır… Devlet ile büyük sermayenin içiçeliğini göz ardı eden, sermayenin (“ne”den ibaret olduğu hiçbir zaman net olarak tanımlanmayan) “sivil toplum”un bu “müdahalesi” karşısında alacağı olası tutumları hesaba katmayan, hayli idealist bir analiz…

EZLN’yi Laclau ve Mouffe’un Marksizm’e içkin olduğunu düşündükleri totaliterlikten ve “sınıf indirgemeciliğinden” kaçınmak üzere formüle ettikleri “radikal demokrasi” açısından okuyanlar için ise, post-yapısalcı “herşey söylemdir/söylemden ibarettir” ilkesi, aslîdir. Antagonizmalar da öyle. Ve Chantal ve Mouffe’a göre iki tip toplumsal antagonizma vardır: popüler ve demokratik. “Popüler antagonizma toplumsal mekânın basitleştirilmesini ve tüm toplumsal mekânın iki zıt kampa bölünmesini içerir. Öte yandan, demokratik antagonizmalar dünyayı artan ölçüde karmaşıklaştırarak yeni toplumsal hareketlerde olduğu gibi yalnızca ikincil toplumsal mekânları böler ve böylelikle de çeşitli muharebe alanları oluştururlar. Gerçekte hegemonik faaliyet koşulları ancak, toplumsalın açıklığı veri kabul edildiğinde, demokratik antagonizmaların çoğalmasının genelleşmiş bir krize ve yüzergezer gösterenlerin çoğulluğuna yol açtığında ortaya çıkar. O zaman bir ‘master gösteren’ devreye girerek geriye dönük olarak yüzergezer gösterenlerin kimliğini paradigmatik bir denklikler zinciri içinde oluşturur (örn. komünizm).”

Laclau ve Mouffe, sol hegemonyanın ancak ‘özgürlük’ ve ‘eşitlik’ yüzergezer gösterenlerinin toplumsal mekânların çoğullaş(tırıl)ması yoluyla demokratik bir söylem içerisinde sabitlenmesiyle kurulabileceği kanısındadırlar. Bunun toplumsal mücadelelere tercümesi, sol hegemonyanın yeni toplumsal hareketlerle -kadın, LGBTI, çevre, etnisite, barış- işçi hareketlerini, herhangi birinin diğerleri üzerinde tahakküm kurmaksızın, radikal ve çoğulcu bir demokrasi temelinde birleştirmekle mümkün olabileceğidir. Çoğulculuk, ancak bütün gruplaşmaların kendi geçerlilik ilkeleri üzerinde temellenmeleri ile “radikal” olabilir; yani hiç birinin bir diğerinin mantığına tabi olmamasıyla. Böylelikle, “radikal ve çoğulcu bir demokrasi projesi, birincil anlamında alanların denklikçi-eşitlikçi mantığın genelleşmesi temelinde azami özerkleşmesinden ibarettir.” Bunun için, her türlü tahakküm ilişkisini gayrımeşru gören bir duruş gereklidir.

Pek çok “yeni sol” kuramcı açısından çok sayıda toplumsal hareketi eklemleyen bir toplumsal mekân oluşturma girişimleriyle EZLN, Laclau ve Mouffe’un tariflediği “radikal ve çoğulcu demokrasi” modeline uygundur. “Boyun eğerek komuta etme”, “buluşma” “birbirinden öğrenme”, Zapatistaların yerli hareketinin geleneksel söylemlerinden yeniden üreterek küresel bir antikapitalist duruşa kattıkları eşitlikçi/denklikçi söylemlerdir.

Öte yandan “radikal/çoğulcu demokrasi”ye dayalı analize göre bizatihi EZLN yerli/anti-küreselleşmeci/feminist/çevreci söylemleri eklemleyen bir harekettir. İktidara talip olmaksızın, toplumu aşağıdan yukarı doğru -ve Meksika sivil toplumuyla birlikte- dönüştürme iradesi de onu “radikal/çoğulcu demokrasi hattına yaklaştırmaktadır.

1950’lerin İtalyan operaismo’suna dayandırılabilecek akademik otonomist Marksist kuram ise Marksizm’in kapitalist sömürü mekanizmaları odaklı “yapısal” yorumları karşısında işçi sınıfının etkinliği üzerindeki vurgusuyla ayırt edilir. Bu görüşe göre örneğin kriz kapitalist sistemin iç işleyişi ya da içsel mantığından kaynaklanan bir görüngü değil, büyük ölçüde sermayeyi kendini yeniden dizayn etme zorunluluğuyla karşı karşıya bırakan sınıf mücadelesinin bir sonucudur.

Otonomist Marksistler (örn. Negri ve Hardt) için değer yaratan bir pratik olarak emek her zaman verili bir tarihsel bağlamın mevcut değerlerine bağımlıdır. Bu nedenledir ki herhangi bir faaliyet değil, toplumsal olarak değer üreticisi kabul edilen özgül bir faaliyettir. Tarihsel ve toplumsal özgüllüğü, tanımının da kayganlığını verir.

Böylelikle, otonomist Marksistlerce geliştirilen “fabrika toplum” kavramına göre, emek süreci fabrikanın dışına çıkmış ve tüm topluma yayılmıştır. Günümüzde fabrika rejimi, yani kapitalist üretim ilişkileri toplumun tümüne nüfuz etmiştir. Bu nosyon, sanayi proletaryasının kapitalist süreç içindeki merkezîliğini yitirmesi ve artı değer ediniminin artık hemen her toplumsal alandan mümkün olabileceği anlamına gelmektedir. Bu kabul edildiğinde, geleneksel sınıf kavramı ve herhangi bir sınıfın sosyalizmin taşıyıcısı olduğu fikrinden de vaz geçmenin gereği ortaya çıkmaktadır. Böylelikle, örneğin “işçi sınıfı” tüm üretken faaliyeti ve işgüçleri kapitalizm koşullarında doğrudan ya da dolaylı biçimde sömürülen herkesi (köylüler, öğrenciler, kadınlar…) kapsayacak kertede genişletilir… “Sınıf” kavramı bir konumu değil, bir süreci imlemektedir; işçi sınıfını işçi sınıfı yapan, yalnızca emeğin sömürüsü değil emeğin sömürüsüne (yani “işçi sınıfı” olmaya) karşı verdiği mücadeledir.

Bu mülahazaları Zapatistalara uyguladıklarında, otonom Marksistler Chiapas’ın, o güne dek sermaye birikim süreci açısından merkezi bir yer tutmayan ve kırsal tahakküm ve sömürü biçimlerine sahne olan yerlere saldıran sermayenin yeniden yapılanması ve yeniden örgütlenmesinin hedeflerinden sadece biri olduğunu öne sürmektedirler. Zengin biyoçeşitliliği, engin doğal kaynakları ve ucuz proleter ordusuyla Chiapas, pek çok bakımdan bu jeo-iktisadi entegrasyonda stratejik bir alandır; ama aynı zamanda iki farklı sermaye birikim biçiminin, iki teknolojik çağın, çelişki ve çatışma alanıdır: toprak sahipleri, yerli halk, Çokuluslu şirketler… Bunun sonucu olarak, Zapatistaların mücadelesi bir tarım reformu ya da yerli hakları mücadelesinden ibaret değildir; aynı zamanda işçi sınıfının sermayenin genişlemesine karşı yürüttüğü mücadeledir. Bu anlamda Zapatista deneyimi marjinal, izole bir olay değil, emeğin küresel yeniden biçimlenişinin bir parçasıdır.

Otonomist Marksist olmayan Latin Amerika uzmanı James Petras’ın tahlilleri de paralel bir yaklaşım içermektedir: Latin Amerika solunun bu “üçüncü dalga”sının neoliberalizme karşı bir sınıf mücadelesi veren köylü hareketlerinin yeniden canlanışıyla karakterize olduğunu ve bu “üçüncü dalga”nın gerek gerilla savaşlarının “birinci”, ve neoliberal yönelimli ılımlı sol partilerin ikinci dalgası karşısında yüksek ölçüde eleştirel bir tutum izlediğini iddia eder. Yatay olarak örgütlenmiş yapılar, şeffaf ekonomiler, az sayıda maddi kaynak ve/fakat yoğun bir gizemcilik, siyasal partiler karşısında özerkliğini koruma, legalist ve doğrudan eylem-yönelimli stratejilerin karışımıyla bu hareketler sol partilerin ve sendikaların bıraktığı siyasal boşluğu doldurmaktadır. Zapatistalar böylelikle Brezilya’nın topraksız köylüleri (MST), yerli köylüler, Bolivyalı eski madenciler vb. hareketlerle aynı kategoriye yerleştirilmektedir.

Evet, Zapatistalar’a yönelik “okuma”lar, muhteliftir. Gerek Avrupa ve Kuzey Amerikalı post-yapısalcı, post-Marksist, post-modern sol entelektüeller, gerekse onların Meksikalı denkleri, EZLN’yi görmek ya da olmasını istedikleri gibi tarifte adeta birbirleriyle yarışmaktadırlar. Genel eğilim, Zapatistaları Marksizm’den esinlenmekle birlikte Leninist-olmayan, hatta kimilerine göre anti-Leninist bir yeni toplumsal hareket olarak tanımlama yönündedir: anti-otoriter, anti-hiyerarşik, iktidarı ele geçirmeyi hedeflemektense toplumu aşağıdan yukarıya doğru dönüştürmeye çabalayan, sivil, komünoter, (Batallo, Esteva ve Illich gibi özgül olarak Latin Amerika solunu etkileyen) yerelcilikle damgalı…

Gerçekte Zapatista hareketi, sözcüsü Subcommandante Marcos’un söylemlerinde dile geldiği üzere bir dizi “yeni sol”, post-kalkınmacı, post-yapısalcı fikri kapsamakta, kalıttığı “yerli” söylemini “yeni sol” çıkışlarla harmanlayarak yeniden formüle etmektedir…

Ne ki EZLN’nin her şeyden önce pragmatik bir hareket olduğu vurgulanmalı. Sıkça görülen söylem ve strateji değişiklikleri, kuramsal yönelişlerden çok kendi sınırlılıklarıyla yüzleşme zorunluluğundan doğmuşa benzemektedir.

Böylece Lacandon Ormanı’ndan yayınlanan Birinci Bildirge ya da “Savaş İlanı”ndaki (31 Aralık 1993) askeri ton[26] Meksika halkının Bildirge’nin ayaklanarak EZLN saflarına katılmaları yolundaki çağrısına uymaması ve Meksika ordusunun ani ve şiddetli tepkisi üzerine hızla değişecektir. İkinci Bildirge, EZLN’nin ateşkese bağlılığını duyurmakta, “sivil toplum” ve siyasal partiler ülkenin demokratikleştirilmesi yolunda girişimlerde bulunmaya çağırılmaktadır. Üçüncü Bildirge (1 Ocak 1995) Zapatistalar’ın tüm Meksika’da demokrasi, adalet ve özgürlük için mücadele ettiğinin altını çizerken, yerli özerkliği talebini dile getirmekte ve bunun ayrılıkçılık anlamına gelmediğini vurgulamaktadır. Burada unutulmaması gereken, Üçüncü Bildirge’nin EZLN ile Hükümet arasında yerlilerin özerkliği üzerine görüşmelerin (gel-gitlerle) sürdüğü bir momente yaslandığıdır: EZLN bu süreçte bir “yerli hareketi” olduğu yönünde emareler vermeye başlamıştır. Üç bildirge zarfında (ve bir yıl içinde) EZLN tüm ezilenleri saflarına çağıran “öncü bir savaş örgütü” resminden “Meksika sivil toplumuyla birlikte hareket etmeye istekli, Meksika’nın demokratikleşmesi ve yerli özerkliğini talep eden bir yerli örgütü” pozisyonuna doğru kaymıştır: Bu “kayma”da ise etkili olan, hareketin “ideolojik mülahazalar”ından çok, nesnel sınırlılıkların ayırdına varması olduğu söylenebilir.

Bildirgeler hükümet ile EZLN arasındaki, “sivil toplum”un medyatörlüğünü üstlendiği gelgitli görüşmeler sürecinin ruhuna uygun olarak ton ve vurgu değişiklikleriyle süregider. Beşinci Bildirge (Temmuz 1998), bir yerli bildirgesidir: Meksika’nın çeşitli muhalif kesimlerini iktidarın San Andres Anlaşması’nı uygulamadaki ayak sürçmelerine karşı yerlilerin özerklik talebini desteklemeye çağırmaktadır.

Lacandon Ormanı’ndan yayınlanan son (Altıncı) Bildirge ise, “Öteki Kampanya”nın duyurusu niteliğini taşır ve Zapatistaların Chiapas’dan çıkarak toplumun diğer ezilen ve muhalif kesimleriyle, “alttakilerle” buluşma ve onlarla birlikte “politik toplum”un dışında örgütlenme iradesini dile getirir. Bir başka deyişle “Altıncı” (ya da “Öteki”) EZLN’nin bir kez daha “yerlilik” ve yerellik sınırlarını aşarak işçi sınıfı, emekçiler ve sola açılma iradesinin beyanıdır.

Bu yön değiştirmeler -bir kez daha vurgulayalım ki- ideolojik mülahazalardan çok EZLN’nin karşılaştığı somut durumların sonucudur.

Bu böyleyse eğer, EZLN’yi belirli bir ideolojik yönelim (“post-Marksist”, “yeni Sol”, “yeni toplumsal hareket”…) olarak tanımlamaktansa, 20. yüzyıl sonlarında, sosyalist sistemin çözülmesinin ardından kesin ve nihai zaferini ilan eden kapitalist sistemin yöneldiği küresel neoliberal vahşet karşısında bir çıkış olarak değerlendirmek gerek. Gövdesi geçmiş mücadeleler içerisinde pişmiş, kaybedecek bir şeyleri olmayan yoksul ve onurlarını geri isteyen yerlilerle, yenik, katledilmiş devrimcilerin ısrarından oluşan bir karşı duruş. Karşılarında ABD tarafından eğitilip silahlandırılmış güçlü, düzenli bir ordu, feleğin çemberinden geçmiş bir iktidar, Çokuluslu şirketler, onları “evcilleştirmeye, sürekli olarak “sivil yol”a çekmeye çalışan Batılı danışmanlar vardır; çürümekte olan Meksika’da talana uğrayan emekçiler birleşik, örgütlü bir siyasi iradeden yoksundur, “ne”ye karşı oldukları bilinmekle birlikte “neyi” istedikleri konusunda bir görüş birliği yoktur.

Bu koşullar altında Zapatistalar’ın çıkışı, başlangıçtaki iddialarının çok gerisinde, nesnel ve zorunlu sınırlar dahilinde kalabilmiştir ancak: Fiiliyatta, Maya yerli cemaatlerin, Meksika devletinin erişiminden uzak bir bölgede hayatta kalmalarına, ayakta durabilmelerine olanak sağlayan asgari koşulları (eğitim, sağlık, geçim) kendi başlarına oluşturmalarına olanak veren sınırlı bir özerklik. Bu “özerklik” Meksika devletini “fazla” rahatsız etmemektedir: dünya kamuoyunda oluşan duyarlılık Lacandon ormanı derinliklerindeki komünlerinde hayatlarını saygın biçimde sürdürmeye çalışan 100 bin kadar yoksul yerliyi ezmelerine engeldir. Caracol’lar Meksika devletinin süreğenliği için bir tehdit oluşturmamaktadır. Kaldı ki Zapatistalar Meksika ulusu içinde yer alma iradelerini daha ilk bildirgelerinde ifade etmişlerdir, ifade edegelmektedirler.

Ancak yine de egemenler açısından bir “can sıkıntısı”dırlar: yayılmasını, çevreyi etkilemesini istemedikleri, belirli sınırlar içerisinde ihata etmeye çalıştıkları bir örnek. Gerek Zapatista sempatizanı, gerekse Zapatista-olmayan cemaatler üzerindeki paramiliter terörün bir nedeni yerel çıkarlar ise eğer, bunların Federal hükümetçe engellenmemesinin nedeni Zapatista örneğinin nüfusunun üçte biri yerlilerden oluşan bir ulus için örnek teşkil etmemesi kaygısıdır.

Meksika’nın koşullarında apansız ve şiddetli bir olumsuzluk yaşanmadığı sürece, Zapatistalar gelgitli, ama asla kalıcı, gerçek bir barış ve demokrasiye dönüşemeyecek gerilimli bir ateşkes sürecinde uzun bir süre yaşayabilirler…

Mayalar dahil Meksika halklarının, Meksikalı emekçilerin gerçek bir eşitlik, özgürleşme, barış ve demokrasiye kavuşması ise, bir devrim meselesidir. Ülke ekonomisini ve yaşam alanlarını talan eden çokuluslu şirketleri topraklarından kovacak, üretim araçlarını emekçilerin eline verecek Meksika’nın çürüyen kapitalizmini kolektivist ve eşitlikçi bir sistemle ikame edecek bir sosyalist devrim meselesi…

27 Ekim 2017 14:49:29, İstanbul.


Yukarıdaki yazı, 12 Kasım 2017 tarihinde HDK’nın İstanbul’da düzenlediği “100. Yılında Ekim Devrimi” başlıklı sempozyumda yapılan konuşma… Newroz, Aralık 2017…

[2] Edip Cansever.

[3] “… ‘Yeter!’ diye bağırmak için on yıldır sessizce hazırlandık (…) Acımızı içimizde tutarak acı içinde haykırmaya hazırlandık, çünkü biz anlamadıklarını bile anlamayanlar tarafından anlaşılmayı daha fazla bekleyemez ve umut edemezdik.” (Paul Salgado, “Zapatistalar: Yenilmez Bir Hareket”, 1 Haziran 2016… http://sendika10.org/2016/06/zapatistalar-yenilmez-bir-hareket-paul-salgado/)

[4] Raùl Romero, “A Brief History of the Zapatista Army of National Liberation”, Roarmag.org, 4 Ocak 2014… https://zcomm.org/page/11/?s=zapatistas&post_type%5B0%5D=znetarticle&post_type%5B1%5D

[5] Jan Rus, “Zapatista National Liberation Army (or Ejército Zapatista de Liberación Nacional, EZLN),” The Oxford Encyclopedia of Mesoamerican Cultures, 2001, Oxford University Press, Oxford ve New York, c. 3, ss.368-370.

[6] Raùl Romero, “A Brief History of the Zapatista Army of National Liberation”, Roarmag.org.

[7] Yvonne Le Bot (1997). Subcomandante Marcos.El sueño zapatista. Entrevistas con el Subcomandante Marcos, el mayor Moisés y el comandante Tacho, del Ejercito Zapatista de Liberación Nacional (Subcomandante Marcos, Zapatista düşü: Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu’ndan Subcomandante Marcos, Binbaşı Moisés ve Komutan Tacho ile Görüşmeler). México: Plaza & Janés, ss.137-138.

[8] a.y. s.151.

[9] Jan Rus, a.y.

[10] Alex Khasnabish, Zapatistas, Rebellion from the Grassroots to the Global, Londra, New York, Zed Books, 2010: 5-6.

[11] Gözlemciler, Zapatistaların sivillere zarar vermeme konusunda azami özeni gösterdikleri konusunda görüşbirliği içindedirler. Hatta 1 Ocak günü ilk şaşkınlıklarını attıktan sonra San Cristóbal meydanında toplanan turistlerin, piposundan derin nefesler çekerek çevresini saran gazetecilere demeçler veren, isyancıların “subcommandante” diye seslendikleri kar maskeli mestizo’ya o gün için (tarihi bir Maya merkezi olan) Palenque’e gitmeyi programladıklarını belirtip, yolun ne zaman açılacağını sordukları aktarılmaktadır. Pipolu adamın yanıtı kısa ve nettir: “Palenque yolu kapalı. Ocosingo’u aldık. Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz, ama bu bir devrim!” (Mihail Mentinis, Zapatistas: The Chiapas Revolt and what it means for Radical Politics, Pluto Press, Londra, Ann Arbor, 2006: 8.)

[12] Khasnabish, a.y. ss.10-11.

[13] Bir Kolombiyalı gerillanın Yvonne le Bot tarafından aktarılan şu “sitem”i ilginçtir: “Oniki gün savaştılar, bir avuç belediyeyi işgal ettiler… biz ise 30 yıldır savaşıyoruz, ulusal topraklrın büyük bölümünün denetimi elimizde… buna rağmen kimse bizim eylemlerimize ilgi göstermiyor; onlarınki ise tüm dünyada hezeyan yarattı.” (akt.: Mentinis, s.11)

[14] Mentinis, s.19.

[15] Laura Carlsen, “Zapatistas at Twenty”, 18 Ocak 2014… https://zcomm.org/znetarticle/zapatistas-at-twenty/

[16] Nieto, bizim “yabancımız” değil. İşte Nilgün Cerrahoğlu’nun kaleminden bir betimleme:

“Mexico City’de ‘Burası bize asla uzak değil. Kendimi hiç yabancı hissetmiyorum’ demeçleri veren Cumhurbaşkanı Erdoğan yurda dönünce ayağının tozuyla, gönlündeki aslanın “Meksika usulü başkanlık modeli” olduğunu açık etti.

‘Google’a İspanyolca ‘Meksika başkanlık sistemi’ yazınca, çok fazla açıklama gerektirmeyen yandaki karikatür önünüze geliyor…

Karikatürün yanı başında Meksika Devlet Başkanı Enrique Pena Nieto için ‘750 milyon dolara’ alınan yeni cumhurbaşkanlığı uçağı dikkat çekiyor.

Başkanın ‘sığınağı’ olarak da kullanılabilen uçağın havasının ‘nem oranı’ çok yüksek olacakmış, pencereleri büyük, perdeleri elektrokromatikmiş. Mexico City’den kalkan uçak ayrıca durmadan Kahire’ye de uçabilecekmiş.

Bu süper teknolojik, süper lüks uçak haberlerini taradıktan sonra, “Başkan”ın süper lüks malikhanesini içeren bir başka haber ilgi çekiyor.

Başkanın “tatil evi” diye kullandığı yapının iki bin (rakamla “2000”) metrekare olduğu anlatılıyor…

Yapı etrafındaki 4000 dönümlük alanda ayrıca golf sahaları, bir büyük park, bir yapay göl, konukevi bulunduğu belirtiliyor.

Başkan bu saray-evi, ‘inşaatçı bir dosttan’ uygun bir konut kredisiyle almış.

Akabinde ‘inşaatçı dost’un ‘yürü ya kulum’ hesabı, kamu ihalelerinde kısmeti açılmış.

Artık yollar mı dersiniz, hastaneler mi, hava alanları mı… ‘dost’un sırtı yere gelmez olmuş…

Guardian’da bir yorum, Pena Nieto’nun büyük iş çevreleriyle bu teklifsiz ilişkilerini yeriyor.

Hatta bu yüzden Nieto’nun martta İngiltere’ye yapacağı seyahat hedef tahtasına yerleştiriliyor. İngiliz yayın organı, Nieto’nun skandal ‘saray evi’ ile birlikte kendisi ve partisinin ‘iş çevreleriyle aşırı yakın bağlarını’ merceğe alıyor.

2006’dan bu yana yüz bin ölü (doğru okudunuz ‘100.000’) ve yirmi bin ‘kayıp’la sonuçlanan insan haklarındaki rekor ihlâllere dikkat çekerek ‘ayaklarına işte kırmızı hâli sermeye hazırlandığınız Meksika başkanının profili bu’ deniyor.” (Nilgün Cerrahoğlu, “Meksika Usulü Başkanlık”, Cumhuriyet, 26 Şubat 2015, s.12.)

[17] Paulina Villegas, “In a Mexico ‘Tired of Violence,’ Zapatista Rebels Venture Into Politics”, New York Times, 26 Ağustos 2017… https://www.nytimes.com/2017/08/26/world/americas/mexico-zapatista-subcommander-marcos.html.

[18] “2013 yazında Zapatista cemaatler cemaatlerini ve evlerini tüm dünyadan gelen 2000 kadar kişiye açarak konuklarına Zapatistaların yaşam ve mücadelelerine birinci elden tanıklık etme olanağını sundular. La Escuelita’da ‘birinci sınıf dersi’ olarak betimlenen Zapatistalara Göre Özgürlük konusu işlenmişti. İlk sınıf o denli popüler oldu ki 2013 sonu ve 2014 başında tekrarlandı. (…) La Escuelita’daki ikametleri sırasında her bir öğrenciye tam zamanlı bir ‘koruyucu/öğretmen’ atandı ve Chiapas eyaletindeki binlerce beş bölgede yer alan binlerce özerk Zapatista cemaatinden birindeki Maya ailelerinden birinin yanında kaldılar. Birinci sınıf derslerinde öğrencilere dört kitap ve Özerk Hükümet ile Kadınların Güçlendirilmesi üzerinde odaklanan iki videodan oluşan bir paket dağıtıldı. Katılımcılar sabahları cemaat işlerinde görev almakta, öğleden sonraları ve akşamları özel öğretmenleriyle ders yapmakta, bu arada cemaat üyelerinin gündelik yaşamını deneyimlemekteydi.” (“La Escuelita”… http://www.schoolsforchiapas.org/advances/schools/la-escuelita/)

[19] Leonidas Oikonomakis, “Farewell Marcos, long live Subcomandante Galeano!”… https://zcomm.org/znetarticle/farewell-marcos-long-live-subcomandante-galeano/. “Düşen bir yoldaşın kod adının alınması ne Meksika’nın devrimci tarihi ne de EZLN’nin tarihinde yenidir,” diyor Oikonomakis.“Hatta düşen yoldaşın unutulmayıp ‘yaşatılması’na yönelik bir gelenektir. Örneğin, 1910 Meksika Devrimi’nden söz edecek olursak Pancho Villa’nın gerçek adının Doroteo Arango olduğunu unutmayalım. Pancho Villa onun köy muhafızları tarafından öldürülen yoldaşının adıydı. Doroteo arkadaşının adını onu yaşatmak için aldı.

Marcos kod adı da benzer bir durumdur. Mario Marcos, EZLN’nin ana örgütü FLN üyesiydi ve Subcommandante’nin aziz dostu ve Sub’un sözleriyle, uzun, gizli yolculukları boyunca kendisine Meksika tarihini öğreten kişiydi. Marcos 1983’de Puebla’da öldürüldü ve -o güne dek ‘Zacarias’ adıyla bilinen- dostu ve yoldaşı onun kod adını alarak 25 Mayıs 2014’e dek İsyancı Subcommandante Marcos adıyla tanındı. Bundan böyle ise İsyancı Subcommandante Galeano adıyla bilinecektir.”

[20] Rasec Niembro, “The Zapatista Candidate”, Jacobin, 29.1.2017… https://www.jacobinmag.com/2017/01/ezln-zapatista-2018-elections-subcommandante-marcos-lopez-obrador-pena-nieto/

[21] Benjamin Dangl, “Dismantling Power: The Zapatista Indigenous Presidential Candidate’s Vision to Transform Mexico from Below“, Counterpunch, 10 Temmuz 2017… https://www.counterpunch.org/2017/07/10/dismantling-power-the-zapatista-indigenous-presidential-candidates-vision-to-transform-mexico-from-below/

[22] Rasec Niembro, a.y.

[23] Paulina Villegas, a.y.

[24] Nitekim, Amerikalı sosyalistlerin dergisi Jacobin, sayfalarında Zapatistaların bu hamlesini, EZLN’nin, tıpkı Uruguay’daki MLN, El Salvador’daki FMNL, Brezilya’daki MR8 ve Kolombiya’daki FARC gibi, toplumun ezilenleri için bir siyasal seçenek oluşturma girişimi olması temennisini dile getirmekte gecikmeyecekti. (Rasec Niembro, “The Zapatista Candidate”, Jacobin, 29.1.2017.)

[25] Mihail Mentinis, Zapatistas: The Chiapas Revolt and what it means for Radical Politics, Pluto Press, Londra, Ann Arbor, 2006: 31-63.

[26] “Bu nedenle, bu savaş ilanı uyarınca, askeri kuvvetlerimiz EZLN’ye şu emirleri veriyoruz:

Bir: Ülkenin başkentine ilerlenecek, Meksika Federal Ordusu yenilgiye uğratılacak, ilerleyişimiz sırasında sivil halk korunacak, kurtarılan bölgelerdeki halka kendi idari yetkilerini özgürce ve demokratik bir biçimde seçme hakkı verilecektir. (…)

Beş: Can kayıplarını önlemek için düşman karargâhlarının koşulsuz teslim olmasını talep ediyoruz.” (Zapatistas! Documents of the New Mexican Revolution… http://lanic.utexas.edu/project/Zapatistas/, ss.33-35.)

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: