Yalan söylemek kötü müdür?

İçinde yaşadığımız günler Liberalizmin ilkesinin “Bırakınız yapsınlar, bırakınız  geçsinler” söyleminin somutlaşmış halidir.   Hal böyle olunca da Türkiye’de her tür değer yerle bir oldu. En kötüsü de yalan meşrulaştı.

Hangimize çocukluğumuzda yalanın ne kadar kötü bir şey olduğu anlatılmamıştır ki?  İlkokula başladığımızda Pinokyo’yu okuyunca burnumuzun uzayacağı endişesiyle hangimizin uykuları kaçmamıştır ki?

Bize yalanın ne korkunç bir şey olduğunu anlatan anne ve babalarımızın yalanlarını yakaladığımızda hangimizin güveni sarsılmamıştır ki?

Türkiye’nin üzerinde esen yalan rüzgarı bulaşıcı bir hastalık gibi  yayılırken 16 Nisan akşamı telafisi mümkün olmayan bir yalanın üzerine oturduk.  Bundan sonra ne söylerse söylesinler kuşkuyla bakacağız. Yani inancımızı tamamen yitirdik. Pervasızca yalan söyleme dönemindeyiz.  İsterdim ki  söylenilen yalan  insanlara hizmet etsin. Sözgelimi Hugo’nun Sefiller romanındaki gibi olsun.

Okuyanlar bilirler, Victor Hugo’nun Sefiller romanının kahramanı Jean Valjean soğuk bir gecede hapisten çıkar. Yorgun, aç ve perişandır. Gidecek yeri yoktur. Çaresizdir,  kentin rahibinin kapısını çalar. Yatacak yeri olmadığını bir gece evinde kalmasına izin vermesini ister. Rahip  sorgusuz kabul eder bu isteği.  Sabaha doğru  rahibin uyuduğunu gören Jean Valjean  Rahibin evindeki gümüşleri çalarak kaçar. Yolda polise yakalanır ve polisler Jean’ı çaldığı gümüşlerle birlikte rahibin evine götürürler.  Rahip,  Jean’ın gümüşleri çalmadığını söyler.  Rahip Jean’ı korumak için yalan söyler. Rahibin bu yalanı Jean’ın hayatında dönüm noktası olur. Hayatı boyunca kendi durumundaki insanları korur.

Rahip kendisini değil karşısındaki insanı korumak için yalan söylemiş ve Jean’ın çaresizliğini anlamıştır. Burada bir onur koruma vardır. Türkiye’de söylenen yalanlara baktığımızda ise değer koruma, onur koruma yerine  iktidar uğruna, hırsları uğrana  yalan söylendiğini görüyoruz.  16 Nisan akşamı söylenen kuyruklu yalanda tek bir değer koruma görseydik inanın sesimizi çıkarmazdık. Ama göremiyoruz.

Bu yalan Türkiye’yi tamamen ötekileştirdi. Hatta isimlerimizi unuttuk neredeyse. Evetçimisin?  Hayırcı mısın? Diye soruyoruz. Eğer bizden değilse abartmıyorum nefretle yaklaşıyoruz. Vatan hainliğiyle suçlamaya kadar vardırıyoruz işi. Oysa hayata birazcık olsun insan ve değerler açısından bakmak bizi daha insan olmaya yaklaştıracaktır.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: