Ve Kadınlar…

Dünyaya ilk geldiğimiz andan itibaren biz bir taraftık, yani diğeriydik. Yani bir bütünün diğer yarısıydık.

Biz dünyaya gücümüzle geldik.Ve bu gücümüz bizim en kutsal yanımız oldu.Bedenimizden, kanımızdan, canımızdan başka Can’lar yarattık. Nesillerin üremesinde, biz güçlü olandık. Umuda gebeydik, güzel yarınlara, geleceğe..

Ama;

Doğduğumuz anda bu tarafta olmakla , bazen derin üzüntüler yaşattık kimi insanlara.Uğruna ölümlere gidilen sevgili olduk, sevgi adına öldürüldük kimi kez. Kimi de yok sayıldık, erkek çocukların alabildiğine var kabul edildiği toplumlarda.

İlk oyuncağımız bebeklerimiz oldu. İlk öğrendiğimiz şey de onları sevmek oldu. Sevmeyi öğrendik, hiç bilmeden, karşılık beklemeden, içgüdüsel…

Okula gönderilmedik.Bu karar ve hak, karşı tarafa kullandırıldı.Biz alabildiğine karanlıklarda kalırken,erkek çocuklarımız gelecek nesillerde yine aynı hoşgörüsüzlüğü sürdürsün diye, karanlıklardan karanlık yarattık,inadına kendi aleyhimize.

Artık ,beynimiz ve düşüncelerimiz arkamızdaki karanlığa ışık tutmalı. Bunun için de okumalıyız. Çünkü aydınlığa ancak bilgiyle kavuşabiliriz.

Kendimiz olmalıyız.Kaderimizi ya da  ne olmamız veya  nasıl yaşamamız gerektiğine biz karar vermeliyiz.Biliyoruz,yaşadığımız toplumda bizim  kararlarınımızı erkekler verir.Bu babamızdır,erkek kardeşimizdir ve son durağımızda kocamızdır. Kul olmadan önce, kendimiz olmalıyız.

Eşit yaşamadığımız şeylerin eşitliğini anlatmaya kelimelerimiz yetmiyor, dilimiz dönmüyor bu yüzden.

Ne hissederiz?ne isteriz? Bu soruları çok sonraları kendimize sormaya başladığımızda

cinsel,sosyal ve sınıfsal kimliklerimize de sahip çıkar olduk. Olduk da ne oldu?

Her töre cinayetinde hem kurbandık, hem suçlu. Dünyanın namusu bizden soruldu yıllarca. Hiç bir ülkede görülmediği kadar kadınlar öldürülüyor namus uğruna. Boğazlanıyor çocuklarının önünde. Kurşunlanıyor caddelerde ibret olsun diye. Vuruyorlar,vuruyorlar…. bir… beş… on değil… tam kırkiki kez. Sanki ne kadar vurursa o kadar temizlenecek bu kirli dünya. Oysa biz kendimizin namusunu, kendimiz nasıl yok edebiliriz ki.

Bedenimize de sahip çıkmalıyız. 14 aylık bebeklerin bedenlerinin bile  tecavüze uğradığı günümüzde, bedenimizi kullanma hakkının sadece bize ait olduğunun bilincinde olmalıyız. 3 kuruşa satılmayacak kadar  ucuz olmadığımızı öğrenme zamanımız geldi artık.

Yerkürenin en sert rüzgarları karşı taraf oldu bizim için. İlk günahlar bizimle işlenirken, şairin dediği gibi sofradaki yerimiz, öküzümüzden sonra geldi.

Umutlarımızı okyanuslara yolcu ederken,sevgisizlikten üşüyen kollarımızı yine başka bir kadının boynuna sardık,yüreğinde ısıttık. Dil ile dövülmek en hafifi olmuştur hep. Bir karıncayı bile incitmenin hak sayılmadığı bu evrende, evde, sokakta kadın nasıl alabildiğine incinir, şiddete maruz kalır?

Kol kırılır yen içinde kalır mı? Neden kalsın kırılan kollar,kalpler? Tedavisi gerekmez mi, iyileştirmek yani. Yaralı bırakmak, niye?

Güzel olmak değil artık kaygımız. Olmamalı da.Kadın güzelliğinin bir  meta olarak kullanılması, kadının beynini yok saymanın başka bir telaffuzu değil mi ki? Her başarılı olan erkeğin arkasında olmak istemiyoruz artık.Biz de başarmak ve yan yana durmak istiyoruz.

Bu coğrafyanın neresinde olursak olalım, hangi iklimlerde yaşarsak yaşayalım “Türkiye’de Kadın Olmak” zor zanaattır. Biliyoruz ki, aşılmazdır kadının önündeki dağlar Yollar ise başlamadan bitiverir kimi düşler gibi bu coğrafyada. Yoksulluk,  sellere dönüşür, soğuk iliklerimize işler bu bedenlerde, savunmasızdır çünkü kadın.

Oysa;

Biz  çiçek açmalıyız dünyamızda. Çiçeklerimiz de bize benzemeli, gül yüzlü olmalı narçiçeği renginde, portakal çiçeği kokmalı evren.

Düşlerimiz olmalı, belki yaşayamayacağımız, paylaşamayacağımız. Sevmeli,sevilmeli, sevgili olmalıyız. Kullandığımız tüm kelimlerin kökünde sev/gi olsun ki umut da sevdamız olsun.

Bir buğday tanesinin direncini göstermenin zamanı geldi demeliyiz,artık. Toprağımızda boy vermek istiyorsak, başımızı dik tutmalıyız.

Kimsenin değiliz. Biz kendimize aitiz demenin haklı onurunu yaşamalıyız.

Ve emeğimize sahip çıkmalıyız, artık.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları