Umurunuzda olmasın!

Bir hikâye gibi okuyacağınız aşağıda yer alan yazıda, umarım kimse kendini bulmaz. Bulsun istemiyorum. Güzel başlayan ama sonunda acıların yaşandığı bu öyküde kimsenin kendisini bulmasını istemek olanaksız.

İki gencin yaşadığı bu hikâye, yirmili yaşlarda başlıyor. Kısa bir birliktelik, yaşanan huzur, sevinç mutluluk gelecek günlerde birlikte olmayı düşündürmeye başlıyor. Birlikte çıkacakları uzun yolculukta birlikte yaşamayı, nefes almayı düşündürmeye başlatıyor.

Halk arasında cicim ayları olarak tanımlanan ilk günler ayaklarını yerden kesmeye, mutluğun heyecanın sınırlarında geziyorlar. Ancak bu günlerin büyüsü çabuk bozuluyor, hayatın gerçekleri karşısında daha fazla direnemiyor…

Yaşamın monotonluğu, zorluğu daha önce hoşa giden ne varsa göze batar hale getiriyor. Gülüşler, duruşlar en içten seslenişler kulak tırmalamaya başlıyor. Bu zorluğu aşmanın yolu, son çaresi olarak önerilen çocuk sahibi olma önerisi kulağa hoş gelir ama çare olmaz…

Aileye katılan yeni canın güzelliği hiçbir şeyi değiştirmeye yetmiyor.

O güzelim kız çocuğu, evlilik albümünde yerini alırken yetirilen heyecan, sevinç ve mutluluk bir daha yakalanamıyor. Eş olmanın yanı sıra anne baba olmak mutluluğu yakalamaya, sevgili dilini yeniden yakalamaya yetmiyor. Yetirilen sevgi, sevinç ve heyecan yerini çok çabuk sen ben diliyle kurulan tümcelere bırakmaya başlıyor.

Bunun doğal sonucu ayrılığın artık kapıda olduğunu anlıyoruz. Baba kısa zaman sonra ayrılığı dile getiriyor. Bütün bunun doğal olduğunu düşünebiliriz. Öyle de…

Buraya kadar olan hikâye için yazılmadı yazının başlığını. Asıl bundan sonrası için geçerli.

Ayrılıkta yaşananların burada da yaşandığını görüyoruz. Her kesim kendi haklılığını göstermek için, karşı tarafı suçlamaya başlayarak kendini ak sütten çıkmış ak kaşık gösterme çabası içine giriyor.

Ayrılan karı koca bir süre sonra kendi iç dünyalarında kendilerince yaptıkları analizlerde karşı tarafı suçlu ilan ediyor. Anlaşarak boşanan iki çift görüşmelerinde kelime aralarına gizledikleri iğneleyici sözcükleri kullanmaya başlıyorlar. Ve bu bir süre sonra aralarında inatlaşmaya yol açıyor. Zaten iyi olsa boşanır mıydım düşüncesi tüm benliği ve hareketleri sarıyor.

Şimdiye kadar sizde fark etmişsiniz ki, ayrılan iki kişiden bahsettim. Ancak bu konunun sadece ayrıntı kısmıydı. Ben size asıl olayın merkez noktasından bahsetmek istiyorum. O küçük melekten. Hani birbirlerine olan aşkları ile bir hayat boyu nefes almak isteyen dünyaya getirdiği melekten. Hani o gözlerini açtığında dünyada güven duyabileceği ve buna sonsuz hakkı olan küçük kız çocuğundan.

O kız çocuğu anne babasının değişmesini istemedi. Yanlarında güven ve huzur hissetmeye büyük hakkı olan bu çocuk anne ve babasını yan yana iken hep sinirli ve huzursuz hissediyor. Tartışma nedir onlardan, inatlaşmak nedir onlardan öğrendi. Artık beraber hiç parka gidemiyorlar, hani sinemaya beraber gideceklerdi? Okul müsameresinde neden annesi bir kenarda, babası bir kenarda durmuştu ki? O mu buna neden olmuştu? Hani ayrılınca bir şey değişmeyecekti? Çok şey değişmişti. Onun anne ve babası değişmişti. Neden babamı da çağıralım dediğinde, babası için kötü kelimeler duyuyordur? O kötü müydü gerçekten?

Bu listeyi uzatabilirim. Hatta sayfalar yetmez. Anneyi kötüleyen baba, babayı kötüleyen anne, iki saatliğine yan yana olmayı tahammül edemeyen anne babalar size sesleniyorum. UMURUNUZDA OLMASIIIN! Ne demişti, o yaptı, öyleydi, böyleydi… Sizin içinde listeler oluşabilirim. Ama ne kıymeti var? Çünkü bu yazıda olduğu gibi, eğer bir çocuğunuz varsa konu siz değilsiniz. Boşanmış olmanız size çok daha büyük sorumluluklar yüklüyor. Bir insan büyüyor, karakteri oluşuyor. Ne zaman biliyor musunuz? O kız çocuğunun düşündükleri ve talep ettiklerinin gerçekleşmediği esnada. Ne mi olur? O kız çocuğu güvensizliği, korkuyu, endişeyi ve inanın hoşunuza gitmeyecek birçok gelişimi, gerilemeyi sizlerin sayesinde yaşar.

O nedenle umurunuzda olmasın. Alın karşınıza bir zamanlar çiçekler aldığınız, elleriniz titreyene dek kurduğunuz hayallerinizin kahramanını. Ne olmuş? Olmadı ayrıldınız. Ama o günlerin saygısı, birbirinize verdiğiniz emek karşılığı ve o meleğiniz için olsun her şey. Kişiselleştirmeyin ilişkinizi. Özelleştirin. Sadece çocuğunuza özel bir ilişki oluşturun.

Yalnız çocuk büyüten bir anne olarak bu yazıyı yazma hakkını kendimde görüyorum. Yazılanların sonuna kadar arkasındayım. Bu yazının en geniş paragrafı inanın o çocuğun ne yaşadıkları ve ne yaşayamadıkları olurdu. Umarım siz o listeye hiç şahit olmazsınız.

Aile bir birliktir. Hiç olmadı bu birlik çocuk için inşa edilmeli.

 

Bunları da beğenebilirsin