TTE direnişi

Devrimci tutukluları ıslah etmenin ilk uygulaması ile Sıkıyönetim Mahkemeleri’nde yargılananların askeri cezaevlerine konulduğu, mahkemelerin askeri kışlalarda kurulduğu 12 Mart 1971 döneminde Ankara Mamak Askeri Cezaevi’nde karşılaştım. Cezaevindeki ilk uygulama, saç ve bıyık kesme ile başladı. Ardından “asker kişi” sayılarak adli tutuklu ve hükümlü askerler gibi asker elbisesi giymeye ve daha sonra da mahkemelere kravatla çıkmaya zorlandık. Bu nedenle açlık grevi, görüşe çıkmama, sayım vermeme türünden direnişler yaptık.

12 Eylül 1980 döneminde yine askeri ve özel tip cezaevlerinde kalırken bu kez tek tip elbise, askeri talim ve terbiye dayatmaları ile karşılaştım. Dayatmalara karşı, devrimcilerin uzun süreli açlık grevleri, ölüm oruçları, kendini yakma ve isyanlar şeklinde direnişler etkili oldu. Tutuklu ve hükümlü devrimcilerin artan sayısı dikkate alınarak yeni cezaevleri yapıldı ve cezaevlerinin fiziki yapısında değişikler oldu. Eski klasik askeri cezaevlerinden E Tipi ve F Tipi’ne geçilen bu dönemde “tek tip elbise” direnişi, TTE kavramıyla cezaevlerindeki siyasal mücadelenin temelini oluşturdu.

Şimdi cezaevlerinde üçüncü kez tek tip elbise, suç vasfını gösteren “yaka kartı” takma dayatması, görüş, avukat, kitap ve mektup yasakları daha yoğun bir şekilde uygulamaya konuldu. TTE’yi giymeyi reddeden veya kıyafete kasten zarar verenlere, ziyaretçi yasağı, mahkeme çıkarılmama ve hücre hapsi gibi disiplin cezaları hükme bağlandı. Bu uygulama 60 bin dolayında tutuklu ve hükümlüyü ilgilendiriyor. Bunların 50 bini 15 Temmuz Darbe Girişimi’nden tutuklu ya da hükümlü. 10 bini ise sol siyasal tutuklu ve hükümlüden oluşuyor. Devrimci ve demokratik mücadelede artan sayıları dikkate alınarak, bu kez kadınları da kapsayan TTE dayatması, cezaevlerinde direnişlerin ve ölümlerin yeniden yaşanacağı anlamına geliyor. Bunun farkında olan AKP, darbeden tutuklananların TTE giymeyi kabul edeceğini, böylelikle direnen devrimcileri tecrit edeceğini ve demokrat kamuoyunu bu sorunla uzun süre oyalayacağını hesap ediyor.

Erdoğan, yeni TTE uygulaması için Guantanamo’yu örnek gösterdi. 2002 yılından beri dünyanın en ağır işkence ve zulmünün yapıldığı Guantanamo bir cezaevi değil, uluslar arası hukuk kurallarının bile geçerli olmadığı bir esir kampıdır. Guantanamo’da tutulanlar ne savaş suçlusu ne de adi suçlu olarak tanımlanmıştır. Bu kampta CIA tarafından tutuklular üzerinde yoğun işkence ve psikolojik deneyler yapılmaktadır. Uluslararası insan hakları örgütleri ve demokratik kamuoyunun eleştiri ve protestolarına rağmen ABD 18 yıldan beri keyfi uygulamalarını sürdürmektedir.

Baskı ve terör uygulayarak devrimcileri ıslah etmeyi amaçlayan cezaevi infaz sistemi ve disiplin yönetmelikleri ABD kaynaklıdır. 1950’den itibaren cezaevi bina tiplerinden (A, B, C, D, E, F, H, K, L, M, T tipleri, ceza ve infaz kurumları yerleşkeleri) sosyal ve psikolojik denetleme biçimlerine kadar tüm uygulamalar, ABD’nin geliştirdiği bilimsel deneylere göre yapılmaktadır. 1970’li yıllarda yapılan gizli deneyler bu gerçeği göstermektedir: Işık ve ses yalıtımı olan, gündüzün ve gecenin fark edilemediği, dışarıdan hiçbir etkinin girmediği odalara konulan insanların dayanma ve itaat etme sınırı, bilim insanları tarafından izlenmiş ve sonuçta; deneydeki insanların kişiliklerini kaybettikleri ve dışarıdan yeni kişiliklerin empoze edilmesinin mümkün olduğu ortaya çıkarılmıştır.

TTE dayatmasının, tek devlet, tek millet, tek bayrak, tek adam, tek parti, tek inanç, tek mezhep, tek kültür, tek kitap vb toplumsal hayatın tüm alanlarına sokulmaya çalışılan tekçi anlayışın devamı olduğu unutulmamalıdır. Önümüzdeki günlerde Türkiye cezaevleri tarihinin en yoğun hak gaspları ve insan hakları ihlalleri ve bunun sonucu olarak da en kanlı direnişler ve ölümler yaşanacaktır. Bu nedenle dışarıdaki insanların içeride yaşananlara karşı duyarlılık göstermesi ve demokratik bir tavır alması önem taşmaktadır.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları