Totalitarizme karşı demokratik birlik

Sol ve sosyalist siyasal grupların birbirlerinden farklı faşizm tahlillerinden dolayı, soyut bir faşizm ve antifaşist mücadele söylemi üzerinden geçici uzlaşmalar yapılması, kalıcı ve anlamlı güç ve eylem birliklerini engelliyor. Bu nedenle çeşitli platformlarda bir araya gelen devrimci ve demokratik güçlerin faaliyetleri basın açıklamaları ve salon toplantılarından öteye gitmiyor. Geçmişte acı deneylerini yaşadığımız gibi sol sekter ve sağ teslimiyetçi anlayışlar geliştikçe ve birbirlerine karşı saflaştıkça anti-faşist mücadeleyi sekteye uğratıyor. Anı kurtarmaya yönelik bu eylemsizlik hallerinin aşılabilmesi için, somut koşulların somut tahlili anlayışıyla siyasal ve toplumsal koşullara uygun alternatif bir demokratik mücadele programı gerekiyor.

Bu bağlamda AKP-MHP totalitarizmine karşı OHAL’siz, KHK’siz, AKP’siz ve MHP’siz yeni bir dönemin demokratik hak ve özgürlük taleplerini özetleyen kısa bir mücadele programı hazırlanmalıdır. Bu demokratik programın özü, Türkçü İslamcı ittifaka dayanan başkanlık sistemine (tek devlet, tek millet, tek inanç, tek kültür, tek adam vb anlayışa) karşı bir alternatif olarak, özgürlükçü ve çoğulcu demokratik parlamenter sistem (çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı demokratik toplum ideali) olmalıdır. Böyle bir demokratik mücadele programı, yaşanmakta olan süreçten zarar gören tüm kesimleri, ulusal, sınıfsal, cinsel, etnik, kültürel ve inançsal düzlemde bir kulvarda toplayabilir.

Kendisinden önceki tüm iktidarlardan daha fazla milli güvenlik devleti ve ideolojisini benimseyen AKP’nin Türk tipi başkanlık sistemine geçiş sürecini, siyasal ve toplumsal bir alt üst olmadan yapması, devletin niteliğinden, oligarşik karakterinden, Türkiye’nin otoriter ve totaliter geleneklerden kaynaklanıyor. Türkiye gibi tarihsel ve toplumsal geleneklerinin etkisiyle erke/güce tapılan bir ülkede, iktidar olmanın veya mevcut iktidarlarla ittifaklar kurmanın avantajlarını ve bunu kullanmada gösterilen fütursuzluğun boyutunu iyi anlamalıyız. Türkçü-İslamcı ittifaka karşı çok yönlü mücadelede izlenecek kitle çizgisi, sınıfsal bakış açısı ilkesel bir önem kazanıyor.

Türkiye’nin özgür ve demokratik geleceğini yok etmek için yapılan totaliter bir rejime geçiş sürecinde siyasal ve toplumsal düzlemde demokratik siyaset ile totaliter siyaset anlayışları çatışmaktadır. Bu siyasal ve toplumsal saflaşmada insanların duygu ve düşüncelerini doğru bir şekilde algılamak kitle hareketinin gücüne, dinamizmine ve yaratıcılığına güvenmek, demokratik güçlerin başarılı olmasını sağlayacaktır. Bu nedenle şu ya da bu şekilde kurulmuş olan demokratik platformların bir kulvara yığılarak güçlerini tek bir hedefe yöneltmesi gereklidir.

Askeri darbe dönemlerini aratmayan uygulamalar, sıkıyönetimlerden daha yetkili mahkemeler, etnik, kültürel ve inançsal taleplere karşı baskıcı ve tekçi politikaların geçerli olduğu olağanüstü rejim koşullarında barış, demokrasi, adalet ve vicdan mücadelesini öne çıkarıyor. Geniş kitleleri tek bir hedefe ve demokrasinin yeniden kazanımına yöneltmek için, sol, sosyalist ve demokratik kesimlerde var olan önyargıların aşılması, güven ve dayanışma bilincinin pratik faaliyet üzerinden tesis edilmesi devrimci bir görev olarak algılanmalıdır. Bu mücadelede ana slogan “Birlikten kuvvet doğar” söylemi olmalıdır. Yasaklar ve fiili uygulamalarla demokratik hak ve özgürlüklerin iyice kısıtlandığı bu ortamda, bire bir, yüz yüze, dil dile sözel olarak insanları aydınlatma ve ikna çalışmaları yapılmalı. Bu bağlamda günlük yaşamda metroda, otobüste, dolmuşta, vapurda, kahvede, markette, işyerlerinde, apartmanlarda, sitelerde, mahallelerde, sokaklarda insanlarla empati yoluyla diyalog kurulmalı. Bu siyaset yapma tarzı, iktidarın yalan, yanlış ve abartılı bilgiler kullanarak halkın duygularını istismar eden kara propaganda tekniklerine karşı etkili olacaktır.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları