Tayyareci Xatun’dan, Xatun Ana’ya hakikat devri

1937 de Dersim soykırımı, ‘av ve bombandırman’ uçağı kullanması için Rusya’da eğitilmiş, halk arasında tayyareci olarak adlandırılan genç bir kadının, göklerden Dersim hava sahasına girmesi ile başlar. Genç kadın ‘istikbal göklerdedir’ şiarı ile yetişmiş, M. Kemal’in evlatlığı, yeni Cumhuriyetin kadın sembolü, yaşamı sırlarla dolu Sabiha Gokçen’dir, namı diğer XATUN Sebilciyan.

I Dünya savaşı Mezopotamya bölgesinin ve aslında kısmen de dünyanın bütününü kapsayan ‘Samsara’nın yeniden düzenlenmesini amaçlayan kanlı savaşlara şahit oldu. Hemen her yüzyılda dünyanın yeni biçimlenişi masalarda planlanırken, aşağıda halkların yazgısı hakkında da ciddi kararlar alınır, bir önceki devirlerin hesabı çıkartılır, dünya yeni dönemine hazırlanır.

Dünyanın yapı taşları sistemler, rejimler, aktörler, ekonomi vb her şey geçtiğimiz yüzyılın başlarında peşpeşe değişti. Osmanlı’da bu değişimden payını aldı. Köhneleşmiş, hantallaşmış sistemi, yüzyılın ilk çeyreğinde görevini tamamlamıştı. Lakin Türklerin Anadolu coğrafyasında ki varlığına olanak sağlayanlar önem veren uluslararası unsurlarında desteği ile Osmanlı devleti, Türkiye Cumhuriyetine evrildi. Daha minimal ve mütevazi topraklara sahip olan, altına imza attığı uluslararası anlaşmalarla kendisinden başka kimseyle ilgilenmeyeceğine söz veren yeni yönetim, Türkiye’yi Batının siyasal ve ekonomik sistemine entegre ederek yeni rejimini kurdu.

Bu arada gelecekte sorun olması beklenen, risk oluşturan eski yerleşik halklardan kim varsa tamamı, önce Osmanlı eliyle, ardından Türkiye Cumhuriyetinin kurucu unsurlarınca bir bir yok edildi. Osmanlının neredeyse tüm diplomatik işlerinde aktif görev alan ermeni aydınları ve halkı bir soykırımla tasfiye edildi. Eski devletin işi olarak uygulanan bu sürece yeni devletin kurucu unsurları seyirci kaldı yada öyle olmaları sağlandı.

Cahil halkın toprak, para, kadın vb. motivasyonlar ile sokağa insan avlamaya salındığı bu evrede, devlet militarist yapısı ile, katliamın uygulayıcısı olmanın yanı sıra, sürgünde yönetmiş, yüz yıl önce bir buçuk milyon insan, sırf yeni düzende rol almasınlar diye yok edilmişti. Ermenileri diğer Hristiyan gruplar izlemiş ve bu topakların en eski halklarının varlığına soykırım uygulaması ile son verilmişti. Cumhuriyet bu soykırımların temizlediği topraklar üzerinde inşa edildi. Aslında Cumhuriyet İngiliz, Fransız Yunan ve Rus orduları ile savaşması bir yana, sonuçları bakımından asıl büyük savaşı, kurulduğu toprakların kadim halklarına karşı vermiş, küçülen Anadolu topraklarında Türk İslam (Sünni) ittifakı, ve kendisine Türk diyenleri kapsayan yeni devletini kurmuştu. Bu devletin kuruluşu sırasında görüşmeler yaptığı ve kısmen desteğini aldığı Kürtler, Zazalar ve Kızılbaşlar ise Cumhuriyetin kuruluşunun ardından icra ettiği zulmün kurbanları olmuştu.

Yeni rejim, Mustafa Kemal önderliğinde bir takım reformlar yaparken, uygulamada geçmiş devletin taşıyıcı kolonları olan az sayıda Ermeni’den, Yahudi’den, Kızılbaş’lardan vb farklı alanlarda yararlandı. Önce onları çağın yeni geliştirdiği kodlama sistemine uygun olarak kimliklendirdi, şahıs şahıs soyadları ile yeni yazgılarını yazmaya çalıştı. Aslında kendi meşrebince feleğin çarkını yeniden çevirdi. Bunu yeni rejimin coğrafi alanının bütününde yaydı, mekan isimlerinden göl, dağ, deniz vb. ne varsa yeniden adlandırdı. Samsara’ya kendi biçimini verdi. Dersim’e Tunceli dedi… ve sonuçta yeni dizayn edilen dünyanın Anadolu kısmında, kadim halklar, kutsal mekanlar, doğa isimler ve sayılarla yeniden kodlandı.

Hatun Sebilciyan

İşte o sürecin ürünü genç çocuklardan Xatun Sebilciyan, çocukluğunun ilk yıllarında Mustafa Kemal’in evlatlığı olarak seçilen çocuklardan biri olmuş ve daha sonra da Türkiye Cumhuriyetinin kadın sembolü olarak hayatının sonuna kadar ağır bir yükün altında yaşamıştır. Kendisine verilen Sabiha ismini 1934 yılında ki soyadı kanunu ile GOKCEN izlemişti.

Xatun Sebilciyan’ın yeniden düzenlenen yaşamı, gök kuşu, Türk kuşu Tomris olarak, Türkiye Cumhuriyetinin son büyük soykırımının başlatıcısı olmakla kendisini mükefatlandırır. Kodlanamayacak, dönüştürülemeyecek hiçbir şey yoktur düsturu ile hareket edilerek, bir insandan bir halka yeniden kimliklendirme yahut amiyane tabirle asimilasyon projesi Cumhuriyetin en birincil projesi olmuştur.

1930’lardan itibaren Dersimde M. Kemal tarafından görevlendirilen istihbaratçıların yaptıkları çalışmalar ve sundukları raporlar sonucunda, nihayet gerekli bilgi edinilmiş ve harekat için uygun zaman belirlenmişti. Oysa ki Cumhuriyet kurulmadan önce rica minnetle desteği alınan halk olan Dersimliler, Cumhuriyetin kurulmasının da aktif destekçileri idi, kuşkusuz kendilerine verilen sözler karşılığında. Mecliste mebusu bulunan Lozan’a kadar rol alan Dersimliler, Cumhuriyetin kendilerine verdiği sözleri tutmaması ve mebuslarını idam ettirmesi gibi nedenlerle yeni rejime biat etmemişti. Aslında yalana hileye biat etmemişti. Tabi yeni rejim açısından tehlikeli görülen ne varsa yok etmek, ettirmek prensibi Dersim’de de devreye girmiş ve Kızılbaş, Alevi 100 binin üzerinde insan öldürülürken, geri kalanı da sürgün edilerek Türkleştirilmeye ve Sunnileştirilmeye çalışılmıştır. Bugün CHP’nin hali hazırda güçlü olmasınında ana faktör olan Aleviler, kendilerini yok eden bir sistemin kurucu partisini, resmen korumaktadır, hatta gelinen aşamada bir zamanlar kuruluşuna emek verdikleri sonrada katledildikleri Cumhuriyeti korumaktadırlar…

‘Aşağıda canlı cansız ne varsa bombalayorduk’ sözleri ile yaptığı işi zevkle anlatan Sabiha da benzer bir zihin programlanma sürecinin kurbanı olarak Cumhuriyetin kadın sembolü olurken, Xatun yanını da sürekli içinde saklamak zorunda kaldığı bir sır olarak beraberinde taşır. Ermeni bir yetim çocuğudur Cumhuriyetin Türkleştirerek Dersim halkı üzerine saldığı Xatun…

Cumhuriyetin Dersimle sınavı Xatun Tuğluk

1937- 2017, aradan geçen 80 yılın ardından, hakikatinden hayatı pahasına kopmayan başka bir Xatun’un hikayesi gündeme geldi. Dersimli ana Xatun Tuğluk, Cumhuriyetçilerin yahut ulusalcıların yarattığı ilizyonun AKP ile yeniden yükselmesine paralel bir süreçte vefat etti. Cenazesi parasını vererek aldığı mezar yerinden çıkarılarak, 80 yıl önce sürüldüğü topraklarına geri gönderildi. Mezar yerini basan ne oldukları, nereden geldikleri kim oldukları bilinen bir güruh, ‘burası ermeni mezarlığı değil’ diye başlayan saldırılarına polisin korumasında ki hoyratlıkları eklendi. Bunlar Cumhuriyetin yüksek milli değerlerle yetiştirdiği ve AKP’nin yüksek dini değerlerle devşirdiği orta model Türkiye insanıydı. Bu insanlar Xatun anayı Ankara’da görmek istemediler. Xatun Ananın Ankara’da parası ile satın aldığı mezar yerini kendilerine mülk bildiler.

Ve Xatun ana yola çıktı, ana vatanına doğru. Dün işgalciler tarafından zavallı bir Ermeni yetim çocuğundan devşirilmiş savaş pilotu Xatun ile açtıkları Dersim kapısını, bu kez Ankara’dan ana vatanına kovdukları Xatun Ana ile kapattılar. İlizyon bozuldu. Yalandan demokrasi, yüceltilmiş Cumhuriyet hikayeleri bozuldu.

Kürt, Zaza Kızılbaş Xatun ana benliğini kimliğini yitirmedi ve devşirilmedi. Xatun Ana Dersim’den başlayarak Türkiye halklarına açıkça hakikati hatırlattı. 1937 \ 38’in en onurlu ailelerinden birinin kızı olan, Seyyit Rıza ile birlikte asılan Kamber ağa ve Fındık Ağa’nın torunu ve yeğeni olarak o insanların yüce mirası ile birlikte yaşayan Xatun Ana, sistemin oyunlarına karşı ayakta durmuş, asimle edilmeye çalışılan kültürünü ve benliğini ise yıllara yayılan mücadelesiyle korumuştur. Teslim olmamıştır Xatun Ana, ailesininde onurlu geleneğini üstlenerek teslim olmamıştır… Sadece kendisi değil evlatlarını da teslim etmemiştir yalanla inşa edilmiş kumdan kalelere. Özgürlük bilinci ile yetiştirmiş, özgürlükten korkmamalarını öğütlemiştir. Evlatlarından bir oğlu Kürt Hareketi içinde mücadele etmiş cezaevinde öldürülmüş, kızı ise HDP milletvekili iken verilen sözlerin tutulmadığı klasik geleneğin sonucunda, diğer vekil arkadaşları ile birlikte tutuklanmıştır, hatta cazaevinden özel izinle katıldığı cenazenin Ankara’dan Dersim’e yolculuğuna da tanık olmuştur.

Sonuç niyetine;

Kaderi feleğin tesiri ile kurgulanmış bir hayat olarak yaşamaya mahkum edilen Xatun Sebilciyanın, Sabiha’ya dönüştürülerek Dersim üzerinde örttüğü zulüm perdesi, Xatun Ana nın Dersim’e naaşının getirilmesi ile tesirini yitirmiştir. İlizyon bozulmuştur. Xatun düğümü çözülmüştür. Devir hakikat devridir. Bu devrin Samsarası, kurmaca hayatların vizyonunda yönetilen yalandan hikayeleri aşikar edecek ve yalanı yargılayacaktır.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: