Su kirliliğine genel bir bakış

Yaşamın olmazsa olmazı su kaynaklarının azaldığı ve giderek kirlendiği bir dönemi yaşıyoruz. Yer altı suları azalırken, akar sular ve denizlerinde hızla kirlendiği bir dönemi yaşıyoruz.

Su kirliliğinin insanlar ve çevre açısından sonuçlarını kısaca irdeleyelim.

Su kirliliği, hayatımızı her geçen gün daha fazla tehdit eder hale geldi. Şehirleşmeyle birlikte hız kazanan su kirliliği, sulak alan yaşamının yanı sıra insan hayatını da olumsuz yönde etkilemeye devam ediyor. Su kirliliğinin her çeşidi, kirliliğin olduğu yer ve çevresinde yaşayan tüm canlılara zarar verir, türlerin ve biyolojik toplulukların yaşamlarını tehdit eder.

Araştırmalar, su kirliliğinin milyonlarca yaşamı birebir etkilediğini ortaya koyuyor. Su kirliliği yalnızca çevreyi ve insanoğlunu etkilemez, aynı zamanda ekosistemdeki dengeyi de bozar. Ekosistemdeki dengenin bozulması ise canlı yaşamını tehdit eder, hata yok eder boyuta ulaşır. Bulundukları alanlara göre sulardaki kirlilik kısaca şöyle açıklanabilir:

 

Yüzey sularındaki kirlilik:

Yüzey sularındaki kirliliğin temel nedeni şehirleşmedir. İnsan kökenli kentsel ve endüstriyel atıklar suyoluyla taşınır. Bu suyun kullanılmasıyla birlikte kusma, böbrek ağrısı ve yine böbreklerde hayati rahatsızlıklar meydana gelir.

Yüzey sularındaki kirliliğin çevreye ve doğaya etkileri ise çarpıcıdır. Toprağın tüm verimliliğini ve kalitesini etkiler. Kirliliğin büyük boyutlara ulaşması sonucu oluşan tortular, suda yaşayan canlılara güneş ışığının ulaşmasına engel olur. Güneş ışığından mahrum kalan bu sualtı canlıları ölür. Sudaki kirlilik nedeniyle oluşan geniş tortu kümeleri balıkların solungaçlarını tıkar, organizmaların ise yaşamasını imkânsız hale getirir. Bu alandaki canlı yaşamının sonlanması demek doğal yaşam dengesinin bozulması demek olur.

Yer altı sularındaki kirlilik:

Dünyanın tatlı su kaynaklarının yaklaşık yüzde 22′si yer altı sularından oluşur. Yer altı suyunun kaynakları yağışlar, okyanuslar, ırmaklar, göller, bataklıklar, yapay gölcükler ve su arıtma sistemlerinden oluşur.

Yer altı sularındaki kirliliğin insan sağlığı üzerinde uzun döneme yayılan etkileri vardır. Arsenik kirliliği, kusma, ishal, uzun dönemde ise cilt ve akciğer kanserine neden olabilmektedir. Kimi zaman bu kirlilik zehirli alglerin sayılarının artmasına neden olarak su yaşamını çarpıcı şekilde değiştirir. Örneğin, balıklar ve su altı bitkileri ölmeye başlar. Bu alandaki doğal yaşam dengesi de bu yönde bozulmaya başlar.

Termal sulardaki kirlilik:

Termal kirlilik, çevre suyunun sıcaklığını değiştiren herhangi bir işlemin suyun kalitesini ve oksijen taşıma kapasitesini düşürmesidir.

Termal su kirliliğinin en önemli unsuru olan fabrikalar, suyu soğutucu olarak kullanır ve ısınan suyu tekrar doğaya bırakırlar. Bunlar Çimento sektörü, Seramik sektörü, Jeotermal Enerji Santralleri, Termik Santraller vd. saya saya bitmez.

Isınan ve kalitesi bozulan su daha az oksijen taşır ve su canlılarına zarar verir. Termal su kirliliği ekosistemin dengesini de bozar.

Suda yaşayan organizmalar belli bir sıcaklık derecesine uyum gösterirler. Bu derecedeki düşüş ve yükseliş, yaşamlarını tehdit eder. Buna “termal şok” adı verilir. Termal Şok ise o tür mikro organizmaların yok olması demek olur. Termal suların karıştığı sularda oksijen miktarı hızla azalır. Oksijene ihtiyaç duyan organizmalar ya yok olurlar. Ya da alan değiştirirler.  Oksijensiz ortamda veya daha az oksijene ihtiyaç duyan canlıların kütlesel çoğalması süreç içinde çürümelere neden olur. Bu organik çürüme doğal dengenin daha çok bozulmasına neden olur. Bu alanlardaki tüm canlı yaşamı yok olma noktasına gelir.

Tarımsal kirlilik:

Tarım ürünleri üretiminde kullanılan gübre, zirai ilaç ve diğer faktörler insanlar ve çevre üzerinde olumsuz etkiler yaratır.

Örneğin yaygın olarak gübrenin içinde bulunan kadmiyum, ekinler tarafından emilir. İnsanlar bu ekinlerden yapılan ürünleri tükettiğinde ishal, çeşitli böbrek rahatsızlıkları ile karşı karşıya kalırlar.

Cıva, arsenik gibi ağır metaller, kandaki hemoglobin seviyesinde düşüşe neden olur.

Yağmurlar ve sulama ile tarımsal ilaçlar toprağa karışır. Toprağa karışan bu ağır metal olarak ta adlandırılan ilaçlar, suya karışarak suyoluyla bitkilere, bitki ve sebzeler aracılığıyla da bize ulaşır.

Endüstriyel su kirliliği:

Fabrikalar ve endüstriyel işletmeler, üretim işlemi sırasında, ağır metaller ve çeşitli kimyasallarla dolu, toksit ve kullanmış su ortaya çıkarırlar. Bu su, endüstriyel su kirliliğinin kaynağıdır.

Ne yazık ki, bu suyun büyük bir kısmı herhangi bir işlem ve sağaltımdan geçmeden su kaynaklarına geri verilir. Endüstriyel kirliliğe uğramış suyun kullanımı, insanların sinir sistemini etkilediği gibi iskelet sisteminde deformasyona neden olur.

Endüstriyel anlamda kullanılan suyun, doğal su kaynaklarına karışmasıyla sudaki ısı değişir. Oksijen seviyesi düşer. Suyun flora ve faunası zarar görür. Bu aşamadan sonra bu sular uğradığı her çevreye ölümcül zararlar verir.

Kısaca insan eliyle kirletilen sular, toprağı da, içeceğimiz kaynak sularını da, tükettiğimiz her türden sebze ve meyveyi, soframıza gelen ete de geçmekte ve bizlerde onları tüketirken yavaş yavaş her tür hastalığa davetiye çıkarmış oluyoruz. Bu durum en açık şekliyle Büyük Menderes ırmağındaki ağır metal kirlilikle açıklanabilir. Büyük Menderes havzasındaki hem yüzey suları hem de yer altı suları ileri derecede ağır metal kirlilik taşımaktadır. Havzada bu sularla sulanan her tür sebze ve meyveye bu ağır metaller geçmektedir. Özellikle de Kadminyumdur. Kadminyum kansere en çok neden olan bir ağır metaldir.

Bunları da beğenebilirsin