Sırat Köprüsü

“Köprüden geçerken nefesini tut, en küçük bir nefes bile büyüyü bozar…”
Ruhların Kaçışı

Spirited Away / Ruhların Kaçışı, Japon yönetmen usta Miyazaki’nin animasyon serisinin en etkili filmlerden biridir. Oskar almaya hak kazanan ilk animasyon film olarak popüler kültür arşivimize kaydedilmesi bir yana film, kadim öğretilerin hemen hepsinde yer alan madde dünyası ile ruhlar aleminin buluştuğu yerin tasviriyle, arketip olarak ruh dünyamızda mevcut olan bir seyrin içine çeker bizi.

“Küçük kızımız Chihiro’nun öyküsüdür karşılaştığımız. Chihiro ve ailesi, taşınmak üzere yola çıkmışlardır. Büyüleyici ve ürütücü eski orman yolundan ilerlerken, karşılarına çıkan tünelden geçip, terk edilmiş kasabaya varmalarıyla filmimiz başlar.  Babasının merakı ile kendilerini neyin beklediğinden habersiz, ilerledikleri tünelin sonunda, enfes yemeklerin bulunduğu, fakat çalışanların olmadığı lokantaya gelirler.  Anne babasının oburca yeme içme hallerinin, onları domuza dönüştürdüğünü gören Chihiro, bu durumu çözmek için karşısına çıkan bir köprüden geçerek ruhlar alemine karışır.  Köprü, iki alemi birbirine bağlayan bağdır.

Chihiro’nun öyküsü tüm kadim öğretilerde yer alan, kıtaları yahut dünya ile ahiret arasını birbirine bağlayan köprü metaforunu içerir aslında. Altından nehir geçen ve Chihiro’yu bir taraftan diğer tarafa geçirecek olan köprü, kadim öğretiler ve kitabi dinlerin tamamında fiziki dünya da veya maneviyatta; bir halden diğerine geçiş sırasında aşılması gereken yola, yahut bir yeri ötekine bağlayan yapıya verilen isimdir. Sırat Köprüsü (Sıratal Mustakim), Drama köprüsü, Berzah alemi yahut misal alemi ve geçişler bize en yakın gelen mana alemindeki tanımlarıdır. Berzah kelimesi, aslında iki şey arasındaki engel veya vasıta anlamına gelmektedir. “Berzah ifadesi Kur’ân-ı Kerimde üç yerde geçer. Birincisi “iki deniz arasında perde olduğunu ve suların birbirine karışmadığını” ifade eden ayette; (Rahman, 55:10-20) yine “tatlı ve tuzlu suların aralarında bulunan görünmeyen berzah, yani perdenin olduğunu” ifade eden ayette; (Furkan, 25:53) bir de “ölümden sonra ba’s olunduğu güne kadar ruhların kalacağı yeri” ifade eden ayette (Mü’minun, 23:99-100) geçmektedir.”

İki deniz tanımlaması, tatlı su ve tuzlu suyun birbirine karışmamasını sağlayan perde (engel) vasıta aslında Zerdüşizm de geçen iyi ve kötü arasında ki uzlaşmaz ve zorunlu mücadeleye de benzemektedir. Zerdüşizme göre; “Başlangıç’ta, ‘hayat ile hayat olmayan’ arasında seçim yapma özgürlüğü bulunan iki ruh karşı karşıya gelmiştir. Bu ilk seçim, iyilik ve kötülük ilkeleri’nin kaynağı’dır. Adalet ve hakikat’in egemenliği iyilik ilkesiyle, yalan’ın egemenliği ise kötülük ilkesi’yle ilişkilidir.

Kendi iradeleri ve kararları ile iki karşıt ilke’ye dönüşen iki ruh’u da Ahura Mazda yaratmıştır… Buna göre, zaman’ın başlangıcı’nda dünya, biri iyi’nin, öteki kötü’nün egemenliği altında bulunan iki alan’a bölünmüştür. Her insan, bunlar arasında bir seçim yapmak zorundadır; kendi iradesi doğrultusu’nda ya Bilge Tanrı’yı ve o’nun egemenliğini ya da yalan ülkesi’nde hüküm süren Ehrimen’i seçecektir…” **

Yaşam, her an bir seçim yahut tercih ile biçimleniyor. Sırat köprüsünün de tarifinde kullanılan, yolun “kıldan ince, kılıçtan keskin” oluşu, aslında madde dünyasına gönderilen ruhların, tercihleri ile yaşamlarını şekillendirmelerine de bir örnektir. Kişinin özgür iradesi ve bilincinin şekillenmesinde, gözünün önündeki perdelerin kalkması ve ruhsal hakikate erişmesi bu dünyada ki tercihleri ile mümkündür. İrade ise madde dünyasının yanıltıcı yükünden insanı kurtaran yahut mücadelesine kuvvet veren kılıcın kendisidir. Alevi literatüründe Zülfikar’ın yani iki uçlu kılıcın uçları akıl ve vicdan ile yol alınmasını işaret ederken bir yandan da irade ile kullanıldığında kişiyi her alemde var olacak hakikat mevcudiyetine taşıyıcı gücü temsil eder. “Kıldan ince kılıçtan keskin yol” işte bu akıl, vicdan hakikat iradesi ile birlikte değerlendirilmelidir. Zerdüşizm de bu durum ruhların geçeceği köprü “Karşılık Köprüsü (Çinvat Peretu)” olarak tanımlanır. Yargıları tamamlanan ruhlar, iyi ise sonsuz mutluluk ve nur ülkesi’ne, kötü ise zulumat ülkesi’ne gönderilecektir.”

“Adem Köprüsü” olarak bilinen, Hindistan ve Sri Lanka’yı birbirine doğal biçimde bağlayan 48 km lik doğal köprü, “Hint efsanelerine göre Ramayana destanı kahramanı Rama tarafından yapılan dev bir geçidin kalıntısıdır; Rama’nın bu geçidi, kaçırılan karısını kurtarmak için ordusunu Seylan’a geçirmek amacıyla yaptırdığı söylenir. İslam içindeyse Adem’in cennetten kovulup dünyaya varması ile birlikte, bu köprüden geçerek Adem tepesine ulaştığı ve tövbe etmek için orada bin yıl süreyle tek ayağının üstünde durduğu anlatısı yer alır.” Dolayısı ile köprü bir kez daha bir alemden diğerine geçiş, kötülükle mücadele yahut hesap verilen yere gidilen yol gibi tasvir edilmektedir.

Türkiye, son birkaç yıldır değişik köprü projelerini gündemine alıyor, tartışıyor. Bir dönem Yavuz Sultan Selim Köprüsü öne çıkan tartışma, bugün “1915 Çanakkale Köprüsü” ile gündemde. Projeler genel planda Marmara Denizi’nin etrafında bir ring (halka) oluşturmayı da amaçlıyor.

Başbakan Binali Yıldırım’ın yaptığı bir konuşmada değindiği, geçilmezi geçilir kılan köprü projesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu efsanelerinden olan “Çanakkale geçilmez”’in “geçilir”’e çevrilmesi öyküsüne dönüşüyor. Günümüzde Asya ile Avrupa’nın yahut özel de Türkiye ile batının ilişkilerinde ki gözlemlenen ciddi gerilimler ve oluşturulan politik mesafeleri, yapılan köprüler giderebilir mi?

Truva savaşın’dan beri sebebi anlaşılamayan bir husumetle ayrı düşen “Avrupa’yı Asya’ya dördüncü kere kıta aşan bir proje ile bağlamış” olma önermesi reel yaşamda kopan bağları kurabilecek hakikate sahip midir? Gelibolu ile lapseki arasında yer alacak köprü gönülleri, ruhları birbirine bağlayabilecek mi?

Mart 2016 tarihinde dönemin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Binali Yıldırım tarafından, “Çanakkale 1915 Köprüsü, kuleler arası açıklığının Cumhuriyet’in 100. yılına uyumlu olarak 2023 metre olacağı ve 2023 senesine kadar hizmete gireceği” açıklamasıyla kamoyuna aktarılan köprü ile iki deniz arasında ki perde kalkıyor mu? Zahir ve batın alemde iki dünya birleşiyor mu? Halka hakikat meclisine dönüşüyor mu?

 

Fetih insanlık alemi için Behzar aleminin fethidir. Geçilmezi geçilir yapacak tek şey oluşun iradesine teslim olmak, tasavvufta sıkça dile gelen “ölmeden ölmek” olarak görülebilir. Hanların, sarayların, inşa edilen kentlerin, köprülerin binyıllardır insana kendisini geliştirecek bir argüman sunmadığı aşikardır. Önce, evrensel planda kötülüğün aşılması gerekmektedir.

 

“Hakikatin yalan, yalanın da hakikat gibi göründüğü bir dönemeçteyiz şimdi. Her açıklama, her haber, her düşünce daha önce kültür endüstrisinin merkezlerinde biçimlendirilmiş olarak geliyor bize. Böyle bir ön- biçimlendirmenin tanıdık izini taşımayan şeylerse inandırıcılıktan yoksun bulunuyor, çünkü kamuoyu kurumları ortaya sürdükleri her şeyi bin türlü olgusal kanıtla ve topyekûn iktidarın el koyabildiği her çeşit makullük aylasıyla donatabiliyorlar. Bu türden basınçlara direnen doğrular, imkânsız görünmenin yanında, kültür endüstrisinin son derece yoğunlaşmış yayım aygıtıyla yanşamayacak kadar da güçsüz kalıyor.” 
Theodor W. Adorno – Minima Moralia

 

 

 

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: