Sin Geç Köprünün Açılışı, 1937 DERSİM

 

17 Kasim 1937’de Dersim‘e medeniyet götürmek amacıyla açılan köprü, Sin Geç köprüsüydü. Bu köprü Adem köprüsü, Sırat Köprüsü (Sıratal Mustakim), Drama köprüsü, “Karşılık Köprüsü (Çinvat Peretu) gibi tarihte bir yerden diğerine geçmek için kurulan bağı simgeleyen efsanevi köprülerden biri olarak inşa edilmişti. Hatta kendisini anlatmak için resmi olarak kullanılan tanımlama;

“Bu köprü Osmanlı devrinden beri hiçbir eser yüzü görmeyen Tunceli çevresinin, Cumhuriyet Hükümeti tarafından yapılan ilk büyük bayındırlık eseridir. Bu köprü Fırat Nehri üzerindeki Pertek ve Gülüşkür Köprüleri ile beraber 30 Mart 1937 tarihli sözleşme ile Aral İnşaat Şirketine ihale edilmiş ve Şirket tarafından vaktinden önce bitirilmiştir. İhale bedeli 29.419 liradır.”

Aslında Dersimde bilinen en eski tarih, on bin yılı bulmaktaydı ve ordaki gerçek medeniyetler  kendi yapılarını zaten üretmişti. Keşiş mekanları, Urartu kaleleri, Zerdüşt tapınakları, bilinen ve bilinmeyen onlarca Vang vb pekçok taşınmaz kültür envanteri orda inşa edilmiş, çoğu zaman doğasının güzelliğine uyum sağlayacak görkemli taş yapıtlar olarak inşa edilmişti. Her yapının bir sureti, anlamlı estetiği vardı, ta ki Tunceli adına medeniyeti getirmek için yola çıkanların yaptığı Sin Geç köprüsüne kadar. Dersim kendi tarihinde, o kadar kirli ve çirkin bir betonarme yapı ile hiç karşılaşmamıştı.

Medeniyeti getirenlerin köprü açılış törenleri, Süleyman Mabedini (tanrının yeryüzündeki evi)  inşa eder gibi bir algıyla,tuhaf seronomilerle gerçekleşti. Öyle ki geçmiş zamanda bir mekanın açılışına verilen kurbanlar burda da verildi. Medeniyet adına açılan Sin Geç köprüsü önce kurbanlarını aldı, ardından kurdela töreni eşliğinde sahipleriyle buluştu.  Bu ritüele, Atatürk‘ün beraberinde, Başvekil Celal Bayar, Dahiliye ve Nafia Vekilleri, orgeneral Kazım Orbay, Umumi Müfettiş Korgeneral Alpdoğan ve diğer zevatta katıldı. Hepsini Dersimliler çok iyi tanırdı… Aslında Dersim‘e Tunceli ismini yakıştıranlarca, giremedikleri bir coğrafyaya girmenin, tasarlanmış bir ritüeli gibiydi Singeç köprüsünün açılış töreni…

“Yolda Muratsuyu üzerindeki eski köprüden geçilerek eski Pertek kalesinin bulunduğu saha önünden Hozat deresi üzerinde inşa edilmiş olan beton köprüye gidildi ve Türk tekniğinin yüksek bir eseri olan bu köprünün kurdelesi bizzat Atatürk tarafından kesilmek suretiyle küşat resmi (açılış töreni) yapıldı. Bu köprünün eski adı Soyungeç ve Sungeç olduğu hakkındaki bilgi üzerine Atatürk dilimize söylenişi en kolay şekli olan Singeç adı verilmesini uygun buldular.”

Herşey külliyen yalandı, köprü açılışı doğruydu ama gerisi yalan… Öncelikle Sin ismi, Dersim‘in en iyi bilinen ve önemsenen bölgelerinden birinin adıydı. Milleti Gun denen eski milletin isimlerindendi.  Sin bölgesi Xozat Ovacık arası dağılık yolu birbirine bağlayan bölgeydi. Seyit Rıza‘nın Kırgan aşireti ile sorun yaşadığı ve iç çatışmanın başladığı ilk yerdi aynı zamanda. Seyit Rıza özelinde yakın çevresi tarafından uğradığı ihanetinde ilk aşikar olduğu yerdi. Yaşanan sorunlar Seyit Rıza ile başlayan, daha sonra Alişer ve eşinin uğradığı ihanetle yükselişe geçen bir dönemin nefsi alım satımlarıydı. Köprüyü yapmadan evvel Dersim içine yerleştirilen istihbaratçılar, insanları satışa çıkartıcak planlar yapılmış ve ihanet virüsü kadın, para, toprak, felekle hayat pazarlığı derken bir kısım Dersim‘lilerin içine yerleştirilmişti.

Hem içerden hem dışardan ihanet sonucunda yakalanan Seyit Rıza ve arkadaşları,  14 Kasım‘ı 15 ine bağlayan gece, köprünün açılışından tam 2 gün evvel, bir hafta sonu, cümbür cemaat bir ekip tarafından Buğday Meydanı‘nda asıldı. Kan dökülmesi yasak vakitler olduğundan, kurbanlar kansız verildi. İşte o köprünün açılışını yapan ekip adına, idam gecesi Seyit Rıza‘nın yanında İhsan Sabri Çağlayangil vardı.

Yargı öylesine yargısızdır ki…

14 Kasım‘ı 15 Kasım 1937 ye bağlayan gece, Türkiye Cumhuriyet‘inin eksizsiz doğumu için yan yana gelmiş devlet görevlileri, Elazığ Buğday Meydanında, hazır nazır beklemekteydi.

Bir hafta sonuydu. Devletin çiçeği burnunda kurumları, Ankara‘dan izin almaksızın su bile içemezken, Ankara’nın gizli ve kesin emriyle,  hız ve telaş içinde olmazı olmaz yaptırıp, yataklarından evlerinden hakim ve savcıları kaldırıp,  Dersimin halk önderlerinden Seyit Rıza ve beraberinde 71 kişiyi yargılayarak, aralarından bazılarına idam hüküm vermişlerdi. Yargılama ve sonrasının hızı Mustafa Kemal‘in Ankara’dan Elazığ üzerine yol aldığı treninin hızına ayarlıydı. Tren Elazığa varmadan hüküm verilmeli, M. Kemal olan biteni görmeden, fakat her aşamasından haberdar esas yargı makamı olarak,  gerçekleştirdiği bu davadan yine bertaraf etmeliydi. Öyle de oldu, 14 Kasım gecesi, bir Ramazan vakti kurulan mahkemede, baykuşların tanıklığında Buğday meydanı, yargısız Cumhuriyete ev sahipliği etti. Uzun zaman Dersim katliamında M. Kemal‘in asli rolü inkar edildi, Türkleştirebildikleri Dersimlilerle ehveni şer ilişki kuran devlet, Türkleştiremediklerini yeniden tehdit gördü.

Yargı vakitleriydi. Cumhuriyetin kurucuları, yola çıkarken dağıttıkları mavi boncukları, baskı ve şiddete dayalı eylemlerle bir bir geri toplanmış, olaylara ilişkin belgelenmesi gerekenleri, kendi cümleleri ile tarifleyerek resmi tarihin sayfalarına iliştirmişti. Gerideyse bir tek biat etmeyen Dersim kürtleri kalmıştı. Çevre çeper temizliğini Osmanlı‘dan başlayarak gerçekleştiren İttihat Terraki, Cumhuriyet kurulurken yaklaşık iki milyon insanı, bir biçimde kendi topraklarında katliama ve sürgüne uğratmıştı. Bütün kötülüklerin icraatını ise neyi düğü belirsiz ara yönetimin sırtına yıkarak, yeni kurulan Cumhuriyeti ve asli kurucularını günahtan muaf tutmuştu. Sanki herşeyi yapan İttihatçılar ve Osmanlının çöküş dönemi yöneticileriyken, Cumhuriyet onların hepsine rağmen açılan tertemiz bir sayfa, kurucuları ise o kirli işlere hiç bulaşmamış temiz yüzlerdi. Bu hikayeninse aşil topuğu Dersimdi. O nedenle Dersim meselesi geç olsun ama güç olmasın yaklaşımı ile ortada bırakılmıştı.

Kraliçe arı avı;

14 Kasım gecesi, Elazığ‘da Buğday meydanında infazı gerçekleştirilen 7 insanın hikayesinde, o dönemin devlet adına gözcüsü, İhsan Sabri Çağlayangil‘di.  Çağlayangil bu süreci anılarında da ele almış, bununla da kalmayarak Kemal Kılıçtaroğlu ile yaptığı bir roportajda, bu süreci anlatabildiği kadar anlatmıştır.

Anılarını yazdığı kitabında, Buğday meydanı idamı ritüeli ve özelde Sezit Rıza‘nın cesaretini dile getiren Çağlayangil, hemen ardından Bursa‘daki yaşamında yapılan bir roportajda, idamların ardından, Kürtlerin kendileri tarafından nasıl yok edildiğini ve Dersim sorununu ebedi olarak nasıl bittiğini vb anlatmıştı.

Öyle miydir peki? Kılıfına uygun yargıyla, Türkiye‘nin son biat etmeyen adası işgal edilmiş miydi?

Ankara hükümetince idamı izlemek üzere gönderilen Çağlayangil Buğday meydanına geldiğinde rivayet odur ki, Elazığ başka bir konuğu da ağırlıyordu. Singeç köprüsünün açılışına gitmek üzere yola çıkmış olan Mustafa Kemal‘i. Mustafa Kemal köprü açılışının Seyit Rıza‘nın öldürülmesinden hemen sonra olmasını istemişti. Belki de bunu özel olarak planlamışlardı, çünkü Seyit Rıza‘nın ölümü demek, Dersim‘in işgali için en önemli askeri meseleyi halletmek, kovanın ana arısını öldürmek demekti…

Kraliçe arı yahut ana arı öldürüldüğü vakit, yuvasını kaybeden arılar gibi bir sonuç bekleniyordu Seyit Rıza‘nın ardından Dersim‘i. Devlete göre bu nedenle Seyit Rıza ve arkadaşları ya ölmeliydi yada biat etmeli, her iki koşulda da aslında sonuç Kemalizm‘in zaferiydi.

Biat etmedi Seyit Rıza. Kendisini izlemeye gelen Çağlayangil, ölümüne kadar bir an yanından ayrılmadı. Sonradan rapor vermek üzere her anı kayda geçen Çağlayangil, cesaretinden etkilendiği Seyit Rıza‘yı, şaşkınlık ve övgü ile anmak zorunda kaldı.

Çağlayangil kendisine verilen bu özel görevi yerine getirdi, Paşa köprüye varmadan kurbanlar verildi. Anlaşma yahut ahit gereği kan dökülmeden alınan kurbanlar ile Dersim‘in direnci düştü. Mustafa Kemal treniyle yoluna devam etti. Bu tren yolculuğu acep Mustafa Kemal için neydi?  Tavşan deliği mi, Sin geçidi mi?

Sonuç yerine;

Çağlayangil Buğday Meydanı‘nda durumu halletti, idamlar gerçekleşti, M. Kemal Singeç köprüsünü açtı, Dersim bir yıl içinde kırım ve sürgün şiddetinde olaylara tanık oldu. Çağlayangil‘in, kendisi ile beraber götürdüğü sırları arasında, M. Kemal ile Seyit Rıza‘nın Elazığ‘da yapıldığı ve saklandığı söylenen özel görüşmeside yer aldı. Dönemin meşhur Manevi Cihazlama Derneği üyesi olduğu söylenen Çağlayangil, Dersim in manevi cihazlanmasında aktif rol aldı. Aynı derneğin yakın çevresinden  Celal Bayar ise Singeç köprüsünün açılışında asli yerini aldı…  Manevi cihazlanma ise tüm Türkiyede aslında ortak bir projeyi uyguladı; yalandan tarih inşa etti.  İhsan Sabri Çağlayangil ölmeden önce, Bursa‘da Yalova’daki evine Kılıçtarıoğlu’nu kabul etti ve kendisi ile roportajı yapmasına izin verdi.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları

%d blogcu bunu beğendi: