Silahlı terör örgütü üyeliği suçu

Silahlı terör örgütüne üye olma suçu, 15 Temmuz darbe girişimi öncesinde de yaygın biçimde insanların üzerine atılıyordu. Terörle mücadele kavramının ihtiyaca göre genleşen kapsamı bunu mümkün kılıyordu. Böyle bir örgütün suç işlemek için bilerek ve isteyerek bir araya gelmiş kişilerden oluşması koşulu dikkate alınmadan, zanlılar polis fezlekelerinde yer alan iddialarla tutuklanıyor, haklarında ağır hapis cezaları veriliyordu. Uygulanan, düşman ceza hukukuydu.

Bunları yapan polis, savcı ve hâkimlerin çoğu, şimdi “Fethullahçı Terör Örgütü”ne üye olma suçlamasıyla tutuklu veya kaçak. Ama iktidar yargısında bıraktıkları tohumlar serpilip gelişti.

Bugün bir dizi soruşturma ve davada düşman ceza hukuku, kendini iktidara daha fazla gösterme amacı ve gücü elinde bulunduranı öfkelendirmeme refleksinden oluşan bir bulamaç hâkim.

Suç örgütüne üye olma suçunun oluşması, açık ve kesin kriterlere bağlıdır. Örneğin bir kişinin kendini bir suç örgütüne ait olarak görmesi yeterli değildir. Örgüt yöneticilerinin de o kişinin üyelik iradesini kabul etmiş olmaları gerekir. Şüphelinin, söz konusu örgütün suç niteliğindeki faaliyetlerini, amaçlarını bilmesi gerekir. Bunu ispat etme yükümlülüğü iddia makamına aittir. Düşman ceza hukukunda ise, iddia makamı “uysa da uymasa da …” mantığı içinde, suçu şüphelinin üzerine atar. Bunun tersini ispat etmesini ondan bekler.

1 Kasım’da HaberTürk’te yayımlanan bir Yargıtay kararı haberi, üst yargının düşman ceza hukuku değil, hukuk devleti yargısı içinde karar aldığını gösterdi. Bir kamu kurumunda mühendis olarak çalışan ve 15 Temmuz sonrası tutuklanan H.Ö’ye, Burdur Ağır Ceza Mahkemesi “FETÖ silahlı terör örgütü üyeliği” gerekçesiyle altı yıl üç ay hapis cezasını vermişti. Yargıtay mahkûmiyeti bozdu ve sanığın tahliyesine karar verdi. H.Ö., Ağustos 2017 KHK’si ile kamudan da ihraç edilmişti.
Yargıtay bu kararında Gülen cemaatinin, yani FETÖ/PDY’nin bir suç örgütü niteliği taşıdığını kabul ediyor. Ama örgüt üyeliğinin örgüte katılmayı, bağlanmayı, organik bağ kurmayı, hiyerarşik gücün emrine girmeyi gerektirdiğini vurguluyor. “Örgüte sadece sempati duymak ya da örgütünamaçlarını, ideolojisini benimsemek, buna ilişkin yayınları okumak, bulundurmak, örgüt liderine saygı duymak gibi eylemler örgüt üyeliği için yeterli değildir”, diyor. Örgütün, kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla kurulan bir örgüt olduğunu bilerek üye olmayı, yani kasıt unsurunun bulunmasını şart koşuyor. Hakkında bu yönde delil bulunmayan sanığın, telefon trafiğinin, örgütün dini sohbetlerine katılmasının, yayınlarına abone olmasının, örgüte müzahir bir okula çocuğunu yollamasının örgüt üyesi olduğunu kanıtlamaya yeterli faaliyetler olmadığını belirtiyor. Atfedilen suçun ispat edilmesi için, “sempati ve iltisak boyutunu aşan” faaliyetlerin varlığını gerekli buluyor.

Bugün FETÖ/PDY örgütüne üye olma suçlamasıyla tutuklu hatta mahkûm olan birçok kişinin Gülen cemaati ile ilişkisi, H.Ö’nün geçmişte kurduğu ilişki kadar bile yakın değil. Ayrıca başka “silahlı terör örgütleri”ne üye olmaktan tutuklu veya hükümlü olan binlerce kişinin üzerine atılı suçların delilleri de benzer nitelikte. Sosyal medyaya yolladığı bir sempati mesajı, iktidarı rahatsız eden bir haber, bir pankart nedeniyle silahlı terör örgütü üyeliğinden tutuklanan, mahkûm olanlarla dolu Türkiye hapishaneleri. Nuriye Gülmen ve Semih Özakça’nın örgüt üyeliği suçlarının somut delili ne?

Örgüte sempati göstermenin, yayınlarını okumanın, liderine saygı duymanın suç örgütüne üyelik için yeterli delil sayılamayacağını söylüyor Yargıtay 16. Ceza Dairesi. Bu ilke herhalde yalnız dini cemaatle ilişkide olanlar için geçerli değildir.

Kaynak: Cumhuriyet

Bunları da beğenebilirsin