Sevgisiz, gösterişli yalnızlık…

Kendi kendime konuşuyorum, kimi zaman cevap verdiğim de oluyor.   Verdiğim cevaplara kızdığım da…

Deliyim, belki de şizofren…

İnsan kendi kendine niye konuşur ki? Belki de anlayanım yoktur. O yüzden, hem anlatsam nerden başlayacağım onu da bilmiyorum.

Bilmemek mi iyi, bilmek mi arada kalıyorum.

Ama bilmek acı veriyor insana.

Mesela bildiğim insanlar var uzaktan bakınca mutlu, ama içlerini eğilip baktığımda mutsuz. Bunu sanki bir tek ben biliyorum, ama onları tanıyan herkes ne kadar mutlu olduğunu anlatıyorlar.

“Değil kardeşim değil” diyemiyorum desem kıyamet kopacak. Bunu diyemediğim ve kimse ile konuşamadığım için kendimle konuşuyorum ve bu noktada tarifi zor bir acı duyuyorum…

Bitmedi,

Eşine aşık gibi duran insanları tanıyorum. Ruhlarının öldüklerini görmek için cenaze namazına katılmak gerekmiyor.

Mutsuzlar, aşık rolü yapan mutsuzlar…

Bunları görünce kendi kendime sormadan edemiyorum, neden   insanlar istemedikleri hayatları sürdürmek zorunda oluyorlar ki?

İç sesleri olup, “ulan yeter be yeter” diyesim geliyor.

“Ölmüşsünüz lan siz ruhunuz ölmüş, hayalleriniz ölmüş, sevinciniz ölmüş” demek istiyorum.

Ama diyemiyorsun, çünkü inadına yaşıyor gibi yapıyorlar, nefes alıp veriyorlar, buna da yaşamak diyorlar…

“Yaşamak bu değil ulan” demek geliyor içimden…

Ha birde hayatı dibine kadar yaşayanlar var. Bir yavru kediyi severken, bir çiçeği koklarken, bir çocuğun gülümsemesine sebep olurken, sevdiği bir müziği dinlerken yaşıyorum, diyebilen insanlar.

Onlar kendi kabuklarını kırıp dış dünyaya aldırmadan hareket eden insanlar, hiçliğin o inanılmaz hazzını yaşayıp onun vermiş olduğu özgürlüğe kucak açmış insanlar.

Onlar konumuzun çok dışında bir yerde duruyorlar. Onları geçiyoruz…

Benim sözüm, her gün zoraki yüzünü yıkayıp evden çıkarken mutsuz insanlara. Karın tokluğu ve birikmiş birkaç faturayı öderken mutlu olduğunu sanan ama çoktan ölmüş insanlara…

Ama ne zaman sorsan “mutluyum” diyen bu insanlara. Korkak, mutluğu hiç tanımamış bu insanlara söyleyecek çok şey var, ama gereği var mi bilmiyorum…

Bu yüzden sizlere konuşmak yerine, kendimle konuşuyorum. Duvarlara, kapılara konuşuyorum. Size diyecek sözüm yok artık…

Tamam kısa kesmem lazım, çünkü şu an bu saatte hepiniz yatak odalarınızda sevişirken zevk almış gibi sesler çıkarıyorsunuz, ama maalesef sevişmiyor gerçekten yaşadığınızı hissetmek için savaşıyorsunuz. Ve her seferinde maalesef tutkusuz, aşksız yorgun olduğunuz için kaybediyorsunuz…

Bunları da beğenebilirsin