Seçim ittifakı

Türk tipi başkanlık sistemine göre parlamento ve cumhurbaşkanlığı seçimi eşzamanlı olarak yapılacak. İki seçimin aynı anda, başka bir deyişle aynı siyasal ve toplumsal koşullarda yapılması seçilecek Cumhurbaşkanı ile mecliste çoğunluğun aynı parti tarafından sağlanması öngörülmüştü. Ancak yeni siyasal sistemin istikrarı için gerekli öngörülen bu seçimde sonucun beklendiği gibi olacağının bir garantisi yok. Nitekim Türkiye’de bazı dönemlerde yerel ve genel seçimlerin eşzamanlı yapılması farklı sonuçlar ortaya çıkarmıştı. Üstelik yeni sisteme geçişin başlangıcı olacak 3 Kasım 2019 seçimlerinde uygulanacak olan iki baraj var. Yani parlamento için yüzde 10’luk barajın yanında bir de başkanlık için birinci turda yüzde 50 artı 1’lik baraj var. Dolayısıyla parti ittifakları ile cumhurbaşkanın niteliği farklı sonuçlara yol açabileceği için bu seçim, hem yeni sistemin ve hem de AKP ve MHP’nin geleceğine yönelik risk içeriyor.

Başkanlık sistemi cumhurbaşkanı ile Meclisin çoğunluğunun aynı siyasi partiden olması üzerine kurulduğu için, seçilecek cumhurbaşkanının yürütme görevlerini yapabilmesi aynı zamanda partisinin meclis çoğunluğunu ele geçirmesini gerektirmektedir. Bu durum yeni sistemin siyasal istikrarı için Meclis çoğunluğunun (ve meclis aritmetiğinin) önemini artırmaktadır. Bu da, meclisteki konumları nedeniyle baraj sorunu olmayan partilerin, özellikle de AKP’nin (mecliste ikinci parti konumu kazanacak olan CHP’nin de) yüzde 10 seçim barajını düşürmeyeceği anlamına geliyor. Ayrıca bu seçimin hem Erdoğan ve hem de AKP iktidarı için (AKP ile kader birliği yapan MHP için de) bir tür ölüm-kalım mücadelesine dönüşecek olması, seçim sistemi ve seçim ittifakları için yeni düzenlemeleri gündeme getiriyor.

Bahçeli’nin seçim sistemi ve seçim barajının değiştirilmesine yönelik tartışmayı erken başlatması ve sorunu partilerin seçim ittifakına getirerek bir de model önermesinin nedeni budur. Bahçeli’nin hemen ardından Erdoğan’ın seçim barajı ve siyasi istikrar konusunda, “Olaya ekonomik ve mali istikrar olarak bakmamız lazım. 50 artı 1 ile siyasi istikrar geliyor. Dolayısıyla bütün bunları göz önüne aldığımızda belki bir seçim öncesi ittifak düşünülebilir, onun üzerinde durulabilir” demesi, iki partinin kapalı kapılar ardındaki pazarlıklarını yansıtmaktadır. 15 Temmuz 2016 darbe girişiminden beri sürmekte olan iki partinin işbirliğinin devamını öngören bu yaklaşım, öncelikle seçim ittifakını ön plana çıkarmaktadır.

AKP ve MHP arasında süren seçim ittifakı tartışmaları, Erdoğan’ın başkan seçilmesi, MHP’nin seçim barajını aşarak parlamentoya girmesi ve AKP’nin tek başına ya da MHP’nin desteğiyle mecliste çoğunluğu sağlamasına yönelik yöntemleri içeriyor. Bu bakımdan partilerin seçim ittifaklarına resmiyet kazandıran yasal düzenleme yapılması öne çıkarken, bu sürecin zorunlu olarak bir erken seçimi de gündeme getirebileceği öngörülüyor. Çünkü yolsuzlukların ve rüşvetin ayyuka çıktığı, ABD ile ilişkilerin bozulmaya ve AKP iktidarının iyice yıpranmaya başladığı bir süreçte 3 Kasım 2019 beklenmeyecektir. Bazı yandaş köşe yazarlarının dillendirdiği gibi başkanlık sistemi için öngörülen uyum yasalarının ardından, günün önemi de dikkate alınarak 15 Temmuz 2018 Pazar günü bir erken seçim gündeme gelebilir.

Eğer demokratik temayüllere göre yapılırsa 3 Kasım 2019 seçimleri sonucunda başkan bir partiden ve mecliste çoğunluğun başka bir partiden veya partiler koalisyonundan olması halinde yeni sistem daha baştan çökmüş olacaktır. Bu bakımdan 2014 Cumhurbaşkanlığı seçiminde dillendirilen “Çatı adayı”, 16 Nisan Anayasa Referandumu’nda ortaya çıkan “Evet” ve “Hayır” platformlarının oluşturduğu “Blok siyaseti” gibi yöntemler ile partilerin seçim ittifakları ve seçim sistemi üzerinde yapılacak yeni düzenlemeler hayati önem kazanıyor. Ve tabi ki, bu süreçte başta HDP olmak üzere tüm devrimci ve demokratik güçlere önemli görev ve sorumluluklar düşüyor.

Bunları da beğenebilirsin