Rizomatik rastlantılar (Mağarada)

Platon’un mağara metaforuyla başlayan sürecin sonucuyla ilgilenirken içgüdüsel ve
geleneksel olarak devam eden kültürel bağlarla, hayatımızın estetik boyutlarını hatırlatmayı
sağlamaktadır. Özellikle onların organik doğanın parçası oluşu, güzellik deneyimi ve içsel
değerlerinde kendimizi bulmak için yeterlidir.
Rizomatik rastlantılar, Anadolu coğrafyasındaki tüm mağaraların bir yaşam mekanı
olmaktan çok bizde oluşturduğu imgesel kalıntılarla, tıpkı estetik tercihler gibi, kendi
sembollerine kefil olduğu estetikle nasıl ilişkilendirildiğine dair yanıtlar aramaktayız. Samsun
Bafrada ki Asarkale de, Paflagonya döneminde oyulmuş taşlara bulaşan nem ve ışığın imgesel
sonuçlarını yaşamadan çağımızı yaşamak tragedya değil midir? … Taşların içinde oyularak
yapılmış bağlantılı yollar, bir varışa işaret eden çıkmazlar değildir.
Kültürlerin tarihsel ve imgesel bağlantılar biçimini oluşturan tüm varlıklar,
gerçekliğinde doğasal ve insani sıfatlarla, ilişkilerini anlatan görsel biçimlerden ibarettir.
Estetik sembollerle somutlaştırılan algı ve nesneler, bütün görsel anlatımlarla yer alarak
toplum kültürün en belirleyici unsuru olmuşlardır. Gerçekten sanat, Herbert Marcuse’nin
dediği gibi sanatın dünyası bir başka olgusallık ilkesi, yabancılaşmanın dünyası mıdır?
Marcuse’nin tarif ettiği yabancılaşma dünyasını, yalnızlığı belirleyen neden olarak görebiliriz.
Bu görme, kökensel var oluşunun imgesel bağlarla rastlantısal olmayan bağlarla keşfetme
girişimleridir. Sonuçta bu girişim, yalnızlığa maruz kalınışın gerçekliğini, sanat için mağarada
bile olsa yansıtma sunumlarıyla gerçekleştirmedir
Mağarayı Bundan dolayı tarihsel kalıntı olarak tanımlama görüsünden arındırılmış
niyetinde olmak, özdeşleşmenin bütünlüğü içinde durmaktır. Bu bütünlük kendisinden başkası
olması halinde sonlu bir bütünlüğe dönüşecektir. Modern çağda mağarayı lokasyonsuz olarak
mesken tutma ve düşünme, kopma noktalarını gözden geçirme sürecinde ideal özü temsil
eden amacında olmaktadır.
Mağara deneyimleriyle, bu coğrafyadaki estetik düşüncenin sınırlarını Anadolu’nun
kültürel belleğindeki bilgelikle devam edebileceğini söylemeyi öneriyorum.
Kişisel tercihim olarak kültürel ve Estetik üzerine çalışmalarını Nemrut Dağı etrafında
yapmaktayım. Çağın zaman kavramından uzaklaşmış, nesneler dünyasından vazgeçmiş ve
doğanın estetik olguları üzerinden kendi yaşam paradigmasının öğretisel halleriyle uzlaşmış
görünüyorum.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları