Pedagoji ve politika

Devrimcilerin günlük yaşamında yoğun olarak kullandıkları ve aslında yaptıklar tüm faaliyetlerinde göz önünde bulundurdukları pedagoji ve politika kavramlarının her biri içerdikleri özel anlamlar ve birbirleriyle ilişkilendikleri genel anlamlar bakımından önem taşımaktadır. Sıkça birbirleriyle karıştırılmakta ve farkında olunarak veya olunmayarak bazen birbirlerinin yerine ikame edilmektedir. Ayrıca Marksist formasyon düşüklüğü bu alanda ciddi kavram ve anlam kargaşası yaratmaktadır.

Pedagoji (Eğitbilim), eğitimin ilkelerini, yöntemlerini ve uygulama biçimlerini sistemli olarak inceleyen bilim dalıdır. Pedagojinin bazı kavramları (Eğitim Felsefesi, Eğitim Psikolojisi, Eğitim Sistemi, Eğitim Politikaları vb.) tanımlama düzeyinde de olsa, birbirleriyle bağıntılı olarak ele alınması önem kazanıyor. Ayrıca, genel olarak eğitim ve öğretimi birbirinden ayırmak doğru değil. Bu sorunu diyalektik bir bütünlük içinde ele almamız gerekiyor.

Devrimci ve demokrat çevrelerde “öğretmenden siyasetçi olur mu, olursa nasıl olur?” türünden çok eski bir tartışma var. Geçenlerde eski kuşak (Köy Enstitülü ve TÖS’lü) bir öğretmenle sohbet ederken, konu bu tartışmaya geldi. Hoca, ben “Ben hala öğretmenden siyasetçi olmaz diyorum. Uzun yılların deneyiminde de gördüm ki, olmuyor. Olanlar da bu işi uzun süre devam ettiremiyor. Bu ülkede devlet öğretmene güvenmez. Oysa tüm nesilleri yetiştiren öğretmendir. Mesela, Milli Eğitim Bakanlığı’na, Kültür Bakanlığı’na bir öğretmen getirilmez” dedi.

Eski ilköğretim müfettişi olan bu hocam, 60’lı yıllar boyunca toplumsal aydınlanmada öncülük yapan bir kuşaktan geliyordu. Bizim kuşak (68 kuşağı) bu aydınlanmanın kulvarında yürüdü ve onlardan farklı olarak kendi devrim ve sosyalizm yolunda ilerledi. Ailemin yoksul olması nedeniyle beni okutmak istemeyen ailemi ikna eden aynı sınıfta, aynı sırada 5 yıl boyunca beni okutan ilkokul öğretmenim olmuştu. Bana eğitim ve öğretimin erdemini o öğretti. Bu bağlamda bir anımdan söz etmek istiyorum: O zamanlar ilkokullarda bize sırasıyla önce Atatürk’ü, sonra öğretmeni, daha sonra da ailemizi sevmemiz gerektiği öğretilirdi. İlkokul birinci sınıftayken eve gelip anneme öğretmenin bu tembihini söylediğimde, şöyle tepki göstermişti: “Olur mu öyle şey oğlum. Seni ben doğurdum, büyüttüm. Babanla birlikte seni biz yetiştirdik. Onlar da kim oluyormuş?” dediğini hatırlıyorum.

Ben daha ortaokulda öğrenciyken, kasabada ilerici ve devrimci geleneği ya öğretmenler ya da öğretmen çocukları temsil ederdi. Onlara gıpta ediyor ve bunun onlar için bir ayrıcalık olduğunu sanıyordum. Ancak her şeye karşın öğretmenlerimi sever ve büyük bir saygı duyardım. Bu nedenle Ankara’da lisede okurken öğretmenlerimden etkilenerek devrimci oldum. Türkiye Öğretmenler Sendikası’nın (TÖS) üstlendiği devrimci eğitim ve öğretim mücadelesinin tanığı oldum.

Geldiğimiz aşamada durum özetle şöyledir: AKP iktidarları boyunca her yıl yeni düzenlemeler yapılarak eğitim ve öğretim yazboz tahtasına dönüştürülmüştür. Milli Eğitim Bakanı’nın da itiraf ettiği gibi eğitim düzeyi çok düşürülmüş, öğretmenin devlet ve toplum hayatındaki yeri önemsizleştirilmiştir. Anadilde eğitim tanınmayarak, bilimsel, laik, parasız eğitim ortadan kaldırılarak, yerine İslami kurallara dayalı Ümmetçi eğitim ve öğretim sistemi konulmaya başlanmıştır.

1960’lı yıllar boyunca devrimci öğretmen hareketinde önemli roller üstlenen Köy Enstitüsü kökenli Fakir Baykurt şöyle demişti: “Öğretmen yalvarmaz, öğretmen boyun eğmez, öğretmen el açmaz, öğretmen ders verir”. Bu sözlerinden hareketle biz de söyle diyoruz: Türkiye’nin özgür ve demokratik geleceği Baykurt’un tanımladığı nitelikte öğretmenlerin ellerindedir.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları