Okumuş Cahiller

Az önce birkaç kadın ‘yazar’ın, 10 Kasım’da kaleme aldığı cilalı ‘güzellemelere’ denk geldim bazı sitelerde yine… Bu yüzden, malum konuya dair yine birkaç cümle etmek istiyorum; onlar gibi düşünen hiç kimse kusura bakmasın.

Bu mağrur hanfendilerin söyleminin özcesi şu, “sayende kadınlar olarak özgürleştik; çarşaftan kurtulup dilediğimizce giyinme, dilediğimiz okullarda eğitim görme şansı bulduk; hayallerimizin peşinde koşabildik; minnettarız sana Ata’m!”

Ne zaman bu sözde ‘cumhuriyet kadınları’ndan böylesi cümleler duysam, içimin sızlamasına engel olamıyorum.

İster din olgusuyla barışık olsun ister olmasın, nüfusunun çoğu müslüman olan bir ülkede dininin gereklerini yerine getirmek istediği için kendisinin övünçle kullandığı hiçbir hakkı kullanmasına izin verilmeyen milyonlarca kız kardeşinin dramına gözlerini yumarak kendisine tanınan haklara sevinen ve kadınları böylesine aşağı ve yukarı sınıf olarak ikiye bölen bir zihniyete minnet duyan bir kadın, isterse profesör olsun, vicdansız, en hafif tabirle aymazdır.

Şahsen ben, benimle eşit olan insanlardan esirgenen hiçbir hakkı kullanmaktan gurur duymadım hayatımın hiçbir döneminde…

Başörtülü çocukluk arkadaşım ailesi saçlarını açmasına izin vermediği için ilkokuldan sonra çok sevdiği okumayı bırakmak zorunda kaldığında ve birkaç yıl sonra da intihar ettiğinde okumaktan, Kürt arkadaşlarım kendi dillerinde konuşmak istedikleri için zulüm gördüklerinde özgürce Türkçe konuşmaktan utandım.

Ve hayatım boyunca, eşitinden esirgenirken kendisine altın tepsiyle sunulan haklarla vicdansızca övünen herkesin insanlığına şüpheyle baktım.

Evet, bu coğrafyada din olgusu daima bazı kesimler tarafından kötüye kullanılmıştır; ama bir yandan tekke ve zaviyeleri kapatırken, sözde lâiklik adına başörtülü kadınlara okullar ve devlet daireleri gibi kamusal alanları yasaklarken, öte yandan Diyanet İşleri gibi bir kurumu hayata geçiren ve oraya yıllar boyunca katlanarak artan kaynaklar aktararak muhtelif irticaî faaliyetle insanları el altından kutuplaştıran üst akıl aynıydı.

Hiç kimse çoğunluğu müslüman olan bir ülkede başını örten bütün kadınların politize olmuş cihat militanları olduğunu iddia edecek kadar aklını peynir ekmekle yemiş olamaz. Elbette ki tarihimizin her döneminde böyle bir kesim vardı; geçmişin yasaklarının doğal sonucu olarak giderek de büyüyor; ama aptalca ve zalimce genelleştirilen bu bahanenin arkasına sığınıp, sadece inancı gereği kapalı olduğu için acı çeken milyonlarca kadının seksen yıl boyunca süren kederine gözünü kapayarak sahip oldukları hakların keyfini çıkaranlar, gün gelip bu zehirli tohumların hasadı toplanırken de kendilerinin biçileceğini hesap etmeliydiler.

Ya yasaklara karşısınızdır ya da değilsinizdir! Değilseniz, karşıtınıza zevkle fırlattığınız bıçağın önünde sonunda bumerang gibi size döneceğini de bilmelisiniz. Senelerce hemcinslerinin kederleri üzerinden sefa sürenler, bugün geldiğimiz noktadan hiç boşuna şikâyet etmesinler; diyalektik böyle bir şeydir.

Lâiklikmiş, pöh! Lâiklik fırsat eşitliğini katletmek, halkının bir kesimini başka bir kesimine koyduğun yasaklar üzerinden özgürleştirip pohpohlayarak yapay ve muhteris üst sınıflar yaratmak değildir. Üstelik de öte yandan sözde yasak koyduğun kesimi yine kendi ellerinle besleyip büyüterek kışkırtmak suretiyle halkları birbirine karşı düşman belleterek…

Bu ülkenin kuruluş aşamasında hayata geçirilen bu ve benzeri sayısız kirli oyunu görmemekte ısrar edip, bugün olmuş hâlâ, “olmasaydın olmazdık Ata’m, sen kalk da ben yatam,” teraneleriyle ortalığa düşen aymaz insanlar, özellikle de kadınlar, benim gözümde o beğenmedikleri cahil -bırakılmış- insanlardan çok daha cahildir… Okumuş cahillerdir onlar.

Okumuşun cahilinden daha tehlikelisi de yoktur. Çünkü trajikomik kifayetsiz muhterislikleri ve acınası kendilerinden eminlikleriyle suçu ve çözümü hep yanlış yerde aramaları yüzünden, sistemin ömrünün uzamasında en kullanışlı piyon onlardır.

“Dönemin koşulları onu gerektiriyordu,” bahanesi ise, büzün zamanların en zalim ve oportünist cümlesidir.

İnsanın en öncelikli hedefleri yaşamı bütün koşullanmışlıklardan, çifte standartlardan ve oportünist yaklaşımlardan arınmış bir bakış açısıyla yorumlayıp, kendini olabildiğince âdil, objektif ve merhametli bir seviyeye taşımak, kendisine yapılmasını istemediği hiçbir şeyi ne bahaneyle olursa olsun başkasına reva görmemek, kendisine hak gördüğü her şeyi de eşitine hak görmektir.

Başkalarının kederleri pahasına övünçler büyütmemektir.

İnsan ancak böyle insan olur. İnsan kisvesinde doğmanın insan olmak anlamına gelmediğini bu topraklarda yaşayan her kesimden insan, hepimiz nicedir çok acı tecrübeler yaşayarak öğrendik. Bu aymazlığın daha ne kadar sürmesini istiyorsunuz? Sonuçta hiç bir şey değiştirmeyecek bile olsa, hayata âdalet ve merhametle bakıp objektif olmak, bir insan için her şeydir!

Yani ki, kendisi öğretmen okullarında, tıp fakültelerinde gururla okurken, milletvekili, mühendis, avukat, profesör, yazar, canı ne isterse onu olurken, başı örtülü olduğu için okuyamaması yüzünden devletin eliyle hayatı çalınan kapı komşusunun kızı için bir gece olsun uykusu kaçmamış cumhuriyet hanımefendileri, kusura bakmayın ama, size gram saygı duymuyorum.

Bunları da beğenebilirsin