Okullarda “İnsanlık Dersi” Okutulsun İstiyorum

Uzun bir süredir, Türkiye’de giderek sık duymaya başladık; bebeklere şiddet, çocuklara işkence, kadına şiddet, din ayrımcılığı ve saygısızlık, kişi özgürlüğüne müdahale…

Bu liste uzayıp gidiyor.

Üzerinde düşündüğümde, ekonomik sebepler, aile içi eğitim, öğrenim, sosyal çevre faktörleri birçok nedeni olduğunu görüyoruz. Bu konuda yapılan birçok araştırmayı elimden geldiğince okumaya çalıştım. Kuşkusuz konunun uzmanı değilim, okumalarımdan ve gözlemlerimle ulaştığım sonuç, birçok faktörün burada bir etmen olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. Yukarıda anılan ve anılmayan faktörlerin her biri belli ölçülerde yaşantımıza, günümüze ve yarınımıza etkisi olmakta. Bunlardan hangisinin belirleyici olduğu günün koşulları ile belirleniyor.

Çok zor bir çocukluktan geçerek başarılı olmuş insanların olduğunu, kötü aile koşulları içinde ileriki yaşlarda ailesinin anlayışından ve yaşam biçiminden çok farklı bir yaşama sahip olan çocukların varlığını biliyoruz. Bu bize tek bir etmenin yaşamımızı şekillendirmede etmen olmadığını fazlasıyla gösteriyor. Ancak burada temel taşların döşendiğini de unutmamak lazım…

Çocuklarda 12 yaşına kadar muhakeme yeteneği tam olarak gelişmiyor. Bu yaşlara kadar belirleyici olan aile ve yakın çevrenin bize sundukları oluyor. Biraz daha ileriki yaşlarda, çevreyi gözlemleme, sorgulama başlıyor. Ne nedir, ne değildir fark etmeye ve davranışlarımızı somut durumu analiz ederek belirlemeye başlıyoruz.

Peki, sonra?

Artık hayatın içindesiniz. Ailede başlayan öğrenim süreci ve çevre ile şekillenen kişilik, oluşturulan kimlikler eğer yeteri derecede usta ellerin ürünüyse hayatta hiçbir canlıya el, dil uzatmaz, haklarını kendi haklarınız gibi korursunuz. İnsanı, insan olmanın dışında bir şeyle değerlendirmez, hiçbir önyargıya ilişkilerinizde yer vermezsiniz.

Diyeceksiniz ki, bu bilince anne ve baba sahip değilse ne olacak? Yani aile içindeki eğitimin eksikliğini nasıl aşabiliriz?

Burada topluma ve özelikle de eğitim kurumlarının bu açığı kapaması gerekiyor. Özellikle bizim toplumumuzda hala çocuğun, kadının ve düşüncelerine katılmadığımız insanlara şiddet uygulanması, “hak ettiği” bir davranış olarak görülür ve/veya kabul edilir.

Öncelikle toplumun bu somut eksikliğini kabul ederek, bir seferberlik ilan edilmesi gerekiyor. Acilen eğitim sürecine, “insanlık dersi” altında, “İnsan, kadın ve çocuk hakları” derslerinin alınması Türkçe ve Matematik gibi çocuklara öğretilmesi ve çocuklar üzerinden aileye kadar ulaşılmaya çalışılmalıdır.
Hukukun üstünlüğü sağlanmadan bir toplumda şiddetin ortadan kalkmayacağını, toplumu çürüten çocuk istismarı, kadına şiddet ve farklı kesimlerin ötekileştirilmesi önlenemez. Soyut kavramlar ve temennilerin üzerinden toplumun düzeleceğini, sorunların ortadan kalkacağını beklemek/ummak yerine daha somut adımlar atarak bu sorunların çözümü için kolları sıvamak gerekiyor…

Bunları da beğenebilirsin