Nasıl Bir Ev?

Kendi evini yapmak 2

Her insanın bir ev düşü vardır. Bir de şimdilerde arabaya evrilen şahlanıp koşan at… Bir de bakarsın ki yeryüzündeki biricik sığınağın tek silahın sisteme uyum sağlamak için avuntu olmuş.

“Ben bu işte çalışmazdım ağbi ama işte şu evin borcu yok mu? Bir de arabanın modelini değiştirmek lazım?”

Düşler insanın en zayıf yeridir, reklamlarda bu sebeple hep oralara çalışır.

Ev dediğin şey zaruri bir ihtiyacın yanı sıra iç sevgimizi saracak çatıdan, dost sohbetine, üzerinde çay demleyeceğimiz ocaktan, misafire serilmiş yün yataktan başka nedir ki! Kirası ile aile geçindirecek evlerde yatıya kalan misafiri barındıracak bir çekyat ya da yün yatağın bulunmadığını bilirim. Misal otuz kırk kilometre uzağımızda bir adamın uzun çok yıllardan beri süren bir konak inşaatı var. İnşaatın sahibi daha çocukken Avrupa’ya gitmiş. Oradaki şatolardan birini gözüne kestirmiş, en büyük hayalim demiş. Eli iş tutunca bu hayalini gerçekleştirmek için de işe koyulmuş. İnşaata yaşamlardan çalınmış on binlerce dolar harcamış, inşaat sürmüş de sürmüş… Elinde avucunda ne varsa kara delik gibi içine çekmiş. Sonunda bu duruma dayanamayan eşi ya biz ya bu yuva yıkan kara hayalin demiş, adam hayalinde kalmış. Eşi çocuğunu alıp gitmiş. Şimdi o hayali bir görseniz. Hala inşaatı süren beş katlı taştan kocaman bir konak, konak ne kelime üst katındaki kapalı havuzu, yatak odaları, kocaman salonları, işlemeli kapıları ile bir tür şato. Lakin çocuk sesinden, dost sohbetinden, eşten ırak; soğuk, ıssız ve de ürkütücü bir mekan. Bir konak, şato ya da saray ama işte yuva başka bir şey…

Düş zenginliğe, başkalarının emeğine, diğerinin düşkünlüğüne, dayandığı an kara bir hal alır. Lakin düşsüz de olmaz. Yuva inşasına başlarken Ayşegül ile benim de bir hayalimiz vardı. Van Depremini, İŞİD zebanilerinden canlarını kurtarıp yaşadığımız kentlere sığınan Êzidileri, Suriye savaşından kaçan mültecileri, yıkılan kentleri görmüştük. Böylesi acılara merhem olur diye vakti zamanında mülteci kampları yerine eko-köyler diye projeler yapmıştık. Şimdi de inşaatı yapacağımız alanda gözlerimizi yumduğumuz da ev gibi en temel insani problemi en az parayla ve kolaylıkla çözdüğümüzü görüyorduk. Ev yapım bilgisini öğrenmek, bu bilgiyi ihtiyacı olanlarla paylaşmak ve kriz anlarında da yaymak istiyorduk.

Nasıl Bir Ev? Sorusunun sınırlarını bu işte bu düşümüz belirledi. Ev yapımı ile ilgili tek deneyimimiz on yıl önce iki büyük söğüt ağacımızın üzerine arkadaşlarımızla birlikte yaptığımız on altı metre karelik bir ağaç evdi. Bu deneyimden dolayı Ahşap işçiliğinden az çok anlıyorduk. Ahşap yalıtım ve dayanıklılık acısından iyi ayrıca estetik bir malzemeydi fakat kızılçam gibi ev yapımına uygun ağaçlar pahalı ve kolaylıkla bulunmadığından amacımıza uygun değildi. Samanın yalıtım ve yapım kolaylığı acısından çok iyi bir malzeme olmasına rağmen Dersimde blok şeklinde bulunmadığından başka bir kentten getirmemiz gerekecekti bu da masrafı artırıyordu. Taş yoğun ustalı gerektiriyordu. Yapımı zor ve masraflıydı. Ayrıca ekolojik ev teknolojisini uygulama acısından doğru bir seçim değildi. Earthship uzun süre üzerinde düşündüğümüz. Tamamen kendine yeten bir ev modeli olduğu için yapmayı çok istediğimiz ekolojik bir ev modeliydi. Gerek yoğun mühendislik gerektirdiğinden gerekse lastiğin insan sağlığı üzerindeki etkilerini kestiremediğimizden bu ev modelini de eledik geriye toprak kalmıştı. Her yerde bulunan, istediğimiz gibi şekillendirip, ekolojik ev mühendisliğini rahatlıkla uygulayabileceğimiz; toprak.

Toprak ile yapılan Kerpiç ve Alker gibi ev modelleri arasında doğrusu gönlümüzü pek gezdirmedik. İşin başından iki kişinin bir evi yapabileceğine dair bir iddiamız vardı. Bu iddiaya en uygun yapı earthbag denilen ama Alakırdaki canların yuva ile çuvalı birleştirerek çuva dedikleri ev modeli vardı.

Böylece yerkürenin uzaydan görünemeyecek bir zerresine çemberimizi çizdik.

Elimizde; temel için düzelttiğimiz alanda çıkardığımız toprak. Daha önce inşaata çalışmamış. Hayatında Çuvallarla yapılmış bir ev görmemiş. Bir kadın, bir erkek ve bir çocuk vardı. Yine de çemberi çizmiştik. Bu önemli bir andı hani neredeyse işin yarısıydı. Çizdiğimiz zemin şimdiden sarsılmış. Toprak hareketlenmiş, kusacakmış gibi kasılmış ve yükselmeye başlamıştı.

Mutfak nerede olacak? Pencereler de yuvarlak olmalı, Asma katın duvarlarını saran kocaman bir kütüphane muhteşem olur, ortaya bir ağaç eksek, tavan cam olmalı, Oradan geceleri yıldızları izlesek onlara dokunacak gibi olsak, tadelakt sıva ne renk olsun: mavi, sarı, pembe… Duvarda renkli camlar… Pencerelerin içine geçen oturup, uzanıp kitap okuyabileceğimiz sedirler, şurada bir oyuk… Gece eve döndüğümüzde konuşmaya devam ediyor, arada bir deftere planlar karalıyor ve yeniden konuşuyorduk. Kelimelerimiz duman gibi açık pencereden, baca deliklerinden gökyüzüne yükseliyor, kartal gibi kanatlarını açıp sabah çember çizdiğimiz alana süzülüyordu. Düşler, taşlar, tasarılar, toprak her bir şey iç içe geçiyor, çağlayarak akıyor, temelinden kümbetinde koca bir ev, sihirli bezelyeler misali ay ışığında an be an yükseliyordu.

Sabah inşaat alanına gittiğimizde gözlerimiz kamaşmıştı. Rengarenk, ışıltılı, otuz metrekarelik bir alana yapılan ama yüz elli metre kareye kadar genişleyen, tepesindeki gökyüzünü kucaklayan camı, tadelakt sıvası ile parıldayan sıcacık yuvamız karşımızdaydı. O gün ve sonraki günler bizi ziyarete gelen arkadaşları odalarımızda gezdirdik, asma katı gösterdik, penceremizden Mazgirt Dağlarına bakan manzaramızı izlettirdik.

‘Hani nerede,’ diyorlardı. Onca toprağı yukarılara taşımak, dizmek olanaksız,” diyorlardı. ‘Bu iş sizi yorar…’ Bizse yeniden dirilmiş gibiydik.

“Olanaksız olan ne? Ev ise işte burada ya,” diyorduk. Birkaç kişi dışında bizi anlamıyorlardı. Yılmadan anlatıyor, gördüklerimizi görememelerine şaşıyorduk. Düşlemek işin yarısından fazlasıydı. Hele o çizgi; ilk adım. Basit incecik bir şeymiş gibi görünen – evrende koca dünyanın dahi bir noktadan fazlası olmadığını bilen için küçük diye bir şey mi vardır.- bizi birçok kuralın, üretmemenin, yapılmazın, olmazın, mecburiyetin, ölümcül Êzidi çemberlerinin dışına çıkaran büyülü bir şeydi.

Bizden başkası göremese de ev bitmişti. Geriye biraz araştırmak biraz da çalışmak kalmıştı. O kolaydı, yapılırdı.


Çuva (earthbag) yapımı için bilgi-deneyim paylaşımı için iletişim:mirazruspi@gmail.com
https://www.facebook.com/sonsuzlugu.soluklamak
(yazıda geçen Earthship, Saman ev, Alker , hakkında genel bilgi edineceğiniz linkler)
 
Saman:
http://www.bugday.org/portal/haber_detay.php?hid=23
 
Alker:
https://m.bianet.org/biamag/yasam/161388-tek-yol-toprak
http://www.emekveadalet.org/faaliyetler/metin-yegin-nasil-ki-zenginler-kendi-evlerini-yapiyorlar-biz-yoksullar-da-onurlu-insanlariz-kendi-evlerimizi-kendimiz-yapacagiz/
 
Earthship:
https://www.youtube.com/watch?v=iL1Lu-qA9t0

Bunları da beğenebilirsin