Milli ve Yerli Olmak “Akıl Tutulması”dır

Toplumsal bir canlı olan insanın devlet kurması, siyaset yapması ve devlet olması da sahip olduğu erdem bilgisi ile ilgilidir. Çünkü insan “kendini bilmedikçe” bu erdemlerinin farkına varamaz. Böylece yaptığı eylemlerinin arkasındaki değerlerin ve değer yargılarının bilişsel içeriğini de bilemez, birbirinden ayıramaz. Çünkü bu değer yargıları ideolojilere, dinlere ve kültürel aktarımlara, yani insanlara dışarıdan ve otorite figürleri tarafından yüklenen özelliklerdir. Değerler ise insana aittir yani insanın varlık yapısından kaynaklanmaktadır. Otorite figürleri tarafından insana yüklenen özellikler değildir.

Böyle bir girişi niye yapma gereği duydum? Elbette son dönemde içinde yaşadığımız toplumdaki kutuplaşma; çünkü bu kutuplaşma tamamen ideolojilerin ve dinlerin yarattığı bir kutuplaşmadır ve ne yazık ki de sadece değer yargıları bilgisi ile yapılmıştır. Milli ve yerli algısı yaratmak ve buna göre pozisyon almak da tüm değerlendirmeleri değer yargıları ile yapmaktan başka bir şey değildir. Bunun sonucu ise Orta Çağdır yani meleklerin cinsiyetini tartışmaktır. Zaten bu gün egemen sistemin yarattığı kendi “aydın tipi” de aklını Ağrı Dağındaki cep telefonu ile bozmuştur. Peki, bu toplum dönüp dolaşıp niye aynı yere geliyor? Elbette Avrupa’da yapılan Rönesans ve devamındaki “Aydınlanma Çağı”nın olmamasıdır ne zamanki bu aşamalardan geçilir işte o zaman bu toplum dönüp dolaşıp Orta Çağa çıkmaktan vaz geçer.

Bilindiği gibi her kutuplaşmanın iki tarafı olur. Bu günkü kutuplaşmanın da yine iki tarafı var. Ama doğrusunu isterseniz her iki kutupta olanlar da milli ve yerli olma peşinde bu elbette sadece Türkiye’ye özgü bir durum değil ne yazık ki dünyada da böyle bir gelişim çizgisi var. Ama bizdeki milli ve yerli anlayışı tamamen değer yargıları üzerine kurulu bir sistem olma yolunda. Peki, bu ne getirir hepimize doğrusunu isterseniz ben kendi adıma bu durum karşısında kendimi korkunç bir yalnızlık içinde hissediyorum. Çünkü insanların empati yeteneklerinin körelmesi beni acı, öfke ve yalnızlığa itiyor. Ama yine de acılı bir insan gördüğümde, düşüncesine, inancına, derisinin rengine bakmadan onun acısını azaltmak, paylaşmak istiyorum.

Gördüğüm kadarıyla acılarımız da ötekileşmiş.

Böyle düşünen elbette sadece ben değilim fakat bakıyorum da birbirimizin çektiği acıları anlamakta gittikçe birbirimizden uzaklaşıyoruz ve ne yazık ki bunu yaratan dil mili, yerli ve değer yargıları dilidir.

Ne yazık ki biz erdemlerin tartışıldığı Antik Çağdaki Atina’nın çok ama çok gerisindeyiz. Yaşadığımız bu akıl tutulması karşısında ise umudum gittikçe yok olmakta. Son zamanlarda konuştuğum eskiden bir şekilde sol ve sosyal demokrasi mücadelesi verenler bile bu milli ve yerli dili bu coğrafyanın çimentosu gibi görüyor. Bu ise beni daha çok ürkütüyor dediğim mili ve yerli anlayışın yarattığı iklim ve aydın tipi tam bir “akıl tutulması.” Şunu da belirtmeliyim ki bu tutulma bu sistemin muhalifleri için de geçerli Hasip Kaplan’ın son ırkçı ve ötekileştirici söylemi de yerli ve milli anlayışından başka bir şey değil. Bunun da başka izahı yoktur. Yani Orta Çağa geri dönme isteğidir. Ve ya partide kendine bir makam arama telaşı da olabilir ki bu gerçekten çok üzücü bir durumdur kişi açısından. Bence bu tür açıklamalarda bulunan politikacıların derdi başka derdi.

Bunları da beğenebilirsin Yazarın diğer kitapları