MHP-AKP Türk İslam ittifakı

İttihat ve Terakki döneminin iki temel siyasi akımından İslamcılık Sünni İslam’ı, Türkçülük de Türk milliyetçiliğini ifade ediyordu. Ziya Gökalp’den Mehmet Akif’e, Nihal Atsız’dan Necip Fazıl’a kadar sağın ideolojik önderleri ve onların ardılları tarafından savunulan bu iki ideolojiyi bütünleştirme/birleştirme çabaları, Türk-İslam-Batı Sentezi’ni doğurdu. “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” adlı kitabında Gökalp, “Her birinin nüfuz dairelerini tayin ederek, bu üç düşünce akımının üçünü de kabul etmeliyiz. Daha doğrusu, bunların bir ihtiyacın, üç muhtelif noktadan görülmüş safhaları olduğunu anlayarak, ‘Muasır bir İslam Türklüğü’ yaratmalıyız” diyordu. Gökalp, ayrıca, “Türkçülerin gayesi muasır bir İslam Türklüğüdür. Türkçülerin millet mefkuresi Türklükse, Ümmet mefkuresi de İslamlıktır” diye yazmıştı.

Ziya Gökalp’ın “Türkleşmek, İslamlaşmak, Muasırlaşmak” formülüne dayanan bu üçlü sentez, Türkçülük tezlerini çağrıştırdığı için sonradan “Batı” sözcüğü kaldırılarak, Türk-İslam Sentezi adını aldı. Nitekim 1984’te İbrahim Kafesoğlu’nun “Türk İslam Sentezi” adlı kitabının Aydınlar Ocağı tarafından yayınlanması ile bu sentez fikri kurumsal olarak kabul edildi. Aynı zamanda 12 Eylül sonrasında tüm düzen partilerinin siyaset tarzını belirleyen ve devletin resmi ideolojisi haline gelen Türk İslam Sentezi yayınlanan kitap ve broşürlerde üç ana eksende özetleniyordu: 1- Batının kültürü ve moral değerlerini değil, sadece bilim ve tekniğini almak gerekir. Ancak İslam’ın ahlak ve manevi değerleri korunmalıdır. 2- Türkler tarih boyunca, İslamiyet içinde eriyerek Ümmet bilincine sahip olmuştur. Türk ve İslam bütünleşmiştir. 3- Toplum ve bireyler, milli kültür planlaması içinde İslam’ın kabul ettiği esaslara göre dindar olarak eğitilmeli, böylelikle muhafazakâr toplum ve muhafazakâr insan tipi yetiştirilmelidir.

Faşizmin, milliyetçilik, ırkçılık, otoriterlik, totaliterlik, muhafazakârlık, popülizm ve antikomünizm gibi klasik ilkeleri ile çelişmeyen Türk İslam Sentezi MHP için, Türkeş’in hacca gitmesinden itibaren geçerliydi. Ayrıca bu sentez Türkeş’in 9 Işık ilkeleri ile de çelişmiyordu. Faşizmin klasik ilkeleri her ülkede geçerli olmakla birlikte, her ülkenin özgün koşulları ve tarihsel geleneklerine göre farklılıklar gösteriyor. Her ülke için değişmeyen şey ise, ister iktidarda ister muhalefette olsun faşist partilerde, devlet ve toplumsal yaşamın tüm alanlarını kapsayan tek ideoloji, tek tip düşünce, tek lider, tek devlet, tek millet, tek ırk, tek dil, tek din, tek mezhep diktatörlüğünün geçerli olmasıdır. Bu bağlamda Hitler faşizmini temel alan Türkiye’deki faşist hareketin kendisini ülkücü ve milliyetçi olarak tanımlaması; Hitler faşizminin etkili olduğu 1930’ların Kemalist İktidar dönemindeki milliyetçilik, Türkçülük-ırkçılık, ülkücülük argümanı kullanarak bu geleneği devam ettirmesinden kaynaklanıyor. Bunlar aynı zamanda CHP’yi, MHP ve İYİ Parti ile yandaş yapan ilkelerdir.

Bahçeli’nin 7 Haziran’dan hemen sonra koalisyonlarda ve muhalefet bloğunda yer almayacağını açıklayarak, 1 Kasım seçiminin yolunu açması, ardından 16 Nisan referandumuna destek vermesi ve şimdi de 2019 seçimlerinde AKP ile işbirliğini sürdürmesi, faşist hareketin Makyavelizm’ini, yani “Amaca ulaşmak için her yol mubahtır” anlayışını ifade ediyor. Milliyetçi Cephe Koalisyonları, RP ile Seçim Bloku ve Ecevit Koalisyonu dönemlerinde olduğu gibi MHP’nin “İktidar alternatifi olamıyorsan, ortağı ol” faydacı siyaset anlayışını da yansıtıyor. Bu nedenle siyasi kontrol ve ideolojik nüfuz olanaklarını “devlet aklı” ile uyumlu bir şekilde kullanan Bahçeli ile Erdoğan arasında kendi gelecekleri üzerine bir tür kader birliği gerçekleşti. Başka bir deyişle MHP-AKP Türk İslam ittifakı yapıldı. AKP başkanlık sistemine geçiş sürecini başlatırken, karşılığında Bahçeli’ye MHP’yi resmi ve hukuki bir teşekkül sıfatı ile elinde tutma imkanı verdi. 20 yıldan beri MHP liderliğini elinde bulunduran Bahçeli için bundan daha değerli bir şey olamazdı.

Bunları da beğenebilirsin